Kadıköy’deki Berlinli Apartmanı’nda cinayet!

Moda’daki hayali bir apartmanda yaşanan esrarengiz olayları anlatan “Berlinli Apartmanı” romanın yazarı Yaprak Öz, Bir ‘kim yaptı’ değil de, gizem çözme öyküsü…” diyor

06 Ocak 2020 - 16:03

Cinayet kitapları çeviren Oya, güzeller güzeli Berlinli Apartmanı'na taşınır. Komşularıyla yakınlaştıkça, tuhaf olaylara şahit olmaya ve korkuya kapılmaya başlar. Acaba Berlinli Apartmanı sanıldığı kadar huzurlu, sakinleri ise göründüğü kadar masum değil midir? Korkusunu yenip şüphelerine mantıklı bir açıklama getirme çabasına girişen Oya, bir süre sonra kendisini Türk usulü bir Agatha Christie hikâyesinin içinde bulur. Kediler, cinler, şeytanlar, ölü çocuklar, yılanlar, kâbuslar, büyüler, oyuncak bebekler ve katillerle dolu bir dünyanın başkahramanıdır artık.

Yazar Yaprak Öz’ün  “Berlinli Apartmanı” adlı yayınlanmış ilk romanı böyle tanıtılıyor. Kendisi Kadıköylü olan Öz, olayların yaşandığı apartmana mekan olarak da Kadıköy’ü seçince, bize de bir Kadıköy sohbeti yapmak düştü…

  • Yaprak hanım önce sizi tanıyalım, okurlara tanıtalım.

1973, Zonguldak doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde filoloji öğrenimi gördüm. Ergenliğimde korku öyküleri, yirmili yaşlarımdayken şiir, otuzlarımda da roman yazmaya başladım. 2006 yılında ilk şiir kitabım yayımlandı, 2013 yılında ise ilk romanım. 1997'den beri edebiyatla profesyonel anlamda iç içeyim. Şiir ve gizemli romanlar yazmaya devam ediyorum.

  • Siz bir İngilizce öğretmeni, çevirmen, şair ve romancısınız değil mi? Hepsi tek bünyede nasıl buluşuyor?

Öğretmenlikten önce şirketlerde çalışan bir plaza insanıydım. Masa başı işinin bana uygun olmadığını ve zamanımı tükettiğini mutsuzlukla fark edince, tatillerde bolca okuyup yazmak amacıyla öğretmenliğe başladım ve bu mesleği de çok sevdim. Çevirdiğim herhangi bir kitap yok. Fakat şiir çevirileri yaptım ve çeşitli edebiyat dergileriyle derlemelerde yer aldı çevirilerim. Şiir yazmak otomatik bir şey; vahiy gibi geliyor, yazıyorum, şiirler biriktiğinde kitaba dönüşüyor kendiliğinden. Romanlar daha çok vakit alıyor. Hepsi hayatımın bir parçası ve her biriyle yaşamaktan çok memnunum. Tümü tek bünyede rahatlıkla buluşuyor bu yüzden.

“ADRENALİN İHTİYACIM YÜKSEK”

  • Şiir kitapları yayınladıktan sonra sizi polisiyeye yönelten dürtü neydi? Hem şiir hem polisiye türleri bundan sonra birlikte mi devam edecek yazınınızda?

Evet, devam edecek. İkisi de ayrılmaz birer parçam çünkü. Şiirle uğraşırken bir yandan da hep gizemli romanlar yazma hayalim vardı. Özellikle polisiye olmalı diye düşünmüyordum. Sadece gizem ve heyecan arayışı içindeydim. Bu dürtü küçüklüğümden beri içimde yaşayan bir şeydi, neden kaynaklandığını ben de bilemiyorum. Adrenalin ihtiyacımın çok yüksek olmasıyla ilgili olabilir. Roman yazdığımda bu duyguyu tatmin edebiliyorum. Romanlarımın tümü polisiye değil, bazıları psikolojik gerilim daha ziyade. İçlerinde korku ögeleriyle süslü olanlar da var, salt polisiye olan da.

