Peradi Ensemble, 2019’da İstanbul’da bir araya gelen farklı müzikal geçmişlere sahip kadınların ortak üretim ihtiyacıyla kuruldu. Gürcü Sanat Evi Çok Sesli Korosu ve Ruhi Su Dostlar Korosu gibi yapılardan gelen deneyimlerin kesiştiği topluluk, çok sesliliği bir uyum arayışı olarak değil, farklı seslerin bir arada var olabildiği bir alan olarak ele alıyor. Üyelerin aynı şarkıya farklı yerlerden yaklaştığı bu süreçte, ortaklık bir uzlaşmadan çok, farklılıkların birlikte durabildiği bir dengeyle kuruluyor. Topluluğun müziğinde sessizlik de en az ses kadar belirleyici. Geri çekilmenin, dinlemenin ve boşlukların da müziğin parçası olduğu bu yaklaşım, sahnede dinleyiciyle kurulan ilişkiye de yansıyor. Begüm Ayşe Alkan, Burcu Saral, Deniz Ulkat, Derya Ulkat, Elif Kansız, Gamze Koçyiğit, Lela Bekirishi, Nidal Aras, Zeynep Erdim’den oluşan Peradi Ensemble üyeleriyle üretim sürecini, çok seslilik anlayışlarını ve müzikle kurdukları ilişkiyi konuştuk.

BİRLİKTE ÜRETME VE SÖYLEME
Farklı müzikal geçmişlere sahip kadınların ortak üretim ihtiyacıyla kurulan Peradi Ensemble, bu birlikteliği ortak bir geçmişten çok, birlikte üretmenin açtığı bir alan olarak şöyle tanımlıyor: “2019’da İstanbul’da, farklı meslek ve müzikal deneyime sahip kadınlar olarak bir araya geldik. Gruptaki herkesin çok sesli müziğe dayanan bir geçmişi vardı. Uzun yıllar boyunca Gürcü Sanat Evi Çok Sesli Korosu’nda ve Ruhi Su Dostlar Korosu’nda birlikte ya da kendi yolculuklarımız içinde şarkılar söyledik. Ancak bizi bir araya getiren yalnızca bu kesişimler değildi. Asıl belirleyici olan, birlikte üretmeye ve yeni bir söz söylemeye duyduğumuz ortak ihtiyaçtı.”

Bu “ortak ihtiyaç” vurgusu, grubun bugün kendini nasıl tanımladığını da doğrudan belirliyor. “Bizi ilk anda bir arada tutan şey ise yalnızca müzik değil; o müziği nasıl ve hangi değerlerle ürettiğimizdi.” diyen grup üyeleri birlikteliklerini şu sözlerle açıklıyorlar: “Bugün o bağın daha da derinleştiğini söyleyebiliriz. Başlangıçta ortak bir arayışken, şimdi birbirinin sesine alan açan, güvene dayalı bir kolektif yapıya evrildi birlikteliğimiz. Artık sadece birlikte söyleyen değil, birlikte düşünen ve birlikte dönüşen bir topluluğuz.”
FARKLILIKLARIN DENGESİ
Topluluğun üretim süreci de bu kolektif yapının içinde şekilleniyor. Bir şarkıyla kurulan ilişki, tek bir karar anından çok, zamanla kurulan bir bağa dayanıyor. İlk temas çoğu zaman sezgisel olsa da parçanın gerçekten “onlara ait” hale gelmesi birlikte geçirilen süreçle mümkün oluyor: “İlk karşılaşma çoğu zaman sezgisel oluyor. Bir melodinin taşıdığı duygu, bir dilin tınısı ve ses dünyası ya da bir hikâyenin çağrısı bizi içine çekiyor. Parça ise kolektif düzenleme sürecinde gerçekten bize ait hale geliyor; çünkü onunla kurduğumuz bağ derinleştikçe, içinde kendimize ait bir alan açabiliyoruz.”
Bu süreçte aynı şarkıya farklı yerlerden yaklaşmak ise kaçınılmaz. Ancak Peradi Ensemble bunu bir sorun olarak değil, üretimin genişleyen alanı olarak görüyor. Farklı bakışların bir arada tutulduğu bir yapıdan söz ediyorlar: “Bu çeşitlilik, bizim üretimimizin önemli bir parçası. Aynı şarkıya farklı duygusal ya da müzikal noktalardan yaklaşmak, parçayı daha katmanlı hale getiriyor. Böyle anlarda birbirimizi dinlemek ve alan açmak temel yöntemimiz. Farklı yaklaşımlar çoğu zaman bizi ayrıştırmak yerine, parçanın ifade alanını genişletiyor. Deniyoruz, birlikte söylüyoruz, bazen geri çekiliyoruz. Ortak nokta ise çoğu zaman bir uzlaşmadan ziyade farklılıkların bir arada var olabildiği bir denge olarak ortaya çıkıyor.”

