Kadıköy Belediyesi, belediye personeline farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlediği sağlık seminerine devam ediyor. Kadıköy Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü ile Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün, Medicana Hastanesi iş birliğiyle düzenlediği “Endometriozis Konusunda Toplumsal Farkındalık Oluşturmak” adlı seminer 5 Mayıs Salı günü Brifing Salonu’nda gerçekleştirildi. Seminerde kadın sağlığında sık görülen hastalıklar, erken tanı yöntemleri ve üreme sağlığına dair kritik bilgiler paylaşıldı.
“HPV’NİN TEDAVİ ŞANSI YÜKSEK”
Seminerin konuşmacısı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Karadağ, HPV’nin toplumda sanıldığından çok daha yaygın olduğunu vurgulayarak düzenli taramanın önemine şu sözlerle dikkat çekti: “HPV aslında toplumda çok daha yaygın bir virüs ve bugün geldiğimiz noktada neredeyse kadınların üçte birine kadar ulaşmış durumda diyebiliriz. Bu virüsün 200’ün üzerinde farklı tipi var ve bunların hepsi aynı etkiyi göstermiyor. Bazı tipler yalnızca siğil yaparken, bazı yüksek riskli tipler uzun vadede rahim ağzı kanseri gibi çok ciddi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle özellikle genital bölgede görülen siğillerin kesinlikle basit bir cilt problemi gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. Çünkü bu durum çoğu zaman vücudun bize verdiği önemli bir uyarıdır.”

Tarama testlerinin doğru anlaşılması gerektiğini belirterek sözlerine devam eden Karadağ, “Burada en sık karıştırılan konu şu ki Smear testi rahim ağzındaki hücresel değişiklikleri tarar ve olası kanser öncüsü lezyonları yakalamaya çalışır. Ama HPV’nin kendisini doğrudan göstermez. HPV var mı yok mu bunu anlayabilmek için ayrıca HPV DNA testi yapılması gerekir. Bu yüzden kadın sağlığında aslında iki ayrı tarama birbirini tamamlar. Biz genellikle üç yılda bir HPV testi, yılda bir de Smear testi öneriyoruz. Çünkü erken dönemde yakalandığında hem tedavi şansı çok yüksek oluyor hem de ileride oluşabilecek ciddi hastalıkların önüne geçilebiliyor.”
“ENDOMETRİOZİS YAŞAM KALİTESİNİ BOZAR”
Endometriozisin çoğu zaman geç tanı alan ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir hastalık olduğunu ifade eden Karadağ, “Endometriozis dediğimiz tablo aslında kronik pelvik ağrı ile kendini gösteren, çoğu zaman yıllarca fark edilmeden ilerleyebilen bir hastalık. Hastalar genellikle şiddetli adet ağrısı yaşıyor. Bunun yanında cinsel ilişki sırasında ağrıdan şikâyet ediyor. Bu ağrılar günlük hayatlarında sürekli ediyor ve kasık veya pelvis bölgesi ağrısını yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu durum sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da ciddi bir yük oluşturuyor. Çünkü hastalar her adet dönemine yaklaşırken bile ‘yine aynı ağrıları yaşayacağım’ kaygısını yaşıyorlar.” dedi.
Karadağ, hastalığın etkilerinin daha da derinleşebildiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hastaların önemli bir kısmında ne yazık ki çocuk sahibi olma konusunda da zorluklar görülebiliyor. Hatta bazı hastalar günlük yaşamlarını bile ağrıya göre planlamak zorunda kalıyor. Endometriozis sadece bir ağrı hastalığı değil, aynı zamanda yaşam kalitesini bozar, ilişkileri ve psikolojik durumu da etkileyen çok boyutlu bir tablo. Bu nedenle erken tanı koymak ve hastayı doğru şekilde takip etmek son derece önemli.”
“YUMURTA DONDURMA GELECEK İÇİN ÖNEMLİ”
Üreme sağlığı açısından yumurta rezervinin kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Karadağ, kadınların bu konuda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini şu sözlerle belirtti: “Kadınların sahip olduğu yumurta sayısı sınırsız değildir. Tam tersine doğuştan gelen ve zamanla azalan sınırlı bir rezervdir. Yaklaşık 200 ila 400 bin civarında başlayan bu rezerv her ay düzenli olarak azalarak devam eder ve yaş ilerledikçe sadece sayı değil, yumurta kalitesi de belirgin şekilde düşmeye başlar. Bu da doğal olarak gebelik şansını ve sağlıklı bebek sahibi olma ihtimalini etkiler.”
Yumurta dondurma sürecini de detaylandıran ve sürecin sanıldığından daha kontrollü ilerlediğini söyleyen Karadağ, “Bu işlem aslında oldukça planlı ve kontrollü bir süreçtir. Adetin ikinci ya da üçüncü gününde başlanan hormon tedavisiyle yumurtalıklar uyarılır ve yaklaşık 10 ila 12 gün boyunca düzenli takip yapılır. Sonrasında yumurtalar toplanır ve laboratuvar ortamında -196 derecede dondurularak saklanır. Bu sayede kadınlar, biyolojik olarak daha genç oldukları dönemdeki yumurtalarını ilerleyen yaşlarda kullanma şansına sahip olur.” diye konuştu.
Seminerin sonunda katılımcıların sorularını da yanıtlayan Dr. Karadağ, menopoz ile ilgili gelen soruya ise sürecin her kadında farklı seyredebileceğini şu sözlerle ifade etti: “Menopoz aslında kadın hayatında tamamen doğal bir süreçtir ancak bu süreci sadece adetin kesilmesi olarak görmek doğru değildir. Çünkü menopozla birlikte östrojen seviyelerinde ciddi bir düşüş yaşanır ve bu durum kemik sağlığından kalp-damar sistemine, cilt yapısından psikolojik duruma kadar birçok alanı etkileyebilir. Bu nedenle menopoz dönemine giren kadınların mutlaka düzenli doktor kontrolünde olması, kemik yoğunluğu takibi yaptırması ve genel sağlık taramalarını ihmal etmemesi gerekir. Biz bu dönemi bir hastalık gibi değil ama dikkatle yönetilmesi gereken bir geçiş süreci olarak değerlendiriyoruz.”