Biyolojik yaşlanma kanseri tetikliyor mu?

Biyolojik yaşlanma göstergeleri ile bazı kanser türleri arasında ilişki bulunduğuna dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tolga Aksu, yaşam tarzı ve aile öyküsünün de risk değerlendirmesinde önemli olduğunu söyledi

05 Ekim 0206 - 22:25

Biyolojik yaşlanma, kişinin takvim yaşından bağımsız olarak vücudunda zaman içinde meydana gelen hücresel, metabolik ve fizyolojik değişimleri ifade ediyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, biyolojik yaşlanma göstergeleri ile bazı kanser türlerinin görülme riski arasında ilişki olabileceğine işaret ediyor. Biyolojik yaşın nasıl değerlendirildiğini, kanser riskiyle olan olası bağlantısını ve sağlıklı yaşlanma için hangi yaşam tarzı adımlarının öne çıktığını Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tolga Aksu ile konuştuk.

BİYOLOJİK YAŞ NEDİR?

Biyolojik yaşlanma ile ilgili bilgi veren Aksu, “Kronolojik yaş, doğumumuzdan bu yana geçen süreyi ifade ederken biyolojik yaş, vücudun bu süre içinde ne kadar değiştiğini ve yaşlandığını açıklamaya çalışan bir kavramdır. Aynı gün doğmuş iki kişinin metabolik sağlığı, bağışıklık sistemi ve organlarının çalışma kapasitesi birbirinden farklı olabilir. Bugüne kadar çeşitli araştırmacılar biyolojik yaşlanmayı kan değerleri, fiziksel işlevler veya DNA üzerindeki bazı kimyasal değişiklikler üzerinden ölçmeye çalışmıştır. Ancak bugün herkes için geçerli, tek ve kesin bir ‘gerçek biyolojik yaş’ testi bulunmadığını unutmamak gerekir. Farklı ölçüm yöntemleri aynı kişide farklı sonuçlar verebilir; bu nedenle bir testin ‘takvim yaşınızdan beş yaş büyüksünüz’ sonucunu vermesi, vücudunuzun kesin olarak beş yıl daha fazla yaşlandığı anlamına gelmez.” dedi.

“50 YAŞ ALTI KANSER VAKALARINDA ARTIŞ VAR”

Aksu, “Son yıllarda gençlerde bazı kanser türlerinin daha sık görüldüğüne dair veriler bulunuyor. Ancak bu artış tüm kanserler için geçerli değil. ABD’de yapılan geniş çaplı araştırmalarda, 50 yaşın altındaki kişilerde özellikle meme, kalın bağırsak, böbrek ve rahim kanserlerinde belirgin bir artış gözlenirken pankreas kanserinde de daha sınırlı bir yükseliş saptandı. Bu verilerin ABD’ye ait olduğunu ve Türkiye’de aynı kapsamda çalışmalar bulunmadığını göz önünde bulundurmak gerekir. Artışın nedenleri ise henüz tam olarak açıklanabilmiş değil. Fazla kilonun daha genç yaşlarda başlaması, hareketsizlik ve alkol tüketimi bazı kanser türlerinde rol oynuyor olabilir. Bunun yanında gelişmiş tarama ve görüntüleme yöntemleri sayesinde kanserlerin daha erken ve daha sık saptanması da istatistiklerdeki artışın bir bölümünü açıklayabilir. Bağırsak mikrobiyotası ve çevresel etkenlerin olası etkileri de araştırılmaktadır. Bu nedenle genç yaşın kanser riskini tamamen ortadan kaldırmadığını bilmek ve uzun süren ya da açıklanamayan belirtileri ‘yaşım genç, bende olmaz’ düşüncesiyle ihmal etmemek önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Biyolojik yaşlanmanın kanser riski üzerindeki etkilerinden de bahseden Aksu, “Biyolojik yaşlanma göstergeleri ile kanser riski arasında ilişki saptayan çalışmalar vardır. Örneğin 2026’da Nature Medicine’da yayımlanan geniş kapsamlı bir çalışmada, biyolojik yaşlanma göstergeleri daha yüksek olan kişilerde bazı erken başlangıçlı kanserlerin daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Ancak bu bulgu, biyolojik yaşlanmanın tek başına kansere neden olduğunu ya da biyolojik yaşı düşürmenin kanseri önlediğini kanıtlamaz. Olası ilişki; yaşla birlikte DNA’da değişikliklerin birikmesi, bağışıklık sisteminin sorunlu hücreleri tanıma kapasitesinin değişmesi, dokuların yenilenme süreçlerindeki farklılıklar ve uzun süreli iltihabi süreçlerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Bununla birlikte yaşlanma ve kanser arasındaki ilişki oldukça karmaşıktır; çünkü vücudun bazı yaşlanma mekanizmaları aynı zamanda kanserleşmeyi baskılayan koruyucu süreçlerin de bir parçası olabilir.” şeklinde konuştu.

