Caddebostan Kültür Merkezi (CKM), Yazar Buluşmaları serisi kapsamında misafirlerini ağırlamaya devam ediyor. Yazar Nedim Gürsel, yeni kitabı ‘Paris’in Türk Ressamları’ ile 5 Nisan Pazar günü CKM’de okurlarıyla bir araya geldi. Gazeteci ve yazar Nazım Alpman’ın moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşinin ardından Gürsel, kitaplarını okurları için imzaladı.
RESSAM VEYA SİYASİ SÜRGÜN
Nazım Alpman, “Nedim Gürsel’in metni olağanüstüdür. Ne yazarsa yazsın, okumaya başladığımızda ‘bir sonraki sayfada ne var?’ merakıyla metnin sonuna kadar sürükleniriz. Paris ise rüyalar ve ışıklar şehri; orada bir ressam da olabilirsiniz, bir siyasi sürgün de.” dedi. Gürsel’in yarı Parisli, yarı Beykozlu olduğunu hatırlatan Alpman, “Aslında hayatının büyük bölümünü Paris’te geçirmiş; öğrenciliğini ve akademisyenliğini orada sürdürmüş.” diyerek Nedim Gürsel hakkında bilgiler verdi.
Nedim Gürsel ise konuşmasına ‘Paris’in Türk Ressamları’ kitabında kentin mimari dokusunun ve efsanelerinin Türk sanatçıların yapıtlarına nasıl yansıdığını araştırdığını belirterek başladı; “Fikret Mualla dışında, Paris’in sanatçıların eserlerinde doğrudan yer almadığını gördüm.” dedi. Paris’e yolu düşen sanatçılardan altısını ele aldığını ifade eden Gürsel, “Fikret Mualla, Abidin Dino, Ömer Kaleşi, Mehmet Gülergüz, Utku Varlık ve Onay Akbaş üzerine yoğunlaştım.” diye konuştu. Gürsel, Paris Ekolü’nün etkisiyle soyut anlayışın öne çıktığını vurgulayarak, “Soyut sanat doğrudan bir kenti tasvir etmeye izin vermez; ancak çağrışım yaratabilir. Bu anlamda Abidin Dino’nun izleri görülebilir, ancak Fikret Mualla kendi Paris’ini resmeden nadir sanatçılardan biridir.” şeklinde konuştu.
“DİNO’LARI TANIMA ZAMANIN GELDİ”
Nedim Gürsel, Abidin Dino ile 1972 yılında Paris’te tanıştığını belirterek, “O dönemde Ataol Behramoğlu 12 Mart nedeniyle yurtdışına çıkmak zorundaydı. Benim de Paris’e gidişim bir tercih değil, bir bakıma zorunluluktu.” dedi. İlk kitabı ‘Uzun Sürmüş Bir Yaz’ nedeniyle yargılandığını ve beraat ettiğini hatırlatan Gürsel, “Ataol ile buluştuğumuzda bana ‘Artık beraat ettin, Dino’ları tanıma zamanın geldi’ dedi. ‘Beraat etmeseydim tanımaz mıydım?’ diye sorduğumda ise ‘Hayır, onlar seni bulurdu’ yanıtını verdi.” ifadelerini kullandı. Abidin Dino’ya çok şey borçlu olduğunu vurgulayan Gürsel, “Beni hem cesaretlendirdi hem de yurtdışında yayımlanan bazı kitaplarımın kapaklarını yaptı. Türkiye’de yaptığı kapak ise tartışmalı oldu; çünkü o kapak Abidin Dino’nun değil, benim tarzımı yansıtıyordu.” diye konuştu. Gürsel, Dino’nun çok yönlü bir sanatçı olduğunu belirterek, “Gerçek anlamda bir aydındı. Resim başta olmak üzere pek çok alanda üretim yaptı. Bence desenleri, yağlı boya tablolarından daha önemli ve farklı dönemleri yansıtan bir derinliğe sahip.” dedi.
Ömer Kaleşi’ye de değinen Nedim Gürsel, “Onunla tanıştığımda gençtim; sessiz, kendi halinde bir ressamdı. Ancak yaptığı resimler beni derinden etkilemişti.” diye konuştu. Kaleşi’nin üretim diline dikkat çeken Gürsel, “Kesik başlar temasıyla çalışıyordu ve bu çizgisini hayatının sonuna kadar sürdürdü. Dervişleri andıran bakışlara sahip, acıyla sınanmış figürlerdi bunlar.” şeklinde konuştu. Paris’in sanatçılar üzerindeki etkisine de değinen Gürsel, “Paris insanı bazen kucaklar, bazen de boğar. Ömer Kaleşi sanki bu şehrin boğduğu sanatçılardan biri.” dedi. Gürsel, Kaleşi’nin Üsküp kökenine de işaret ederek, “Onun resimlerinde Balkanların dramı hissedilir; kırmızı ve beyazı kullanma biçimi de bu duyguyu çok güçlü yansıtır.” diye konuştu.