Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği Kadıköy Kitap Günleri kapsamında, Kırmızı Kedi Yayınları tarafından gerçekleştirilen “Şiir... Her Zaman...”söyleşisinin konuğu şair Şükrü Erbaş oldu. Fethi Naci Söyleşi Alanı’nda okurlarıyla bir araya gelen Erbaş, yıllardır tartışılan şiirlerinden yazma sürecine, toplumsal değişimden umuda kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.
“KENTLİ KİM? KENTTE NASIL YAŞANIR? BUNU KONUŞMUYORUZ”
Konuşmasının önemli bölümünü yıllar önce yazdığı “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” şiirine ayıran ve şiirin yalnızca bir edebi metin olmadığını, toplumsal yapıyı sorgulayan bir metin olduğunu anlatan Erbaş, “1988-89'larda yazdığım çok sert bir şiir. Protest bir şiir. Ancak şiirin öznesi, sanıldığı gibi yalnızca köyde yaşayan insanlar değil. Ben köylülüğü sosyolojik bir kavram olarak kullanıyorum. Aldığımız köyleri kasabalara, kasabaları şehirlere taşıdık. Hep birlikte gettolar halinde yaşıyoruz. Asıl mesele toplumdaki eşitsizlikler.” dedi.
Toplumsal yapının değişmeden sorunların çözülemeyeceğini de ayrıca belirten Erbaş, “Benim temel sorunum şu boyları eşitlerimden yüksek olmayan insanlar benim hayatımı belirliyor. Felsefesi olmayan toplum düşünce üretemez. Temel derdim bu toplumsal sınıfın daha iyi koşullarda yaşaması. Bunu 40 yıldır söylüyorum. Kimse bu konuda ciddi bir tartışmaya girmedi. Kentli kim? Kentli nasıl olunur? Kentte nasıl yaşanır? Şiirin bir işlevi olacaksa bunu konuşsun insanlar ama bunu konuşmuyorlar.” ifadelerini kullandı.
Şiirin yıllar içinde daha da güncel hale geldiğini söyleyen Erbaş, “O şiiri yazmaya götüren nedenler bugün çok daha ağır. Kırk yıl sonra hiç olmazsa bazı iyileşmeler beklersiniz ama öyle olmadı. Bazen şakayla söylüyorum. İki şiirimin tedavülden kalkmasını isterim. Biri ‘Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz’, diğeri ‘Dicle Üstü Bulanık’. Çünkü Brecht’in dediği gibi, ‘İyilik etmenin gerekli olmadığı bir toplum insana yakışandır.’ Böyle bir toplum olursa şiir de yalnızca bilgi olarak kalır.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, üniversitelerde şiirinin derslerde işlendiğini de şu sözlerle anlattı: “Üç üniversitenin sosyoloji bölüm başkanları bana ‘Her yıl derslerimize sizin “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz” şiirinizle başlıyoruz.’ dediler. Ben de teşekkür ettim. Çünkü akademik düzlemde tartışılırsa insanlar küfretmek yerine düşünce üretir.”
“DÜNYADA ŞİİR YAZAN BİR KİŞİ VARSA UMUT BİTMEMİŞTİR”
Yazma süreciyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Erbaş, şiirin tamamlanan değil, belli bir noktada bırakılan bir sanat olduğunu şu sözlerle ifade etti: “ Valery’nin çok güzel bir sözü var. ‘Bir şiir asla bitmez, yalnızca terk edilir.’ Gerçekten de şiiri bir yerde bırakırsınız. Yazma deneyimi size bir sezgi kazandırıyor. Kuyumcu terazisi gibi. Bir sözcük daha eklerseniz yapı yıkılacak, bir sözcük eksik bırakırsanız yine yapı yıkılacak hissi oluşuyor. Orada durmanız gerektiğini kalbiniz söylüyor. Beş yıl sonra da, on yıl sonra da yazdığınız metni bozabilirsiniz ama bozmamalısınız. Çünkü yazdığınız her iyi ya da kötü şiir sizi bugüne getirdi. Siz ayet indirmiyorsunuz. Kusurları olan insanlarız. O şiir orada dursun, bir sonraki şiirde aynı hatayı yapmamaya çalışın.”
Şiirin insanlığa dair umudu temsil ettiğini Erbaş, “Dünya yüzünde şiir yazan bir kişi varsa ve onu okuyan bir başka kişi varsa dünyanın herhangi bir yerinde hiçbir şeyden umut kesilmemiş demektir. Buna inanmak zorundayım. Yoksa tek bir dize yazmam. Dünya uzun zamandır kötülüğün kuşatması altında olabilir ama insan var oldukça umut da vardır. Umutsuz olur mu? Deli misin?” Söyleşinin son bölümünde yeni şiir dosyasından eserlerini okuyan Erbaş, çocukluğundan ve annesinden izler taşıyan dizelerini okurlarıyla paylaştı. Söyleşi, Neşet Ertaş’ın “Usandım Bu Canımdan Aman” türküsünü Erbaş’ın okuru Nihal Çengelli’nin seslendirmesiyle sona erdi.