Marmara’nın yüzü bugün İstanbul’un kıyılarına baktığımızda bildik bir manzarayı gösteriyor. Oysa denizin altında ve kıyılarında bambaşka bir hayatın hüküm sürdüğü zamanlar vardı. Balık sürüleri mevsimlerle birlikte Boğaz'dan geçiyor, dalyanların etrafında toplanıyor, balıkçılar hangi türün hangi kıyıya ne zaman yanaşacağını biliyordu. Denizin ritmi, kıyıda yaşayanların hayatının da ritmiydi. Geçtiğimiz haftalarda Eminönü'nde görüntülenen orkinoslar bu eski dünyanın kısa bir hatırlatıcısı oldu. İstanbul'un kalabalığı içinde, suyun yüzeyine yaklaşan birkaç metre uzunluğundaki bu büyük balıklar şaşkınlık yarattı. Oysa bundan yüzyıl önce orkinos, İstanbul sularının yabancısı değildi. Hatta çok daha eskiye, Roma dönemine kadar uzanan anlatılarda Marmara'nın balıkları arasında önemli bir yere sahipti.

İstanbul Balıkhanesi eski müdürü ve balıkçılık başmüfettişi Karekin Deveciyan tarafından kaleme alınan Türkiye'de Balık ve Balıkçılık kitabı da tam bu eski Marmara'nın izini sürmek için önemli bir kaynak. Türkiye'de balıkçılık konusunda yazılmış en önemli eserlerin başında gelen kitap, Aras Yayınları tarafından 2006'da yayımlandı. Deveciyan'ın yıllar boyunca balıkçılık alanında edindiği bilgi ve gözlemleri bir araya getiren eser, balıkları yalnızca isimleriyle anmıyor; onların nerelerde bulunduğunu, nasıl hareket ettiğini, nasıl avlandığını ve balıkçılığın İstanbul kıyılarındaki gündelik hayatını ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitabın sayfalarında Marmara'nın balıkları tek tek karşımıza çıkarken, onların birbirleriyle ve balıkçılarla kurduğu ilişki de görülüyor. Bu dünyanın en büyük sakinlerinden biri ise tonbalığı, yani orkinos.
KADIKÖY KIYILARINDA BİR ORKİNOS HİKÂYESİ
Göçmen deniz balıklarının en büyüğü olarak tanımlanan orkinosların bir bölümü her yıl Atlantik Okyanusu'ndan yola çıkıyor; Afrika kıyıları, Suriye ve Anadolu kıyıları boyunca ilerleyerek Karadeniz'e giriyor. Ardından Rumeli ve Avrupa kıyıları boyunca yollarına devam ederek ilk geldikleri noktaya dönüyorlar. Deveciyan'ın aktardığı Plinius anlatısı ise bu yolculuğu İstanbul üzerinden tarif ediyor. MS. 79 yılında 37 ciltlik bir doğa tarihi yazan Plinius'a göre tonbalıkları ilkbaharda kalabalık gruplar halinde hareket ediyor; Akdeniz'den gelerek Marmara Denizi'ne veya Karadeniz'e gidiyor. Bu yolculuk sırasında bugün Kadıköy olarak bildiğimiz Khalkedon'un yakınları da balıkların rotasında yer alıyor.

Plinius'un anlatısına göre Boğaziçi'nin Asya kıyılarında, Khalkedon yakınlarında göz kamaştırıcı beyazlıkta çok yüksek bir kaya bulunuyor. Kayanın parlaklığı tonbalığı sürülerini ürkütüyor ve balıklar korkuyla Khalkedon'un karşı kıyısındaki Byzantion Burnu'na doğru atılıyor. Deveciyan, bu şekilde yollarından ayrılmalarının Byzantion Burnu yakınlarında avlanmalarını kolaylaştırdığını, burada bol miktarda yakalandıklarını aktarıyor. Tonbalıklarının bu bolluğu nedeniyle de buruna Khrysoun Keras, yani “Altın Boynuz” veya “Bolluk Boynuzu” denildiğini yazıyor. Böylece Marmara'nın balıklarından biri, İstanbul'un eski yer adlarından birinin hikâyesinin de içinde karşımıza çıkıyor.