  • Nelerden ilham alıyorsunuz yazarken? Mesela 3. sayfa haberleri?

Üçüncü sayfa haberlerine asla bakmam. İlham aldığım şeyler hep kendi hayatımdan kopup geldi bugüne dek. Berlinli Apartmanı'na aniden ortalardan kaybolan bir komşum ilham verdi (Romanı bitirdiğim gün de ansızın geri döndü ve hayatımdaki en ilginç olaylardan biridir), Şeytan Disko'ya yıllarca gördüğüm bir rüya (Romandaki "cam oda" bölümleri), Tilki, Baykuş, Bakire'ye bir yakınımın Çukurcuma'dan satın alıp bana hediye ettiği bir deste eski mektup, Sobe Siyah Orkide'ye doksanlı yıllarda bizzat şahit olduğum trajik bir aşk, Farahnaz'ın Çiçeği'ne çocukken gittiğim bir piknik. Şiir yazarken ise en yoğun duygular içimde birikip dizelere dönüşüyor yahut doğa ve yine rüyalarım yazmayı tetikliyor.

  • Berlinli Apartmanı ilk romanınız mı?

Aslında ilk değil. 2000-2007 arası yazmıştım ilk romanımı. Bir hayalet öyküsüydü. Fakat üzerinde çok uzun süre çalışıp, sürekli baştan yazmaya kalkıştığım için sonunda sıkıldım. Bitmiş bir roman ve belki ileride yayımlatırım ama yedi yıl boyunca o kadar uğraştım ki onunla, henüz üzerinde yeniden çalışmaya hazır hissetmiyorum kendimi. Berlinli Apartmanı yayımlanmış ilk romanım.

  • Bu kitap ne zaman yayınlandı? Bendeki Maceraperest Yayınları’ndan ama daha önce Yitik Ülke’den çıkmış sanırım.

Berlinli Apartmanı 2013 yılında Yitik Ülke tarafından yayımlandı. Aynı yayınevinden daha sonra bir baskısı daha yapıldı. 2019 yılında yayınevi değiştirmem dolayısıyla da romanlarımı Oğlak Kitap bünyesine geçirdim. Bu sebeple, Berlinli Apartmanı yeni yayınevim tarafından yayımlandı.

“GİZEM ÇÖZME ÖYKÜSÜ”

  • Ben romanı okudum, bir çırpıda. Naçizane beğendim. Fakat –elbette ki okumamış okura fazla ipucu vermeden- yazarının ağzından kitabın konusunu bi duyalım isterim.

Teşekkür ederim. Bahariye'deki Berlinli Apartmanı'na taşınan Oya tarafından anlatılıyor kitaptaki olaylar. Oya, çevirmen olduğu için vaktinin çoğunu evde çalışarak geçiren biri ve yeni apartmanında bir komşusunun öldürüldüğünden şüpheleniyor, hatta neredeyse emin ve katil de belli. Fakat elinde polise başvurmak için yeterli kanıt yok. Dolayısıyla muammaya çomak sokmaya, kanıt toplamaya çalışıyor ve arkadaşları da ona yardımcı oluyor. Bir süre sonra apartmanda başka tuhaf şeyler de gerçekleşmeye başlayınca, işler iyice sarpa sarıyor ve Oya ile arkadaşları bu karmaşanın içinden çıkmak için uğraşıyorlar. Bir "kim yaptı" değil de, gizem çözme öyküsü diyebiliriz Berlinli Apartmanı için.

  • “Berlinli Apartmanı romanımı, şiirlerim gibi bir “otomatik yazı” ruh halinde, bir çırpıda, bir ayda, hazırlıksız yazdım.” diyorsunuz. Nasıl olabildi bu? O bir ay nasıl geçti?

