Filtreli kusursuzluk gerçek hayatta çöküş nedeni

Sosyal medyada dayatılan kusursuz beden ve estetik standartlar, gençlerde “normal değilim” ve “yeterli değilim” duygusunu besliyor. Uzmanlara göre bu baskı, ciddi ruhsal sorunların zeminini oluşturuyor

12 Şubat 2026 - 10:41

Filtreler, kusursuz bedenler ve ulaşılması zor estetik standartlar, sosyal medya çağında gençlerin gündelik hayatının sıradan bir parçası haline geldi. Dijital platformlarda sunulan bu ideal görünümler, özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin kendileriyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiliyor.

Bu görünüm baskısı yalnızca bedensel memnuniyetsizlik yaratmakla sınırlı kalmıyor. Zamanla bireyin özdeğer algısını ve ruhsal dayanıklılığını da zayıflatıyor. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu psikolog Betül Yaman Çetiner, sosyal medya aracılığıyla dayatılan güzellik algısının gençlerde derin bir yetersizlik hissi yarattığını söyledi. Ayrıca, teknolojik dönüşümle insan biyolojisi arasındaki hız farkına dikkat çekerek, bu durumun gençlerde “normal değilim” ve “yeterli değilim” düşüncelerini beslediğini gazetemize anlattı.

“YETERSİZLİK DUYGUSU YAYGINLAŞIYOR”

  • Sosyal medyanın dayattığı güzellik algısı gençlerde bir yetersizlik duygusu mu üretiyor?

Evet. Bunun temelinde sosyal evrim ile biyolojik evrim arasındaki hız farkı yatıyor diyebiliriz. Teknolojik gelişmelerle birlikte sosyal yaşam çok kısa sürede büyük bir dönüşüm geçirdi. İnternet, sosyal medya ve dijital platformlar bu dönüşümü olağanüstü hızlandırdı. Ancak insan bedeni ve biyolojisi aynı hızda değişemiyor. Bu durum bireyde “uyumsuzum”, “normal değilim” ve “yeterli değilim” benzeri düşüncelere sebep olabilir. Sosyal medyada sürekli idealize edilmiş ve gerçek dışı beden görselleriyle karşılaşan genç, kendi bedenini kabullenmekte zorlanıyor. Oysa ki genetik çeşitlilik daha sağlıklı ve dayanıklı yeni nesiller demektir. Zamanla bu yalnızca bedensel değil, ruhsal bir yetersizlik algısına dönüşüyor; bireyin özdeğeri zedeleniyor ve kendini kabul etme becerisi zayıflıyor.

  • Güzellik algısı tarih boyunca değişirken bugün neden bu kadar sorunlu bir noktaya geldi?

Güzellik algısı her dönemde değişti, bu doğru. Ancak geçmişte bu değişimler çok daha yavaş ilerliyor ve biyolojik gerçeklikle daha uyumlu oluyordu. Bugün ise güzellik algısı insan bedeninin doğal işleyişine hizmet etmeyen, hatta ona zarar veren biçimlerde şekilleniyor. Evrimsel açıdan çekicilik; sağlıklı doğum yapabilme, bedeni sürdürebilme ve yaşamı devam ettirebilme kapasitesiyle ilişkilidir. Oysa günümüzde estetik idealler bedeni zorlayan, sürdürülemez, gerçek dışı ve sürekli değişen standartlar üzerinden tanımlanıyor. Bu da bireyin kendi bedeniyle ve doğasıyla çatışmasına yol açıyor, kişide sürekli bir memnuniyetsizlik hali yaratıyor.

  • Bu değişimde sosyal medya mı yoksa ekonomik sistem mi daha belirleyici?

Sosyal medya burada yalnızca bir araç. Asıl belirleyici olan ekonomik sistem. Kapitalist yapı sürekli tüketimi canlı tutmak zorunda. Bunun için de bireyin elindekini yeterli görmemesini sağlaması gerekiyor. Sosyal medya, bu eksiklik duygusunu üretmek ve yaymak için son derece işlevsel bir alan sunuyor. İnsanlara sürekli olarak “daha ince olmalısın”, “daha genç görünmelisin”, “daha dolgun dudaklara sahip olmalısın” gibi mesajlar veriliyor. Bu mesajlar bireyin ihtiyacından değil, ekonomik sistemin süreklilik ihtiyacından besleniyor ve zamanla toplumsal norm haline geliyor.

“ESTETİK NORMALLEŞTİRİLİYOR”

  • Estetik müdahalelerin bu kadar yaygınlaşmasını nasıl okumak gerekir?

Estetik müdahaleler artık kişisel bir tercih olmaktan çıkıp sosyal bir zorunluluk gibi sunuluyor. Özellikle iş hayatında “tercih edilirlik” kavramı giderek bedensel görünümle ilişkilendiriliyor. İnsanlar yalnızca bilgi, deneyim ve yetkinlikleriyle değil; yüzleri, bedenleri ve yaşlarıyla da değerlendiriliyor. Bu durum bireylerde görünmez ama çok güçlü bir baskı yaratıyor. Kabul görmek, iş bulmak, sosyal çevrede var olabilmek giderek bedensel müdahalelere bağlanıyor ve bu da estetiği normalleştiriyor.

