Kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ancak çoğu zaman geç tanı alan endometriozis, dünya genelinde milyonlarca kadını ilgilendiren önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Her ay adet döngüsünde dökülen rahim iç dokusuna benzer bir yapının rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan bu kronik ve hormon bağımlı hastalık; şiddetli adet sancıları, kronik kasık ağrısı ve ilerleyen dönemlerde kısırlık gibi sonuçlara yol açabiliyor. Toplumda sık görülmesine rağmen belirtilerinin “normal” kabul edilmesi nedeniyle tanıda gecikmeler yaşanabiliyor.
Endometriozis hastalığını ve bu hastalığa bağlı ağrı yönetimini değerlendiren Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Pınar Yalçın Bahat, hastalığın erken tanı ve doğru yaklaşımla kontrol altına alınabileceğine dikkat çekiyor. Aynı zamanda Uluslararası Ağrı Derneği danışma kurulu üyesi olan ve Uluslararası Ağrı Çalışmaları Derneği’nde aktif görev alan Bahat, yaklaşık on yıldır endometrioziste ağrı ve farkındalık çalışmaları yürüten isimlerden biri. Bahat, endometriozisin ne olduğu, kimlerde görüldüğü, belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile toplumda doğru bilinen yanlışlara ilişkin önemli bilgiler paylaşıyor.

“YÜZDE 10’UNDA BELİRTİ GÖRÜLMÜYOR”
Endometriozis hakkında bilgi veren Bahat, “Endometriozis, her ay adet gördüğümüz rahim iç duvarına benzer bir dokunun rahim dışında, özellikle yumurtalıklarda yerleşmesiyle karakterize, kronik ve hormon bağımlı bir hastalıktır. En belirgin özellikleri kronik pelvik (kasık) ağrı, şiddetli adet sancısı ve ilerleyen dönemlerde kısırlık olabilmesidir. Bununla birlikte hastaların yaklaşık yüzde 10’unda hiçbir belirti görülmeyebilir. Adet sancınız şiddetliyse, ilişki sırasında ağrı yaşıyorsanız, regl dönemlerinde bağırsak alışkanlıklarınızda değişiklik oluyorsa veya gebe kalmakta zorluk çekiyorsanız, kendinizde endometriozis olasılığından şüphelenebilirsiniz.” dedi.
Bahat, “Endometriozis’in kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik bir altyapısının olduğu gösterilmiştir. Bunun yanı sıra, epigenetik olarak adlandırılan çevresel ve dış faktörlerin de hastalığın gelişiminde rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle endometrioziste, ‘östrojen dominansı’ olarak tanımlanan, östrojene bağımlı ve zararlı yüksek östrojen seviyelerinin etkili olduğu; bunun da vücutta kronik iltihaplanma (kronik enflamasyon) ile birlikte seyrettiği gösterilmiştir. Aile öyküsü hekimler için büyük önem taşımaktadır. Ailesinde özellikle şiddetli adet sancısı veya endometriozis öyküsü bulunan kadınlarda, bu hastalığın gelişme riskinin belirgin şekilde daha yüksek olduğu bilinmektedir” dedi. Bahat şöyle devam etti: “Endometriozis, dünya genelinde her on kadından birinde görülmekte olup, yaklaşık 190 milyon kadını etkilediği tahmin edilmektedir. Üreme çağında daha sık görülmekle birlikte, ilk adetle birlikte her yaş grubunda ortaya çıkabilmekte ve maalesef menopoz döneminde semptomları azalsa da görülmeye devam edebilmektedir.”

TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Doç. Dr. Pınar Yalçın Bahat, hastalığın sık görülen belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında ise şu bilgileri verdi: “Hastalığın en sık görülen belirtileri şiddetli adet sancısı ve gebe kalmada yaşanan zorluklardır. Bunun yanı sıra ilişki sırasında ağrı, idrar yaparken ağrı, dışkılama esnasında ağrı ve sürekli kasık ağrısı gibi diğer ağrılı bulgular da sık görülür. Bunlara ek olarak endometriozis hastalarında kronik yorgunluk, kronik bacak ağrıları ve adet dönemi öncesinde belirginleşen gerginlik (PMS benzeri) semptomları da yaygın olarak izlenmektedir. Endometriozisin günümüzde tüm dünyada kabul edilmiş kesin bir tanı yöntemi bulunmamaktadır. Tanı genellikle hastanın şikâyetlerinden yola çıkılarak konulmakta; ultrasonografi ile ya da ameliyat sırasında, ‘endometrioma’ (çikolata kisti) olarak adlandırılan kistler veya endometriozis lezyonlarının görülmesiyle doğrulanmaktadır. Tedavide medikal (ilaç) ve cerrahi olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Cerrahi tedavi, kanser cerrahisi kadar zor ve deneyim gerektirebilen bir işlem olabildiğinden, bu alanda uzmanlaşmış hekimler tarafından uygulanmalıdır. Medikal tedavide ise çoğunlukla hormon bazlı tedaviler tercih edilmektedir. Bununla birlikte, endometriozis kronik bir hastalık olduğundan, tedavinin amacı yalnızca mevcut şikâyetleri azaltmak değil, hastalığın ilerlemesini de kontrol altına almaktır. Bu süreçte östrojen dominansının yönetilmesi, kronik enflamasyonun azaltılması, beslenmenin uygun takviyelerle desteklenmesi ve uzun süreli takip, hastalığın kontrolünde hayati öneme sahiptir.”

“ERKEN TANI KONTROL ALTINA ALIYOR”
“Endometriozis kişiden kişiye farklı seyreden bir hastalıktır” diyen Bahat, “Bazı kadınlarda erken evrelerde şiddetli ağrılar görülürken, bazı hastalarda ileri evrelerde bile belirgin bir ağrı olmayabilir. Bu nedenle tedavi bireyselleştirilmelidir. Uygun medikal tedavinin başlanması, anti-enflamatuar beslenme, hekim kontrolünde kullanılan destekleyici takviyeler ve gerekirse pelvik tabanı rahatlatmaya yönelik fizyoterapi, ağrının azaltılmasında önemli rol oynar. Davranışsal terapilerin eklenmesi de hastaların yaşam kalitesini artıran destekleyici bir yaklaşımdır. Endometriozis hakkında toplumda pek çok yanlış inanış bulunmakta; hastalığın tedavi edilemez olduğu düşüncesi bunların başında gelmektedir. Oysa erken tanı ile semptomlar kontrol altına alınabilir ve yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir. Bu nedenle adet sancısı başta olmak üzere ağrılı belirtilerin normalleştirilmemesi, toplumsal farkındalığın artırılması ve düzenli hekim kontrolleriyle erken tanının sağlanması büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.