Bitkilerin yaprak, çiçek, kabuk, kök veya meyvelerinden elde edilen uçucu yağların kontrollü kullanımına dayanan aromaterapi ürünleriyle ilgili yeni bir dönem başlıyor. Yapılan düzenlemeyle, aromaterapi ürünleri artık yalnızca eczanelerde satılabilecek. İlk kez piyasaya sunulacak ürünler için satış izni zorunlu hale getirilirken, tanıtımlar da sadece eczane içerisinde ve onaylı kullanım amacına yönelik yapılabilecek. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu, aromaterapinin doğru ürün, doğru hasta ve doğru dozla uygulandığında modern tıbbı destekleyebilen tamamlayıcı bir sağlık yaklaşımı olduğunu belirterek, “Aromaterapi mucize vaat etmez. Uygulama yapılacak kişilerin tıp doktoru tarafından muayene edilmeden tedavi alması, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.” uyarısında bulundu.
“AROMATERAPİ MUCİZE VAAT ETMEZ”
Aromaterapi hakkında bilgi veren Karagözoğlu, “Aromaterapi, bitkilerin tedavi edici gücü fitoterapi biliminin konusudur. İnsan beyni kokulara karşı son derece duyarlıdır. Bir koku bizi çocukluğumuza götürebilir, bir başka koku saniyeler içinde gevşememizi sağlayabilir. İşte aromaterapi tam da bu biyolojik etkinin bilimsel olarak değerlendirilmesidir. Ancak aromaterapi yalnızca güzel kokular değildir. Bitkilerin yapraklarından, çiçeklerinden, kabuklarından, köklerinden veya meyvelerinden elde edilen uçucu yağların kontrollü ve bilinçli kullanılmasıdır. Lavanta, biberiye, nane, okaliptüs, çay ağacı, limon ve bergamot en sık kullanılan örneklerdir. Aromaterapi, sosyal medyada anlatıldığı gibi mucizeler vaat eden bir yöntem değil; doğru hastada, doğru ürünle ve doğru dozda uygulandığında bilimsel temeli olan tamamlayıcı bir sağlık yaklaşımıdır.” dedi.
“TEK BAŞINA TEDAVİ YÖNTEMİ DEĞİL”
Aromaterapi ürünlerinin tek başına tedavi amaçlı kullanılmasının doğru olmadığı dile getiren Karagözoğlu, “Bugün bilim dünyası aromaterapiyi romantik söylemlerle değil, klinik araştırmalarla değerlendiriyor. Elimizdeki kanıtlar; bazı uçucu yağların stres yönetimi, gevşeme, uyku kalitesinin desteklenmesi, bazı kronik ağrılarda rahatlama ve kemoterapiye bağlı bulantının azaltılması gibi alanlarda yararlı olabileceğini gösteriyor. Ama burada çok önemli bir sınır var. Sadece aromaterapi uygulanması hastalığı tedavi etmez, hastayı tedavi sürecinde destekleyebilir. Bazen insanlar bitkisel olduğu için ilacı bırakıp sadece bunu kullanabileceğini düşünüyor. İşte en büyük tehlike burada başlıyor. Hiçbir uçucu yağ antibiyotik değildir. Hiçbiri insülinin yerine geçemez. Hiçbiri kanser tedavisinin alternatifi değildir. Bilim, aromaterapiyi tek başına bir tedavi olarak kullanmıyor. Tamamlayıcı tıp, alternatif tıp değildir. Kanıta dayalı modern tıbbın yanında, bilimsel kanıtlarla tedavi sürecinde kullanılan ek bir yöntem olarak değerlendiriyor.” şeklinde konuştu.

“HER DOĞAL MADDE ZARARSIZ DEĞİLDİR”
Ürünlerin doğal içerikli olmasının tamamen güvenli olduğu anlamına gelmediğini de belirten Karagözoğlu, “Doğal olan her şey güvenli olsaydı, zehirlenmelerin hiçbiri yaşanmazdı. Belki de sağlık alanındaki en büyük şehir efsanesi budur. Doğada bulunan en güçlü toksinlerin büyük bölümü tamamen doğaldır. Dolayısıyla doğal kelimesi zararsız anlamına gelmez. Üstelik uçucu yağlar son derece konsantredir. Bir şişe gül yağı üretmek için tonlarca gül yaprağı kullanılır. Yani küçücük bir şişenin içinde olağanüstü yoğun biyolojik moleküller bulunur. Etkili olan her madde ise yanlış kullanıldığında yan etki oluşturabilir.” dedi.
Yanlış kullanılan uçucu yağların ciltte kimyasal yanık oluşturabileceğini söyleyen Karagözoğlu, “Bunun dışında alerjik reaksiyonlar, göz yaralanmaları, solunum yolu tahrişi, karaciğer toksisitesi, ilaç etkileşimleri, hatta bazı çocuklarda nörolojik sorunlara kadar uzanabiliyor. Örneğin turunçgil yağlarını sürdükten sonra güneşe çıkarsanız ciddi cilt lekeleri oluşabilir. Ürünlerin doğal olması, kontrolsüz kullanılabileceği anlamına gelmez.”

“ECZANELERDE SATILACAK OLMASI DOĞRU BİR ADIM”
Aromaterapi ürünlerinin artık sadece eczanelerde satılabileceği konusunu da değerlendiren Karagözoğlu, “Eczane rafına gelen ürün, sağlık sisteminin de sorumluluğuna girer. Bunu çok önemli ve doğru bir adım olarak görüyorum. Çünkü aromaterapi ürünleri yalnızca ticari ürün değildir, biyolojik etkileri olan sağlık ürünleridir. Eczacı da yalnızca ürün satan kişi değildir, ilacın güvenli kullanımını yöneten sağlık profesyonelidir. Bir vatandaş kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa, hamileyse, kronik karaciğer hastalığı varsa veya farklı ilaçlar alıyorsa, eczacı bunu değerlendirerek uygun yönlendirme yapabilir. Bu yalnızca ürün satışı değil, koruyucu sağlık hizmetidir.” dedi.
“DOĞANIN GÜCÜ BİLİMLE DESTEKLENMELİ”
“Bugün en büyük risk yanlış ürün değil, yanlış bilgidir.” diyen Karagözoğlu, “Artık insanlar doktora gitmeden önce sosyal medyaya gidiyor. Ne yazık ki milyonlarca kez izlenen videoların önemli bir kısmının bilimsel dayanağı bulunmuyor. En sık karşılaştığımız yanlışlar; saf uçucu yağları doğrudan cilde sürmek, ağızdan kullanılmaması gereken yağları içmek, ‘fazlası daha faydalıdır’ diye düşünmek, çocuklarda yetişkin dozu kullanmak, kronik hastalık ve kullanılan ilaçları dikkate almamak şeklindedir. Aromaterapi, şifa arayışımızdaki süreçlerden sadece bir tanesidir. Bilimsel verilerle desteklenen her tamamlayıcı uygulamanın modern tıbbın yanında değerli olduğuna inanıyorum. Aromaterapi uygulanacak kişilerin tıp doktoru tarafından muayene edilmeden tedavi alması, telafisi mümkün olmayan zararlara uğrama ihtimalini doğurur. Doğanın gücü, ancak bilimin rehberliğinde güvenlidir."