Kalıcı yaz saati uygulaması ruh sağlığını tehdit ediyor

Kalıcı yaz saati uygulamasıyla uzayan sabah karanlığının insan biyolojisi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Uyku Danışmanı Seda Özcan, gün ışığından yoksun kalmanın depresyon, stres ve uyku bozukluklarını artırabileceğini söyledi

02 Ocak 2026 - 09:05

Kalıcı yaz saati uygulamasının özellikle kış aylarında sabah karanlığını uzatarak insan biyolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri yeniden tartışma konusu oldu. Uyku Danışmanı Seda Özcan gün ışığının hayati rolüne dikkat çekti. Özcan, biyolojik saatin doğal ışıkla senkronize çalıştığını vurgulayarak, sabah saatlerinde gün ışığından mahrum kalmanın uyku düzeninden ruh haline, iş verimliliğinden uzun vadeli fiziksel ve psikolojik sağlığa kadar pek çok alanda olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Bilimsel araştırmalar ışığında değerlendirmelerde bulunan Özcan, “Biyolojiyle uyumlu çalışma düzenleri, daha sağlıklı bireyler ve daha verimli toplumlar yaratır.” dedi.

“GÜN IŞIĞI ÖNEMLİ ROL OYNUYOR”

Gün ışığının psikolojik ve biyolojik etkileri hakkında konuşan Özcan, “Gün ışığı, insan biyolojisi için temel bir düzenleyicidir. Beynimizde biyolojik saati yöneten mekanizma vardı. Bu sistem özellikle sabah saatlerinde alınan doğal ışıkla senkronize olur. Biz buna sirkadiyen ritim diyoruz. Sabah alınan doğal ışık sayesinde melatonin hormonu baskılanır, uyanıklık ve iyi hissetme ile ilişkili kortizol ve serotonin hormonları dengelenir. Harvard Medical School tarafından yayımlanan çalışmalarda da sabah gün ışığına maruz kalmanın uyku-uyanıklık döngüsünü düzenlediği, ruh halini dengelediği ve depresif belirtileri azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca Nature Neuroscience’ta yayımlanan araştırmalar da gün ışığının doğrudan duygu durum düzenlemesinde rol oynadığını bize göstermektedir.” dedi.

Gün aydınlanmadan işe gitmek zorunda olmanın çalışanlar üzerindeki etkisini anlatan Özcan, “Karanlıkta güne başlamak, biyolojik saatte ‘gün başladı’ sinyalinin gecikmesine neden olur. Bu durumda melatonin seviyesi olması gerekenden uzun süre yüksek kalır ve kişi kendini gün boyunca uykulu, isteksiz ve zihinsel olarak yavaş hissedebilir. Uyku ve günlük bilişsel performans ilişkisini inceleyen Nature Reviews Neuroscience dergisindeki çalışmalara göre de kronik uyku yoksunluğu dikkat, karar verme ve tepki süresi üzerinde ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Yine uyku üzerine yapılan diğer kapsamlı çalışmalar da uykusuzluğun bilişsel performans açısından alkol almış bir bireyle benzer düzeyde risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle karanlıkta işe gitmek, özellikle sabah saatlerindeki üretkenliği düşürerek iş verimliliğini doğrudan olumsuz etkiler.” ifadelerini kullandı.

“GÜN IŞIĞI YETERSİZLİĞİ DEPRESYONA SEBEP OLUYOR”

Erken saatte işe başlamanın uzun vadede depresyon ve stres gibi ruhsal sorunlara yol açabileceğinin altını çizen Özcan, “Özellikle bireyin biyolojik yapısına uygun olmayan erken çalışma saatleri, uzun vadede ruhsal sorunları artırabilir. Current Biology’de yayımlanan ve “sosyal jetlag” olarak tanımlanan çalışmalar, biyolojik saat ile sosyal zorunluluklar arasındaki uyumsuzluğun depresyon, anksiyete ve kronik stresle ilişkili olduğunu gösteriyor. Gün ışığı yetersizliği ile depresyon ve mevsimsel duygu durum bozukluğu arasında güçlü bir ilişki vardır. Gün ışığına yeterince maruz kalmayan bireylerde motivasyon düşüklüğü, sosyal geri çekilme ve duygu durum dalgalanmaları daha sık görülüyor. Uzun süreli uyku eksikliği ve gün ışığı eksikliği yalnızca ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Araştırmalar da bize yetersiz uykunun bağışıklık sistemini baskıladığını göstermektedir. Ayrıca sirkadiyen ritim bozulmasının insülin direnci ve kalp-damar hastalıkları riskini artırdığı da bilinmektedir. Düzensiz uyku ve biyolojik saat bozulmasını uzun vadede sağlık problemleri riskini oldukça arttırıyor.” şeklinde konuştu.

“ÇALIŞMA İMKANLARI KALİTELİ UYKUYU SINIRLIYOR”

“Çoğu yetişkin için bilişsel performansın en yüksek olduğu saatler genellikle sabah 09.00–12.00 ve öğleden sonra 16.00–18.00 aralığıdır” diyen Özcan, “Yetişkin bireyler için ideal uyku süresi 7–9 saattir. Ancak uyku süresi kadar, uykunun düzenli ve kaliteli olması da kritik öneme sahiptir. Günümüzdeki çalışma imkanları maalesef kaliteli uykuyu sınırlıyor. Sabah mümkün olan ilk saatlerde gün ışığına çıkmak, biyolojik saatin yeniden ayarlanması için en etkili yöntemlerden biridir. Gün ışığına erişimin sınırlı olduğu durumlarda, ışık terapisi de bilimsel olarak desteklenen bir yöntemdir. Ancak ışık terapisi de bireyler için yine ulaşılması güç olabilir. Sabah ışığına maruz kalmak, düzenli uyanma saati ve akşam saatlerinde mavi ışığın azaltılması, biyolojik saatimizin dengesini korumak için temel öneriler arasında sayılabilir. Buradaki amaç, vücudu her gün aynı ritme alıştırmaktır.” dedi.

MEVSİMSEL SAAT DÜZENLEMELERİNİN ÖNEMİ

Özcan son olarak şunları ekledi: “Kalıcı yaz saati uygulaması, özellikle kış aylarında sabah karanlığını uzatarak biyolojik saat üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Journal of Biological Rhythms’ta yayımlanan çalışmalar, kalıcı yaz saati uygulamalarının uyku süresini kısalttığını ve ruh hali üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu gösteriyor. Bilimsel açıdan bakıldığında, coğrafi konuma ve gün ışığına daha uyumlu, mevsimsel saat düzenlemelerinin toplum sağlığı açısından daha koruyucu olduğu görülüyor. Özetle gün ışığı, uyku ve çalışma saatleri yalnızca bireysel konfor meselesi değildir; ruh sağlığı, fiziksel sağlık ve toplumsal üretkenlik ile doğrudan ilişkilidir. İnsan biyolojisiyle uyumlu olmayan sistemler uzun vadede yorgunluk, tükenmişlik, ruhsal ve fiziksel sağlık sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Biyolojiyle uyumlu çalışma düzenleri, daha sağlıklı bireyler ve daha verimli toplumlar yaratır.”


ARŞİV