Aslında iki ay. Bir ayda romanı yazdım ama toparlamam bir ayımı daha aldı. Yani düzeltmelerle, ham hâlini toparlamamla iki ayda yazıldı Berlinli Apartmanı. Çok sıkıldığım bir kış gecesi oyun gibi başladı. Heyecan yaşamak istiyordum, bu yüzden taslaksız ve belirgin bir kurgu olmadan, tamamen doğaçlama yazmaya başladım. Bir bölümü yazarken bir sonraki bölümde ne olacağını bilmiyordum. Kendimi olayların akışına bırakarak, oyun oynar gibi yazdım. Zaten yazarken amacım yayımlatmak değildi. Eğlenmek, heyecanlanmak için yazıyordum. Oya'yla beraber gerçekten ben de gizem çözüyordum. Mesela, Oya'nın evine gizlice girildiği bölümü yazarken nasıl girildiğini ben de bilmiyordum. Sonraki bölümlerde gizemli olayların nasıl gerçekleşmiş olabileceğine dair kafa patlatmak çok eğlenceliydi. Oyun oynar gibi yazdığım için müthiş bir heyecan içinde yazıp bitirdim. Neredeyse her gün yazdım ve bazen yemek yemeyi unuttuğumu hatırlıyorum. Sevdiğim bir dizinin tüm sezonlarını bir ayda bitirmişim gibi bir histi.

  • Romanda azınlık iki karaktere yer vermeniz tesadüf değil herhalde, Moda gibi çok kültürlü bir semtte geçen bir romanda. Ne dersiniz?

Matild ve Natali'yi özellikle seçmedim. Pek çok Ermeni, Musevi ve Rum ahbabım oldu hayatım boyunca ve büyük dedem de Rum'du aslen. Azınlık kültürüne müthiş ilgim var, kendiliğinden doğuverdi bu karakterler. Komşuları hayal ederken bir köşeden çıkıverdiler.

  • Kadıköy’de cidden Berlinli Apartmanı diye bi yer var mı yoksa tamamen kurmaca mı?

Böyle bir apartman yok, tamamen kurmaca.

  • Bu soruyu bir de şöyle sorayım; kafanızda Berlinli apartmanı olabilecek bir apartman belirleyip, onun yakınındaki bir kafede bilgisayara gömülüp, ara ara apartmana bakarak yazdığınızı hayal ettim… Öyle mi?

Şu anda oturduğum daireye taşınmadan önce iki yıl boyunca Bahariye, Moda ve Acıbadem'de ev baktım. Neredeyse her hafta sonu bu semtlerdeki apartmanları dolaştım, içlerine girdim, çıktım. O iki yıllık süreç sanıyorum beni çok besledi farkında olmadan. Berlinli Apartmanı, bence o dönem rastladığım tüm apartmanların bir karışımı olarak ortaya çıktı. Romanı ev dışında hiçbir yerde yazmadım. Yani bilgisayara gömülüp hayalimdeki Berlinli Apartmanı'na baka baka yazdım diyebilirim.

“KADIN POLİSİYE YAZARLARI KADIN KAHRAMAN SEÇİYOR” 

  • Kahramanı kadın olan çok polisiye yok sanırım. (rahmetli Esra Türkekul’un ‘Cadıbostanı Cinayeti’ romanının amatör dedektif Berna var bi benim bildiğim) Oya’ya başrol vermek fikri nasıl doğdu?

Aslında epey var. Kadın polisiye yazarları çoğunlukla kadın kahraman seçiyor. Anlatıcım kadın olsun istedim çünkü bir erkek nasıl hisseder, bilemiyorum. Dolayısıyla en iyi bildiğim yolla yazdım: Bir kadının bakış açısından. Diğer romanlarımın anlatıcıları da hep kadın kahramanlar ve hiçbiri profesyonel değil, hepsi sadece gizem çözmeye meraklı kadınlar. Sıradan hayat süren insanlar da cinayet çözebilir fikrinden yola çıktım hep. İlla polis, başkomiser yahut hafiye olmaya gerek yok diye düşündüm.

  • Oya cinayet romanları çevirisi yaparken kendini olayların içinde buluyor. Siz de hem çevirmensiniz hem polisiye yazarı! Günlük hayatınızın mistik-gizemli yönlerine yoğunlaştığınız yahut duyduğunuz bir cinayeti filan uzunca düşündüğünüz oluyor mu Yaprak olarak?