  • Estetik yaptırma yaşının 15’lere kadar düşmesi ne anlama geliyor?

Bu durum son derece kaygı verici. Ergenlik dönemi, kimliğin ve beden algısının henüz tam olarak şekillenmediği, bireyin kendini aradığı bir dönemdir. Bu yaşta yapılan estetik müdahaleler, gencin kendini olduğu haliyle kabul edemediğini ve dış onaya fazlasıyla ihtiyaç duyduğunu gösterir. Gençler sosyal medyada gördükleri ideal bedenlere ulaşmayı var olmanın ve kabul edilmenin şartı olarak algılıyor. Bu da çok erken yaşta bedenle kurulan ilişkinin bozulmasına, kalıcı ruhsal sorunlara zemin hazırlıyor.

  • Bu baskı yalnızca kadınları mı etkiliyor, erkeklerde de benzer bir süreç var mı?

Artık erkekler de bu baskının ciddi biçimde içinde. Spor salonlarına bağımlı hale gelmiş kaslı beden ideali, saç ekimi, estetik müdahaleler erkekler arasında da hızla yayılıyor. Kadın ve erkek arasındaki fark giderek azalıyor. Temelde herkes sevilmek, saygı görmek ve değerli hissetmek istiyor. Ancak bu ihtiyaçlar bedensel görünüm üzerinden karşılanmaya çalışıldığında bireyin ruh sağlığı ciddi şekilde zarar görüyor.

  • Sosyal medyada beğeni ve takipçi sayıları bireyin özdeğerini nasıl etkiliyor?

Beğeniler, beynin çok basit bir matematikle değerlendirdiği geri bildirimlere dönüşüyor. “Beğenildim, değerliyim” ya da “görmezden gelindim, yetersizim” gibi algılar oluşuyor. Özdeğer, bireyin içsel bir değerlendirmesi olmaktan çıkıp dışarıdan gelen sayısal verilere bağlanıyor. Bu da kişinin kendine olan güvenini son derece kırılgan hale getiriyor ve bireyi sürekli daha fazlasını yapmaya zorlayan bir döngüye sokuyor.

ALGI BOZUKLUKLARI VE BEDENLE KOPUŞ

  • Bu durum bireylerin günlük yaşamla kurduğu ilişkiyi nasıl değiştiriyor?

İnsanlar yaşadıkları anla bağ kurmakta zorlanıyor. Yemek yerken yemeğin tadına değil, paylaşımına; eğlenirken mutluluğa değil, nasıl göründüğüne odaklanıyor. Gerçek sosyal bağlar zayıflıyor, anın kendisinden alınan haz azalıyor. Birey sürekli “daha iyisi”ni yakalama peşine düşüyor ve bu da kalıcı bir tatminsizlik ve boşluk hissi yaratıyor.

  • Güzellik baskısı algı bozukluklarını nasıl tetikliyor?

Sürekli tekrar edilen ideal beden mesajları bireyin gerçeklik algısını bozuyor. Kişi aynaya baktığında objektif bir değerlendirme yapamaz hale geliyor. Kendini olduğundan farklı, çoğu zaman daha kusurlu algılıyor. Bu durum zamanla algı bozukluklarına, bedeninden kopmaya ve obsesif düşüncelere yol açıyor. Kişi ne yaparsa yapsın yeterli hissetmiyor.

  • Yeme bozukluklarının bu süreçteki yeri nedir?

Anoreksiya ve bulimiya gibi yeme bozuklukları bu baskının en ağır ve en tehlikeli sonuçlarıdır. Kişi yeterince zayıf hatta sağlıksız derecede zayıf olsa bile kendini kilolu hisseder. Gerçeklik algısı tamamen bozulur. Bu rahatsızlıklar hem fiziksel hem ruhsal olarak hayati risk taşır ve tedavisi oldukça zordur. Erken müdahale edilmediğinde ölümle sonuçlanabilecek kadar ciddi tablolar ortaya çıkabilir.

  • Aileler çocuklarındaki bu riskleri nasıl fark edebilir?

Yeme düzenindeki ani değişiklikler, hızlı kilo kaybı, bedene dair takıntılar, sürekli aynaya bakma ya da bedenini saklama davranışları önemli uyarı işaretleridir. Ancak birçok ebeveyn bu durumu “çağın gereği” diyerek normalleştirebiliyor. Oysa sağlıklı olmak, toplum tarafından kabul görmekten çok daha önemlidir. Görmezden gelmek sorunu büyütür ve müdahaleyi geciktirir.

Gençlerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirmek, özdeğer ve farkındalıklarını desteklemek için çocukluk çağından itibaren ailelerin profesyonel destek alması; yalnızca bugün konuştuğumuz riskler açısından değil, genel ruhsal iyilik hâli açısından da son derece önemlidir. Aileler bireysel hizmet almanın yanı sıra, kurumların yürüttüğü projeleri de takip edebilir. Okul rehberlik servislerinden bakanlıklara ve sosyal destek kurumlarına kadar pek çok kaynaktan destek talep etmekten çekinmemelidirler.


ARŞİV