Vücudun ihtiyaç duyduğu anda doğru enerji kaynağını kullanabilme becerisi olarak tanımlanan metabolik esneklik; kilo yönetiminden insülin duyarlılığına, enerji seviyesinden sağlıklı yaş almaya kadar pek çok süreci etkiliyor. Modern yaşam tarzı, hareketsizlik, sık atıştırma, yetersiz uyku ve stres gibi faktörler metabolik esnekliği olumsuz etkileyebiliyor. Konuya ilişkin gazetemize konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Mercan Çiftçi, metabolik esnekliğin yalnızca tartıdaki rakamla açıklanamayacağını belirterek beslenme, kas kütlesi, uyku, hareket ve stres yönetiminin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“SADECE KİLOYLA İLİŞKİLİ DEĞİL”
Metabolik esneklik hakkında bilgi veren Çiftçi, “Metabolik esneklik, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu anda doğru yakıtı kullanabilme becerisidir. Yemek yediğimizde karbonhidratlardan gelen glikozu kullanırız; öğün aralarında, gece boyunca ya da daha uzun açlık dönemlerinde ise yağ depolarımızı enerjiye çevirebilmemiz gerekir. Sağlıklı bir metabolizma bu geçişleri zorlanmadan yapar. Ben hastalarıma bunu genellikle hibrit araç örneğiyle anlatıyorum. Hibrit bir araç gerektiğinde elektrik, gerektiğinde benzin kullanabilir. Vücudumuz da benzer şekilde gerektiğinde şekeri, gerektiğinde yağı enerji kaynağı olarak kullanabilmelidir. Sorun, metabolizmanın sürekli şekere bağımlı hale gelmesiyle başlar. Bu durumda kişi öğün geciktiğinde hemen halsizlik, sinirlilik, baş ağrısı ya da tatlı isteği yaşayabilir. Yani metabolik esneklik sadece kilo ile ilgili değildir; hücrelerimizin enerjiyi ne kadar verimli yönettiğini gösteren önemli bir sağlık göstergesidir.” dedi.
Metabolik esnekliğin son yıllarda daha da öne çıktığını belirten Çiftçi, “Artık metabolik hastalıkları çok daha sık görüyoruz. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, obezite, karaciğer yağlanması ve metabolik sendrom giderek artıyor. Bu hastalıkların ortak zemininde çoğu zaman bozulmuş enerji yönetimi, yani metabolik esneklik kaybı yer alıyor. Kişinin kilosu çok yüksek olmayabiliyor ama belirgin insülin direnci, karın çevresinde yağlanma, enerji düşüklüğü ve tatlı isteği olabiliyor. Yani tartıdaki rakam tek başına metabolik sağlığı göstermiyor. Bu nedenle artık sadece ‘kaç kilo verdik?’ sorusunu değil, ‘metabolizma daha sağlıklı çalışıyor mu, kas korunuyor mu, insülin duyarlılığı artıyor mu?’ sorularını da sormamız gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Metabolik esneklik, sağlıklı yaş almanın temel bileşenlerinden biridir” diyen Çiftçi, “Metabolik olarak daha sağlıklı bireylerde gün içinde enerji daha dengeli olur, açlık krizleri azalır, egzersiz kapasitesi artar, uyku ve kilo yönetimi daha kolay hale gelir. Özellikle orta yaş ve menopoz dönemindeki kadınlarda bu konu daha da önemlidir. Çünkü bu dönemde kas kaybı hızlanabilir, karın çevresinde yağlanma artabilir ve insülin direnci daha görünür hale gelebilir. Kas dokusunu korumak, metabolik esnekliği korumanın en önemli yollarından biridir. Ben metabolik esnekliği ileri yaşlarda bağımsız, aktif ve üretken kalabilmenin önemli bir parçası olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı.

MODERN YAŞAM METABOLİK ESNEKLİĞİ NASIL ETKİLİYOR?
Çiftçi, “Modern yaşam metabolik esnekliği birçok yönden zorluyor. Gün boyu oturmak, sık atıştırmak, ultra işlenmiş gıdalar tüketmek, yetersiz uyumak ve kronik stres altında yaşamak metabolizmanın doğal ritmini bozuyor. Vücudumuz aslında açlık ve tokluk arasında geçiş yapabilen bir sistem olarak çalışır. Ancak günümüzde pek çok kişi sabah uyanır uyanmaz başlayan ve geceye kadar süren bir beslenme döngüsünün içinde yaşıyor. Bu da vücudun yağ yakma kapasitesini azaltabiliyor” dedi ve şöyle devam etti: “Hareket azaldıkça kas dokusu zayıflıyor. Oysa kas, metabolik sağlığın en önemli organlarından biridir. Glikozu kullanır, insülin duyarlılığını destekler ve enerji yönetiminde aktif rol oynar. Bu nedenle modern yaşam tarzı yalnızca kilo artışına değil, metabolik kapasitenin azalmasına da yol açabiliyor.”
Metabolik esnekliğin nasıl fark edilebileceği hakkında da konuşan Çiftçi, “Metabolik esnekliği tek bir kan testiyle ölçemeyiz. Bu nedenle kişiyi laboratuvar sonuçları, beden kompozisyonu, bel çevresi ve günlük yaşam belirtileriyle birlikte bütüncül değerlendirmek gerekir. Açlık glukozu, HbA1c, açlık insülini, HOMA-IR, trigliserid, HDL kolesterol, karaciğer enzimleri ve bel çevresi önemli ipuçları verse de tek başına yeterli değildir. Öğün gecikince halsizlik, sık tatlı isteği, sabah yorgun uyanma, karın çevresinde yağlanma, kilo vermekte zorlanma ve egzersiz kapasitesinde azalma gibi belirtiler de mutlaka sorgulanmalıdır; çünkü metabolik esneklik yalnızca kan değerlerinde değil, kişinin günlük yaşam enerjisinde de kendini gösterir.” dedi.

“MENOPOZ DÖNEMİNDE DAHA DİKKATLİ OLUNMALI”
Özellikle kadınların menopoz döneminde daha dikkatli olması gerektiğinin altını çizen Çiftçi, “Kadınlarda metabolik sağlığı yaşam dönemlerine göre değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Menopoz bu açıdan çok önemli bir dönemdir. Bu dönemde hormonal değişimlerle birlikte kas kaybı hızlanabilir, karın çevresinde yağlanma artabilir ve insülin direnci daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle menopoz döneminde kilo artışını sadece ‘daha az hareket ettim’ ya da ‘daha çok yedim’ diye açıklamak eksik olur. Burada değişen hormonal ortam, azalan kas kütlesi, uyku kalitesi, stres yükü ve insülin duyarlılığı birlikte değerlendirilmelidir.” şeklinde konuştu.
Metabolizmamızı korumak için neler yapmamız gerektiğini anlatan Çiftçi, “Metabolik esnekliği destekleyen beslenmede amaç yalnızca kalori azaltmak değil; kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak, insülin duyarlılığını desteklemek ve kas dokusunu korumaktır. Bu nedenle yeterli protein alımı, liften zengin sebzeler, kaliteli yağ kaynakları, yeterli su tüketimi ve mümkün olduğunca az işlenmiş gerçek gıdalar ön planda olmalıdır.” ifadelerini kullandı.