Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi, 28 Mart Cumartesi günü duygu yüklü bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Kadıköy Belediyesi Koşuyolu, Suadiye, Zühtüpaşa ve Caddebostan Gönüllüleri’nin düzenlediği etkinlikte, yönetmen İmre Azem’in 6 Şubat depremlerinin ardından yaptığı beşinci Hatay belgeseli “Üç Yılın Ardından İstanbul’dan Antakya’ya Bakmak”ın gösterimi yapıldı. Yönetmen İmre Azem, şehir plancısı ve akademisyen Tuğçe Tezer, Hatay Kadın Dayanışması’ndan Eda Dinçmen ile Adalet Peşinde Aileler Platformu’ndan Döne Kaya etkinliğin konuklarıydı.
“DAYANIŞMAYA ÇOK İHTİYACI VAR”
Belgesel gösterimi öncesi söz alan yönetmen İmre Azem, şunları dile getirdi: “Depremde en ağır hasarı yaşayan, en büyük kayıpların yaşandığı Hatayı özellikle unutmamalıyız. Gündemde tutmalıyız. Bunun iki sebebi var. Bir tanesi gerçekten yıkımın ve kayıpların boyutu o kadar büyük ki bir kentin kendi öz kaynaklarıyla tek başına ayağa kalkması çok mümkün değil. Gerçekten dayanışmaya çok ihtiyacı var. Depremin üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçti. Hala hayat şartları çok zor. Türkiye bir deprem bölgesi. İstanbul'da büyük bir deprem bekliyoruz. Hatay'da yaşananlar, yapılanlar, yapılmayanlar gelecekte yaşanacak diğer afetler ile depremlerde nelerin yapılmaması gerektiği ve nelerin yanlış yapıldığı ile ilgili bir öngörü sağlayabilir. Bu sebeplerden dolayı Hatay'dan gözümüzü kulağımızı ayırmamamız gerektiğini düşünüyorum. Belgesellerin amacı da İstanbul'da, Ankara'da ve Türkiye'nin diğer illerindeki insanlara Hatay'ı unutturmamak.”

“SAVAŞTAYMIŞIM GİBİ HİSSETTİM”
Belgesel gösteriminin ardından akademisyen Tuğçe Tezer moderatörlüğünde bir söyleşi yapıldı. İlk sözü alan Hatay Kadın Dayanışması’ndan Eda Dinçmen, “Şimdi belgeseli izlerken savaştaymışım gibi hissettim. Aslında biz çok şey yaşıyorduk ama yaşarken bu kadar ağır hissetmiyoruz. İzlerken aslında ne kadar çok ağır şeyler yaşadığımızı yüzüme çarpa çarpa gördüm. Belgeselde Kurtderesi mahallesi sakinlerini izlediniz. ‘Direne direne kazanacağız’ dediler ama kazanamadılar. O gördüğünüz dağın yamacını komple TOKİ yaptılar. Ve orayı kaybettik.” dedi.
Doğma büyüme Antakyalı olan ve Hatay’ın Defne ilçesinde öğretmenlik yapan Dinçmen, şöyle devam etti: “Normalde bir işletmemiz vardı, depremde yıkıldı. Yine tapulu bir işletmeydi ve o bütün tapular şu an tapusuz. Ne olduğunu bilmiyoruz. İşletmelerimize, evlerimize ne olduğunu bilmiyoruz. Çünkü ‘riskli alan’ dedikleri bir bölgedeyiz. Ve riskli alanla ilgili biz hiçbir hak iddia edemeyiz. Onlar bize ne sunarsa biz ona razı olmak zorundayız. Antakya’yı ‘terk edilmiş bir kasaba’ gibi görüyorum. Kendimi terk edilmiş kasabanın içinde gibi hissediyorum.”
Depremden sonra Hatay Kadın Dayanışması’nı kurduklarını dile getiren Dinçmen, “Tamamen gönüllü bir platformuz. Kadınlarla, çocuklarla, dezavantajlı gruplarla iyi olabilmek, bir şehri şehir yapan, bir şehri güzelleştiren insanlar olarak birbirimize iyi gelmek için Hatay Kadın Dayanışması’nı kurduk. Beraber güzel etkinlikler yaptık.” diye konuştu.
“ADALET ALACAĞIMIZ VAR”
Depremde Antakya’da annesi, kız kardeşi, eniştesi ve 9 aylık yeğenini kaybeden, Adalet Peşinde Aileler Platformu'ndan Döne Kaya ise şunları söyledi: “Adalet Peşinde Aileler Platformu olarak depremde yaşanan ölümleri kader olarak algılamadığımız için adalet mücadelesi veriyoruz. Depremde kayıp vermiş bizlerin bu ülkeden adalet alacağımız var. 6 Şubat depremlerinden sonraki bu adalet mücadelesinde elde etmemiz gereken bir ‘afet hukuku’na ihtiyacımız var. Bununla birlikte afet kültürüyle ortak bir afet hafızasına ihtiyacımız var ki tekrardan aynı acıları yaşamayalım.”

“TARIM KENTİ OLMAKTAN ÇIKTI”
Kaya’nın ardından söz alan Tuğçe Tezer de salonda belgeseli izleyenlere afeti yaşayan insanların yerine kendilerini koyarak empati yapmalarını istedi. Tezer, “Benim doktora tezim Antakya. Doktora tezimi çalıştığım dönemde 2011-2012 yılı verilerine bakmıştım. Türkiye'nin tarımsal gıda üretiminin yüzde 11'ini ve narenciye üretiminin yüzde 16'sını tek başına Hatay sağlıyordu. Küçücük bir şehir kocaman Türkiye’ye yetiyordu. Şimdi mümkün değil. Tarım arazileri ve mülkiyet hakları rezerv alan olarak alınıyor. Tarihi dokular moloz yığınları altında kalıyor. Doğal ekosistem, kontrolsüz açılan taş ocakları ve beton santralleri ile tahrip ediliyor.” dedi.
“MÜTEAHHİT SAYISI ARTTI”
“Depremden sonra Türkiye'de müteahhit sayısı artmış mıdır, azalmış mıdır?” sorusunu soran Tezer, cevabı şöyle verdi: “2023 depremi sonrası inşaatçı sayısı devasa bir artışla 650 bine ulaştı. Bu müteahhitler kimler biliyor musunuz? TOKİ'nin şu anda evlerini yaptırdığı müteahhitler. Onlar depremden önce ne iş yapıyordu biliyor musunuz? Kimisi hırdavatçı, kamyon şoförü, tekstilci, bakkal… Bütün meslekler önemlidir ama herkes de müteahhit olamaz. Olmamalıdır. Müteahhit olmak için ne gerektiğini biliyor musunuz? Şu anda burada herkes 18 yaşını geçti değil mi? Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Hepimiz olabiliriz. Birazdan çıkınca başvuralım. Bir hafta içinde belgemizi alabiliriz.”