NİSAN AYINDA BAŞLAYAN YOLCULUK
Deveciyan, orkinosların Karadeniz'e doğru çıkışının her yıl 1 Nisan'dan itibaren başladığını ve bu hareketin eylül ayının başına kadar sürdüğünü yazıyor. Daha sonra diğer balıkların peşinden geri dönüyorlar. Tonbalıklarının bir bölümü Akdeniz'e geçerken, bir bölümü de başka göçmen balıklarla birlikte Marmara'da kalıyor. Şiddetli soğuklarda ise derin sulara indiklerinden kışın nadiren avlanıyorlar.
Üreme dönemleri de yine bu yolculuklarla bağlantılı. Deveciyan'a göre tonbalıkları yumurtalarını torikten bir ay önce, mayıs ve haziran aylarında Karadeniz'e bırakıyor. Küçük tonbalıkları ise torik ve palamutlarla aynı zamanlarda Karadeniz'in güneyine iniyor. Deveciyan’ın orkinosların büyüme hızına ilişkin verdiği bilgiler de dikkat çekici. Deveciyan, temmuz ayında yavruların yalnızca 45 gram geldiğini; ağustos ayında 120 grama, ekim ayında ise 900 grama ulaştığını belirtiyor. Marmara ve Çanakkale Boğazı çevresinde “Yazılı Orkinos” denilen bir cins tonbalığından da söz ediyor. Bu balığın boyunun fazla büyümediğini, ancak etinin sarımtrak ve solgun renkte olduğunu ve daha yüksek nitelikte, daha lezzetli kabul edildiğini yazıyor. Türkiye sularında bu cins tonbalığından bol miktarda bulunduğunu, ancak avlanmasının çok zor olduğunu aktarıyor.

FENERBAHÇE VE SUADİYE’DEKİ DALYANLAR
Deveciyan'ın İstanbul çevresindeki tonbalığı avcılığına ilişkin verdiği bilgiler, bugün bildiğimiz kıyıların geçmişteki kullanımına dair ayrıntılar da taşıyor. Kitaba göre İstanbul'a gelen tonbalıklarının büyük bölümü Asya kıyılarında, Tuzburnu, Salistra yani Suadiye ve Fenerbahçe'de bulunan dalyanlarda avlanıyor. Ancak tonbalığı zaman zaman Marmara Denizi'nde olta ile de yakalanıyor. Deveciyan, İstanbul dolaylarında yakalanan tonbalıklarının büyük bölümünün uzunluğunun yaklaşık bir buçuk metre, ağırlığının ise 300 kilo kadar olduğunu yazıyor. Bazen boyları 2 metre 75 santimetre, ağırlıkları 450 kilo olan balıkların da yakalandığını belirtiyor. Uzun boylu tonların erkek balıklar olduğunu, dişilerin ise her zaman daha küçük olduğunu aktarıyor. Bugün İstanbul kıyılarında birkaç metre uzunluğunda bir orkinos görmek şaşırtıcı olabilir. Deveciyan'ın sayfalarında ise İstanbul dolaylarında yakalanan yüzlerce kiloluk tonbalıkları, balıkçılığın anlatılan düzeninin bir parçası olarak yer alıyor.

TONBALIĞININ PEŞİNDEKİ BALIKLAR
Deveciyan'ın anlattığı Marmara'da tonbalığı başka balıklarla birlikte anılıyor. Tonbalığının her zaman dalyanlara giren veya ağa takılan uskumru, torik ve diğer balık sürülerinin üstüne saldırma huyu olduğu belirtiliyor. Saldırdıktan sonra balıkları dağıtıyor, dalyanları ve ağları yırtıyor ve başka zararlara da neden oluyor. Bu nedenle balıkçıların yunustan daha çok tonbalığından korktuğu yazılıyor.
Tonbalığının sevdiği yiyecekler arasında ise sardalya, torik, lüfer ve diğer göçmen balıklar sayılıyor. Deveciyan, tonbalığının bu balıkları kovaladığını ve yakaladığında “açgözlüler gibi” saldırıp yediğini belirtiyor.
Tonbalığının Marmara'daki hikâyesi avlanmasıyla da bitmiyor. Deveciyan, büyük boydaki tonbalıklarının büyük bölümünün tuzlandığını, küçük boydakilerin ise bir kısmının etinin daima taze olarak yenildiğini yazıyor. Deveciyan’ın anlatımına göre tuzlu tonbalığının büyük kısmı İtalya'ya gönderiliyor, geri kalanı ise Türkiye'de tüketiliyor. Tonbalığı avının yıllık verimi de değişken. Deveciyan, İstanbul Balıkhanesi'nde bu balığın satışının 500 bin kiloya ulaştığı yıllar olduğunu yazıyor.
Bugün av sezonunun başlamasıyla birlikte İstanbul'un kıyılarında yeniden balıkların peşine düşülürken, Deveciyan'ın bir asırdan fazla zaman önce kayda geçirdiği bu ayrıntılar başka bir Marmara'yı gösteriyor. O Marmara'da tonbalıkları yalnızca denizin içinde görülen büyük balıklar değildi. Karadeniz'e uzanan göç yolları vardı; Kadıköy yakınlarında yön değiştiren sürüleri, Fenerbahçe ve Suadiye'deki dalyanları, Arnavutköy Akıntısı'ndaki zıpkınları, oltaları, kayıkları ve balığın peşinden giden balıkçıları vardı.Ve Marmara'nın balıkları arasında, bütün bu hikâyenin merkezinde, Deveciyan'ın “göçmen deniz balıklarının en büyüğü” olarak anlattığı orkinos duruyordu.