Çok sade bir günlük yaşantım var. Öyle mistik, gizemli olaylarla karşılaşmıyorum. Duyduğum cinayetlerden etkilendiğim de pek olmadı. Sadece beni en çok sarsan, Berlinli Apartmanı'nda bahsi geçen seri katil Ed Gein'dir. Romanda Oya'nın gördüğü Ed Gein'li rüyalar aslında uzun yıllar boyunca benim gördüğüm rüyalar. Romanı yazdıktan sonra bir daha o rüyaları hiç görmedim, Ed beni özgür kıldı sanırım. Onunkiler dışında zihnimde egemenlik kuran yok. Kurmaca cinayetlerden ise en çok etkilendiğim, Michael Haneke'nin 1997 yapımı filmi Funny Games'dekilerdir. Günlerce uyuyamadığımı hatırlıyorum. Filmin ikinci yapımını da bu yüzden izleyemedim. Normalde beni bu tarz öyküler hiç korkutmaz, gayet rahat her türlü korkunç şeyi, hassas içeriği izler, okur, dinler ve bir kara delik gibi yutup hazmederim ama Ed Gein ve Funny Games'deki çocuklar beni uzun süre dehşete düşürmüştür.

“İNSANLAR KADIKÖY'E SIĞINIYOR”

  • Kadıköylüsünüz. Bu ilçe ile bağınız, hissiyatınız nedir, nasıldır?

Ben 1991 yılında üniversite öğrenimi görmek amacıyla yerleştim İstanbul'a. Çocukluğumdan beri her tatilde Beşiktaş'a, anneannemle dedemin evine gelirdim ve Kadıköy tarafını neredeyse hiç bilmezdim. Üniversitedeyken oturduğum öğrenci evi Acıbadem'deydi, öyle denk gelmişti. Sonra öyle de gitti. Acıbadem'den hiç kopmadım, şu anda da Acıbadem'de oturuyorum. Bu yüzden Kadıköy'le çok içli dışlıyım. Bence Kadıköy kurtarılmış bölge. Çok canlı ve özel. Son yıllarda da alternatif kültür, sanat, eğlence yeri olarak bir kaçış noktasına dönüşmüş durumda çünkü bence artık Beyoğlu bitti. Yeldeğirmeni de yeni Cihangir bana göre. Belli bir kültürdeki insanlar Kadıköy'e sığınmaya başladı. Burayı çok seviyorum ve bazen sadece öylesine ara sokaklarda dolaşıyorum. Hayatımın sonuna kadar Kadıköy'de yaşayabilirim.

  • Romandaki bir başrol Oya diğeri de Kadıköy/Berlinli Apartmanı. Romanınıza mekan olarak neden Kadıköy’ü seçtiniz?

Kadıköy'ü çok sevdiğim, neredeyse tüm sokaklarını çok iyi bildiğim için seçtim.

  • Kadıköylü pek çok polisiye yazarı var. (ben Çağatay Yaşmut ve rahmetli Esra hanımla röportaj yapmıştım) Kadıköy iyi malzeme mi veriyor size?

İlk dört romanımda verdi. Berlinli Apartmanı'nda sizin de belirttiğiniz gibi başrollerden birinde Bahariye var. Şeytan Disko'daki önemli karakterlerden birinin oturduğu ev yine Bahariye'de. Tilki, Baykuş, Bakire Suadiye - Bostancı hattında geçerken, Sobe Siyah Orkide Söğütlüçeşme'deki bir apartmanda gerçekleşen tuhaf olayları anlatıyor. Bundan sonra nasıl olur bilemem çünkü çoğunlukla Zonguldak yahut başka şehirlerde geçecek olan "Bir Yıldız Alatan Macerası" serisini yazmaya başladım Farahnaz'ın Çiçeği romanımın ardından. Fakat muhakkak ki dönüp dolaşıp yine Kadıköy'e bir şekilde gelirim yazarken, buna eminim. Şu anda yazdığım roman Adapazarı'nda geçmesine rağmen, Kadıköy'le bağlantıları olan kahramanlarım var mesela yani Kadıköy bir şekilde yeni romanıma sızmış durumda yine.


ARŞİV