“YAŞAM TARZI VE AİLE ÖYKÜSÜ ÖNEMLİ”

Aksu, “Biyolojik yaş sonucunu bir kanser risk puanı ya da tarama testi gibi değerlendirmemek gerekir. ‘Biyolojik yaşım genç çıktı, taramaya ihtiyacım yok’ düşüncesi kadar yüksek bir sonuç nedeniyle gereksiz kaygıya kapılmak da doğru değildir. Kişisel risk değerlendirmesinde takvim yaşı, ailede özellikle genç yaşta kanser öyküsü, kalıtsal yatkınlık, sigara ve alkol kullanımı, fazla kilo, bazı enfeksiyonlar ve kişisel hastalık öyküsü birlikte ele alınmalıdır. Dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı, geçmeyen bir kitle veya kalıcı bağırsak alışkanlığı değişikliği gibi belirtilerde tarama yaşını beklemeden hekime başvurulmalıdır. Yaşlanmayı tamamen durdurmak mümkün olmasa da tütünden uzak durmak, sağlıklı kiloyu korumak, düzenli hareket etmek, dengeli beslenmek, alkolü azaltmak ya da kullanmamak, aşı ve taramaları aksatmamak hem genel sağlığı korumaya hem de bazı kanser risklerini azaltmaya yardımcı olabilir. Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın 2026 değerlendirmesine göre dünya genelindeki yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 37’si önlenebilir nedenlerle ilişkiliydi. Bu ciddi risk azalması bize toplumsal düzeyde alışkanlıklarımızı düzeltmenin önemini gösteriyor.” dedi.

KANSERDEN NASIL KORUNABİLİRİZ?

“Egzersiz, sağlıklı kilo ve dengeli beslenmenin kanserden korunmadaki olumlu etkileri güçlü bilimsel verilerle desteklenmektedir.” diyen Aksu, “Yetişkinler için haftada 150–300 dakika orta yoğunlukta veya 75–150 dakika yüksek yoğunlukta fiziksel aktivite önerilir. Sebze, meyve, baklagil ve tam tahılları öne çıkarmak; işlenmiş eti, şekerli içecekleri ve aşırı işlenmiş gıdaları sınırlamak hem genel metabolik sağlığı destekler hem de bazı kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Düzenli ve yeterli uyku da genel sağlık için önemlidir; yetişkinlerin çoğuna gecede en az yedi saat uyku önerilir. Ancak uyku süresi ya da stres yönetiminin biyolojik yaşı belirli bir oranda düşürdüğünü veya kanser riskini doğrudan azalttığını söylemek için henüz yeterli bilimsel kanıt yoktur. Stres yönetimi daha çok uyku, hareket ve sağlıklı alışkanlıkların sürdürülebilmesine katkı sağlar.” ifadelerini kullandı.

Aksu, son olarak şunları dile getirdi: “Sağlıklı yaşlanma için sigarayı bırakmak, haftanın çoğu günü hareket etmek, kilo, tansiyon ve kan şekeri gibi ölçülebilir riskleri takip etmek, düzenli uyumak, alkol tüketimini azaltmak ve ailedeki kanser öyküsünü bilmek önemlidir. HPV ve hepatit B aşılarının uygunluğu hekimle değerlendirilmeli, yaşa ve kişisel riske uygun kanser taramaları aksatılmamalıdır. Biyolojik yaş araştırmaları gelecekte risk değerlendirmesinde daha fazla rol oynayabilir; ancak bugün için en doğru yaklaşım, tek bir laboratuvar sonucuna değil, bilinen risk faktörlerine ve kanıtlanmış korunma yöntemlerine odaklanmaktır.”


ARŞİV