Eğitimde Çağdaş Yaklaşımlar -4- : Ece’nin ütopyası

Yazı dizimizin bu yazısında, UNESCO’nun düzenlediği kompozisyon yarışmasında “Benim Ütopyamda Eğitim Sistemi” adlı kompozisyonu ile dünya ikincisi olan Kadıköylü Ece Sevenay’ın “ütopyasını” inceledik

20 Ocak 2017 - 05:30

Haziran 2016 tarihinde UNESCO tarafından düzenlenen, “Daha İyi Bir Gelecek İçin Eğitim” konulu kompozisyon yarışmasına, dünyanın her yerinden 25 yaşını aşmamış öğrenciler daha iyi bir gelecek için tasarladıkları eğitim sistemi hakkında görüşlerinin yer aldığı kompozisyonlarla katıldı. 153 ülkeden 12 bin 937 öğrencinin katıldığı yarışmanın sonucunda Kadıköy’de yaşayan, Erenköy Çevre Koleji 11.sınıf öğrencisi Ece Sevanay,  “Benim Ütopyamda Eğitim Sistemi” adlı kompozisyonuyla büyük bir başarı göstererek dünya ikinciliğine layık görüldü. Sevenay, “50.000 Japon Yeni” almaya hak kazanırken biz de Eğitimde Çağdaş Yaklaşımlar yazı dizisinin bu yazısında Kadıköylü Ece’nin “ütopyasını” inceledik.

“DEĞİŞİMİN KİLİT TAŞI EĞİTİM”

Sevenay, yazdığı kompozisyonda dünyayı “acıdan, fakirlikten, açlıktan, ırkçılıktan ve cehaletten beslenen ve genişleyen doyumsuz ve cani bir bataklık” olarak nitelendiriyor. “Çoğumuz için ütopya, gerçek masumiyetin son kaynaklarını da öldürmemek için hala küçük çocuklara anlatılan bir peri masalı. İnsanların ten renklerine, dillerine, dinlerine ve paralarına göre kategorize edildiği bir dünyada, hala bir gün insanlığın değişeceğini umut ediyoruz” cümleleriyle bu “bataklıktan” umudunu kesmediğini belirten Sevenay, bu değişimin kilit taşının yalnızca eğitim olduğunu “Eğitim devam etmekte olan yangını söndürecek su olmalı. Bizim zihinlerimizi ve kalplerimizi aydınlatmalı” cümlesiyle açıklıyor.  

“RENKLERİ SEÇEN BEN OLMALIYIM”

Kompozisyonunda, herkesin içinde, derinlerde büyüleyici yeteneklerle bezenmiş olduğunu belirten Sevenay, eğitimcilere “İlk olarak bizi, hepimizin yapamayacağı şeylere göre ayırmaktan vazgeçin. Bizi anlamaya başlayın ve daha derine bakın. Çünkü derinlerde bir yerlerde hepimiz büyüleyici yeteneklerle kutsanmışız. Einstein'ın da dediği gibi: 'Herkes dâhidir. Ancak bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.” diyor.

Ece’nin “ütopyasında” ezberci ve geleneksel eğitim anlayışına yer yok. Sevenay, bu durumu kompozisyonunda şu cümlelerle açıklıyor: Bize geleneksel formülleri, fikirleri ve sistemleri öğretmekten vazgeçin. Bize onların nereden geldiklerini öğretin. Problemlerin köklerini öğretin. İhtiyacımız olan şey; sorgulamak. Yine Einstein'ın dediği gibi: ‘Eğitim gerçekleri öğrenme değil, beynin düşünmesi için egzersiz yapmasıdır.’ Dolayısıyla, neden bahçede kocaman bir taş olduğunu sorgularken önüme bariyerler koymayın. En harika fikirler en basit sorulardan ve düşüncelerden ortaya çıkar. Öğrenmek istediğim şey kitaplarımızda olmayabilir, ancak bunu bir bahane olarak kullanıp da istediğim şeyi bana öğretmemezlik yapmayın. Bir birey olarak, dünyaya faydalı olmak istiyorum. Şarkının da dediği gibi duvarda başka bir tuğla olmak istemiyorum. Kendi karakterimi ve dünyamı boş kanvasa ben boyamalıyım. Renkleri seçen ben olmalıyım. Fakat öğretmenlerim bana nasıl çizildiğini öğretenler olmalı.”

