Güneş lekeleri yalnızca estetik bir sorun olmayabilir!

Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Kaynak, güneş lekelerinin yalnızca estetik bir sorun olmadığını belirterek hızla büyüyen, rengi veya şekli değişen, kanayan ve kabuklanan lekelerin mutlaka bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi

18 Haziran 2026 - 18:38

Güneş ışınlarının etkisiyle ciltte ortaya çıkan kahverengi lekeler, özellikle yaz aylarının ardından daha görünür hale geliyor. Çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilen bu lekeler; genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler, yanlış kozmetik kullanımı ve yıllar içinde biriken ultraviyole hasarı gibi pek çok etkene bağlı olarak gelişebiliyor. Üstelik her kahverengi leke aynı özellikleri taşımadığı gibi bazı lekeler, daha ciddi cilt hastalıklarının belirtisi de olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Kaynak ile güneş lekelerinin oluşum nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında konuştuk.

“SADECE ESTETİK BİR SORUN DEĞİL”

Kaynak, “Yaz sonunda aynaya baktığınızda yüzünüzde, ellerinizde veya omuzlarınızda daha önce fark etmediğiniz kahverengi lekeler görüyorsanız yalnız değilsiniz. Pek çok kişi güneş lekelerini sadece estetik bir sorun olarak düşünse de bu lekelerin nasıl oluştuğunu, hangi türlerinin bulunduğunu ve ne zaman bir uzmana başvurmak gerektiğini bilmek önemlidir. Üstelik halk arasında ‘güneş lekesi’ denilen her leke aynı değildir. Dermatolojide güneşle ilişkili farklı pigmentasyon/leke bozuklukları bulunur. Bunların en sık görülenleri melazma ve solar lentigolardır. Melazma, genellikle yüzde simetrik yerleşen kahverengi lekeler şeklinde ortaya çıkar ve özellikle kadınlarda daha sık görülür. Solar lentigolar ise halk arasında yaşlılık lekesi veya güneş lekesi olarak bilinen, yıllar boyunca biriken güneş hasarının sonucunda gelişen kahverengi lekelerdir.” dedi.

Güneş lekesi oluşumda genetik faktörlerin de etkili olduğunu söyleyen Kaynak, “Güneş lekelerinin oluşumunda güneş maruziyeti kadar genetik yatkınlık da önemli rol oynar. Bazı kişiler aynı miktarda güneşe maruz kalmalarına rağmen daha fazla lekelenme eğilimi gösterirler. Özellikle melazma hastalarında aile öyküsüne sık rastlanır. Ten rengi, melanin yapısı ve cildin ultraviyole ışınlarına verdiği yanıt büyük ölçüde genetik olarak belirlenir. Bu nedenle bazı bireylerde lekelenme çok daha kolay gelişebilir. Yaş ilerledikçe güneş lekelerinin daha sık görülmesinin nedeni ise güneş hasarının birikici olmasıdır. Çocukluk ve gençlik yıllarında alınan ultraviyole hasarı ciltte depolanır ve yıllar içinde görünür hale gelir. Bu nedenle özellikle 40 yaş sonrasında yüz, el sırtı, omuz ve dekolte bölgesinde kahverengi lekeler daha sık ortaya çıkar. Halk arasında yaşlılık lekesi olarak bilinen solar lentigoların gerçek nedeni yaşlanmanın kendisi değil, yıllar boyunca biriken güneş hasarıdır.” şeklinde konuştu.

Lekelenme artışının sebeplerine de değinen Kaynak, “Yaz aylarında ultraviyole ışınlarının yoğunluğunun artması lekelenme riskini belirgin şekilde yükseltir. Bunun yanında uzun süre güneşe maruz kalmak, güneş koruyucuyu yetersiz miktarda kullanmak, gün içinde yenilememek, hormonal değişiklikler, gebelik, doğum kontrol hapları ve bazı hormon tedavileri lekelenmeyi artırabilir. Doksisiklin gibi bazı antibiyotikler, bazı tansiyon ilaçları ve cildi tahriş eden uygulamalar da güneşe bağlı pigmentasyon riskini yükseltebilir. Ayrıca limon, bergamot ve bazı esansiyel yağlar içeren kozmetik ürünlerin güneşle temas etmesi sonrasında ciddi lekelenmeler gelişebilmektedir.” ifadelerini kullandı.

“GÜNEŞ KREMİ KULLANMAK YETERLİ DEĞİL”

Kaynak, “Güneş lekelerini önlemenin en etkili yolu düzenli ve doğru güneş korumasıdır. Ancak yalnızca güneş kremi kullanmak çoğu zaman yeterli değildir. SPF 30 veya SPF 50+ geniş spektrumlu bir güneş koruyucunun yeterli miktarda uygulanması ve gün içerisinde yenilenmesi gerekir. Bunun yanında geniş kenarlı şapka kullanılması, UV korumalı gözlük takılması, mümkün olduğunca gölgede kalınması ve UV koruyucu kıyafetlerden yararlanılması korumayı belirgin şekilde artırır.” dedi.

Güneş lekesi tedavisi hakkında da bilgi veren Kaynak, “Oluşmuş güneş lekelerinin büyük çoğunluğu kendiliğinden tamamen kaybolmaz. Tedavi seçimi lekenin tipine, derinliğine ve kişinin cilt özelliklerine göre değişir. Günümüzde leke açıcı kremler, kimyasal peeling uygulamaları, lazer tedavileri (pico lazer, q-switch lazer, co2 fraksiyonel lazer) başarılı sonuçlar sağlayabilmektedir. Ancak tedavi kadar önemli olan nokta, sonrasında güneşten korunmaya devam edilmesidir. Aksi halde lekelerin tekrar ortaya çıkması mümkündür. Her kahverengi lekenin güneş lekesi olmadığını da unutmamak gerekir. Benler, seboreik keratozlar, aktinik keratozlar ve bazı cilt kanserleri güneş lekelerine benzeyebilir. Bu nedenle yalnızca internetten araştırarak veya fotoğrafa bakarak kesin tanı koymak mümkün değildir.” dedi.

“GÜNEŞLE SAĞLIKLI BİR İLİŞKİ KURUN”

Güneşle sağlıklı ve bilinçli bir ilişki kurmak gerektiğinin altını çizen Kaynak, “Son olarak toplumda sık karşılaştığımız iki yanlış inanışa değinmek gerekir. Birincisi koyu tenli bireylerin güneşten etkilenmediği düşüncesidir. Koyu tenli kişilerde güneş yanığı daha az görülse de güneş hasarı, lekelenme ve cilt yaşlanması gelişebilir. İkinci yanlış inanış ise güneşten tamamen kaçınmanın sağlıklı olduğudur. Güneşten tamamen kaçmak doğru olmadığı gibi bilinçsiz şekilde güneşlenmek de doğru değildir. Amaç güneşten korkmak değil, güneşle sağlıklı ve bilinçli bir ilişki kurmaktır. Özellikle çocukluk döneminde edinilen doğru güneş korunma alışkanlıkları, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek lekelenme ve güneş hasarının azaltılmasında önemli rol oynar.” şeklinde konuştu.


ARŞİV