Erasmuslu Adam: 'Kadıköy süper-mega ilham verici'

Geçtiğimiz hafta TAK’ta “Haydi Haydi” adlı bir sergi açan Erasmuslu öğrencilerden Polonyalı Adam Soroczyński, Kadıköy ile ilişkisini anlatıyor

03 Mart 2016 - 17:24
Kadıköy, İstanbul ilçeleri arasında Erasmus programıyla yurtdışından gelen öğrencilerin en çok tercih ettiği ilçelerin başında geliyor. Özellikle Yeldeğirmeni- Moda hattı adeta enternasyonal bir bölge gibi… Yurtdışından gelip İstanbul’da sanat eğitimi alan üniversite öğrencileri, geçtiğimiz haftalarda Kadıköy TAK’da bir sergi açtılar, adını da “Haydi Haydi” koydular. Tasarım Atölyesi Kadıköy çalışanı mimar Merve Özhan, sergide tasarımları bulunan Polonyalı Adam Soroczyński’yle hem serginin serüvenini hem de Kadıköy’de yaşamanın nasıl bir şey olduğunu konuştu. Kısaltarak yayımlıyoruz…
Biraz kendinden bahseder misin?
Adım Adam Soroczyński. Soyadım uzun çünkü Polonyalıyım ve Erasmus değişim programı için geldim. Marmara Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Grafik Tasarım okudum.
İstanbul, Kadıköy’de bu dönemi nasıl geçirdiğini düşünüyorsun? Nasıl beklentilerle gelmiştin?
Kadıköy’deki bu dönem oldukça ilham vericiydi çünkü sanat okuyorum ve bu öyle bir şey ki, ilham olmadan var olamaz. Onun için sadece yaratmak, bir şeyler yapmak istedim ve Kadıköy’den, ilçenin kendisinden ve etrafımdaki insanlardan gerçekten etkilendim. Her gün bir şeyler yapmak istedim, kendim için de elbette.
Yakın zamanda sen ve arkadaşların TAK’ta bir sergi yaptınız. Serginin fikri nasıl çıktı, ürünlerin sanatsal süreci nasıl ilerledi?
Temel olarak her şey genel bir fikirle başlar çünkü sadece hepimiz birer sanatçıyız, hepimiz Erasmus insanıyız ve hepimiz Kadıköy’de yaşıyoruz. Üniversite projelerinden fazlasını yapmak istiyorduk, İstanbul ve Kadıköy hakkındaki deneyimlerimizi birbirimize anlattıktan sonra fark ettik ki, hepimiz çok farklıyız, çok farklı anılarımız ve duygularımız var şehir hakkında ve düşündük ki bunu bir şekilde paylaşabiliriz, sonrasında sergi fikri çıktı. Tabii ki TAK bizi başından itibaren destekledi.  Biz de dedik ki, eğer fırsatımız varsa, fikrimiz de var, birileri bizimle beraber yapmak da istiyor, kesinlikle yapmalıyız. Onun için 14 sanatçıyı farklı departmanlardan topladık. Sanatçılar, cam, heykel, geleneksel Türk sanatı, tekstil, performans sanatı ve grafik çalışıyorlar. Biz de bir sergi yapıp, tamamen farklı duyguların bir arada olduğu, farklı hikâyeleri bir arada sunmak istedik. “Haydi Haydi” sergi fikri de buradan çıktı. Söylemeliyim ki süreç oldukça kolaydı. Başta kötü olabileceğine dair düşüncelerim vardı, hepimiz sanatçıyız hepimizin farklı düşünceleri var ve sandım ki birbirimizi anlayamayız. Ama en sonunda hepimiz birbirimizi destekledik ve her şeyi hızlıca, zamanında yapar hale geldik.
“Haydi Haydi” ismini nasıl buldunuz? Çünkü çok tipik bir Türk ifadesidir ve bunu kültürden nasıl çekip aldınız merak ettim.
Evet evet, evrensel bir şey bulmaya çalıştık çünkü Erasmus programı, yabancı öğrenciler için yapılmış bir şey ama sadece bizim için değil, buranın insanları için de aynı zamanda. Onun için Türkiyeli insanlar için kullanımı yaygın olan bir ifade seçmek istedik. Başta, slogan “buyrun buyrun”du çünkü buyrun’u sokakta, pazarda, her yerde duyuyorduk. Sonra üzerine uzun süre tartıştık, birkaç saat sonra “haydi haydi” ye karar verdik, çünkü bunu da sokakta fazlaca duyuyoruz. Sokaklarda yürürken, pazardayken Kadıköy’de her yerde, herkes seni davet etmek istiyor, ev sahipliği yapmak istiyor. Biz de dedik ki o zaman hem bizim için hem burada yaşayanların anlayabileceği “haydi haydi sergimizi görmeye gelin” gibiydi. Onun için adını “Haydi Haydi Erasmus Sergisi” olarak koyduk.
Peki şehir nasıldı ve senin sanatsal sürecine etkisi oldu mu?
Ben başından beri Kadıköy’de yaşıyordum ve Kadıköy’e adım attığımdan itibaren, ilk Mural’ı gördüğümde biliyordum burasının sanatsal bir semt olduğunu. Bence Kadıköy semti, nasıl söylenir bilmiyorum ama süper-mega ilham verici. İstanbul’da çok fazla yer keşfetme imkânım oldu. İstanbul’da yaşamayı düşünseydim kesinlikle Kadıköy’ü seçerdim. Çünkü burada herkesin kendine ait bir atölyesi var ve görebilirsiniz ki sadece bir şeyler yaratmak istiyorlar. Bu çok ilham verici. Tabii ki şehir bir telaş içerisinde yaşıyor ve bence her şey çok hızlı. İnsanlarla oturup beraber olmanız gerekiyor. Bunu gerçekten seviyorum. Bence benim için de iyi derslerdi bunlar, bir şeyleri önce olduğundan daha hızlı yapıyor olmak.
Acele etmenin dışında sevdiğin başka neler var, sokaklarda yürümek belki?
Sanıyorum favori mekânım Kadıköy’deki deniz kıyısı, oradan geçmeyi, oraya gidip kayalar üzerinde oturup gün batımını, tarihi yarımadayı izlemek çok ilham verici. Ve çok çok fazla genç insan kayalarda oturuyor, görebilirsin ki bu gündelik bir alışkanlık. Sadece dinlenmek, kayaların üzerinde oturmak ve bir şey yapmamak, sadece gün batımını izlemek, doğayla vakit geçirmek istiyorlar. Türkiye hakkında sevdiğim şeylerden bir tanesi, insanlar dışarıda anı yaşamayı seviyorlar. Gençler dışarıda eğlenmeyi seviyorlar, kaykay yapmayı ya da basketbol oynamayı mesela. Bizim için de, Kadıköy’de her gün yürümek büyük zevkti. Çay içmeye gitmek, zaman geçirmek, insanlarla restoranlarda konuşmak, kulüplere gitmek harika. Öncelikle Polonya’da yaşadığımdan farklı bir hayat. İnsanlar acele içinde olsa da, kendim olmaya, bir şeyler yapmaya, sanatçı olmaya ve sadece dinlenmeye zamanım olabildi. Onun için hepsinin bir arada olmasını çok sevdim.

ARŞİV