“HİÇBİR ŞEY İMKÂNSIZ DEĞİLDİR”

Ece, kompozisyonunda ailelerin çocuklara vermesi gereken eğitimden de söz etti: “Bana, renklerin gökkuşağının harmonisini oluşturabilmek ve danslarını yapabilmek için sadece birleşmeleri gerektiğini söyleyin. Bana yeni bir dil öğrenmeye kabiliyetimin olmadığını söylemeden önce şu gerçeğin farkına varın, bütün bebekler doğduklarında aynı dili konuşurlar. Hiçbir şey imkânsız değildir. Bana dinleri öğretin. Bana onların bizi parçalayan değil birleştirmek için var olan şeyler olduğunu öğretin. Ve sonrasında, bırakın neye inandığımı ben seçeyim.”

Sevenay, yazdığı kompozisyonda, çocukların eğitimine başlamadan önce ailelerin de kendini eğitmesi gerektiğini vurguladı. Yetişkinlerin içindeki öfkeli canavarı dizginlemesi ve kendini yok etme hastalığından kurtulması gerektiğini yazıya döken Sevanay, “Medeniyet maskesinin ardına saklanıp, birbirinizi tehdit etmek için silah ve teknoloji üretmeyi durdurun. Unutmayın ki öğrenciler birer heykellerdir, öğretmenlerse şekli veren heykeltıraşlar. Biz, sizden gördüğümüzü öğreniyoruz.” diyor.

YARIŞMAYA KATILDIĞINI UNUTMUŞ

Kazandığı büyük başarının ardından gazetemize konuşan Ece Sevenay, İngilizce öğretmeninin yönlendirmesiyle katıldığı yarışmadan, böyle bir başarı beklemiyormuş. Öyle ki Sevenay, yarışmaya katıldığını bile unutmuş. İngilizce öğretmeninin 2. olduğunu belirten belgeyi gösterdiğinde yarışmaya katıldığını hatırlayan Sevenay, “Dünya olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Ben, yaşadığımız çoğu problemin kökünün, eğitim sistemindeki yanlışlıklar olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu ikincilik, ileride belki de insanlık için bir şeyleri değiştirebileceğim konusunda beni çok motive etti.” diyor.

“EĞİTİM SİTEMİNİ BEĞENMİYORUM”

Ütopyasında tasarladığı eğitim sistemiyle dünya 2.si olan Sevenay’a, içinde eğitim gördüğü sistem yani Türkiye’nin eğitim sistemiyle ilgili görüşlerini sorduğumuzda ise bize şu yanıtı verdi: “Doğruyu söylemek gerekirse, Türkiye’nin eğitim sistemini hiç beğenmiyorum. Zaten PİSA sonuçlarına baktığımızda eğitimdeki durumumuzu görebiliyoruz. Okuduğunu anlamayan, beynini sürekli ezber, tabiri caizse ‘Google bilgileri’yle dolduran, etrafında olan şeyleri gözlemleyip, sorgulayıp; kendi bakış açısıyla sentezleyemeyen, felsefeden yoksun, gerçek tarihten, problemlerin kökünü bilmeyen, onlara yeni çözümler üretemeyen bir nesil yetiştirmek üzere tasarlanmış bir sistemin içindeyiz. Sınav kaygısı sebebiyle bir şeyleri öğrenmeye çalışan, varoluşa ve her türlü bilime meraksız robotlara dönüşüyoruz. Önemli olan kimin daha iyi ezberlediği ya da kaç saniyede soru çözebildiği değil, insanın sorgulayabilme, yaratıcı olma ve üretebilme yeteneğidir bence. Maalesef bir fen öğrencisi YGS-LYS testi çözmekten doğru düzgün laboratuvara bile inemiyor.”


ARŞİV