ÇOK SESLİLİK VE SESSİZLİK
Onlar için çok seslilik, teknik bir uyumdan çok, farklı seslerin birlikte var olabilmesiyle ilgili bir mesele. Bunu şöyle anlatıyorlar: “Bizim için çok seslilik yalnızca uyum değil; farklı seslerin kendi varlıklarını koruyarak bir arada durabilmesi demek. Bu bakış açısı, farklı kültürlerin ve dillerin bir aradalığında da kendini gösteriyor. Uyum ise, bu çoğulluğun içinde kendiliğinden doğan bir şey. Dengeyi kurarken en çok dikkat ettiğimiz şey, her sesin bir anlam ifade etmesi. Birbirini bastırmayan, ama birbirine tutunan bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz.”
Topluluğun müziğinde dikkat çeken bir diğer unsur ise sessizlik: “Sessizlik bizim için müziğin dışında kalan bir şey değil; aksine onun özü, anlamını yeniden yaratan büyülü bir alan. Bazen bir sesin geri çekilmesi, başka bir sesin ya da duygunun daha görünür olmasını sağlıyor. Bu boşluklar, nefes aldığımız ve dinlediğimiz anların toplamı. Bu yüzden geri çekilmek de söylemek kadar canlı ve bilinçli bir tercih.”
Benzer bir denge, farklı dillerle kurdukları ilişkide de görülüyor. Ses ve anlam arasında kurdukları ilişkiyi birbirinden koparmadan ele alıyorlar: “İkisi birbirinden ayrı düşünemediğimiz alanlar. Çoğu zaman bir şarkıya ses üzerinden yaklaşıyoruz; tınısı, ritmi ya da melodisi bizi çağırıyor. Ama sonrasında mutlaka anlamın peşine düşüyoruz. Sözlerin hikâyesini, bağlamını ve duygusunu anlamadan o şarkıyla gerçek bir bağ kurduğumuzu hissetmiyoruz. Yani ses bizi içeri alıyor, anlam ise orada kalmamızı sağlıyor diyebiliriz.”

ALBÜM HAZIRLIĞI YAPIYORLAR
Sahneye çıktıklarında ise müziğin dinleyiciyle kurduğu bağın çoğu zaman küçük anlarda ortaya çıktığını söylüyorlar. Büyük anlardan çok, kısa ve yoğun karşılaşmaları şu sözlerle tarif ediyorlar: “Evet, bazen bir bakış, birlikte tutulan bir nefes, bazen de şarkı bittiğinde oluşan o kısa sessizlik, şarkının dinleyicide gerçekten karşılık bulduğunu hissettiriyor. Bu teması belirleyen şey çoğu zaman dil değil, duygu oluyor. Dinleyicinin o an bizimle aynı yerde durduğunu hissettiğimizde, şarkı gerçekten yerine ulaşmış oluyor.”
Topluluk, önümüzdeki dönemde bu yaklaşımı bir albümle genişletmeyi planlıyor. Aynı zamanda sahne tarafını da büyütmek istediklerini söylüyorlar: “Çok dilli yapımızı yansıtan ve coğrafyalar arası bir yolculuk gibi kurguladığımız bir albüm üzerinde çalışıyoruz ve bu yönde ilk adımlarımızı attık. Bunun yanı sıra, yeni sahnelerde yer almak, farklı şehirlerde ve mümkünse farklı ülkelerde dinleyiciyle buluşmak da önceliklerimiz arasında. Önümüzdeki dönemde, kayıtlarımız, üretimlerimiz ve performanslarımızı eş zamanlı olarak ilerleteceğimiz bir süreç bizi bekliyor.”