Kadıköy’ün tarihi TESAK’ta konuşuldu

Tarih Vakfı ile TESAK iş birliğinde başlayan “Tarih Sohbetleri”nin ilk konuğu Prof. Dr. Murat Güvenç, Kadıköy’ün dönüşümünü İstanbul’un tarihsel kırılmalarıyla birlikte ele aldı

05 Şubat 2026 - 17:01

Tarih Vakfı ile Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nin (TESAK) iş birliğiyle düzenlenen “TESAK & Tarih Vakfı Tarih Sohbetleri”, 29 Ocak Perşembe günü Prof. Dr. Murat Güvenç’in katılımıyla başladı. Serinin ilk buluşmasında Güvenç, “Eski Bir Sakininin Anlatımıyla İstanbul Kent Tarihi İçinde Kadıköy” başlıklı konuşmasında, Kadıköy’ün tarihsel dönüşümünü İstanbul’un kent tarihindeki kırılma noktalarıyla birlikte ele aldı.

CUMHURİYET SONRASI İSTANBUL

Prof. Dr. Murat Güvenç, Cumhuriyet’in ilanının İstanbul’un kent tarihi açısından derin bir kırılma yarattığını belirterek, “Tarihte İstanbul’un başına gelen en sarsıcı olaylardan biri Cumhuriyet’in ilanıdır. Başkentlik statüsünü kaybeden İstanbul’da bakanlıklar ve devlet kadroları Ankara’ya taşındı; saraya bağlı çalışanlar işsiz kaldı. Saray, İstanbul için çok önemli bir istihdam kaynağıydı. Örneğin Üsküdar’daki Kanaat Lokantası, saltanatın sona ermesinin ardından işsiz kalan saray aşçıları tarafından kurulmuştur.” dedi. İstanbul’un yalnızca büyüyen değil, aynı zamanda küçülen bir tarihi de olduğuna dikkat çeken Güvenç, 1907 nüfus sayımında kentte 1,2 milyon kişinin yaşadığını, Cumhuriyet’in ilk nüfus sayımı olan 1927’de ise bu sayının 690 bine düştüğünü hatırlattı. Güvenç, “Lozan Antlaşması sonrasında İstanbul’da yaşayan ve vergi ödemeyen yabancılar ayrıcalıklarını kaybedince kenti terk etti. Bu durum ekonomik ve demografik yapıyı doğrudan etkiledi. 1924 yılında İstanbul Ticaret Odası, ‘İstanbul’u nasıl kurtarabiliriz?’ sorusuyla toplantılar düzenledi ve Ankara’ya heyetler gönderdi.” ifadelerini kullandı.1930’lu yıllarda İstanbul’un nüfus artışının durgunlaştığını belirten Güvenç, buna karşılık Kadıköy’ün nüfusunun aynı dönemde hızla yükseldiğini vurguladı.

KADIKÖYLÜLER “KARŞIYA GEÇER”

Dünyada İstanbul’a benzer çok az kent olduğunu dile getiren Güvenç, “İstanbul’un ortasından deniz geçiyor. Paris, Berlin ve Londra gibi kentlerin ortasından nehir geçer; nehirlerin üzerine köprü yapmak görece kolaydır. Oysa İstanbul’da denizin üzerinden köprü yapmak için Boğaz hem çok akıntılı hem de oldukça geniş. Bu nedenle ilk köprünün yapılması için neredeyse bin 500 yıl beklendi. Bugün ise üç köprü var.” dedi. İstanbul’un kimi yönleriyle New York–New Jersey hattına benzetilebileceğini belirten Güvenç, “Ancak orada da aradan bir nehir geçer; insanlar arabalı vapurlarla karşıya geçer.” dedi. Kentin gündelik diline yerleşen mekânsal algıya da dikkat çeken Güvenç, Kadıköy–İstanbul ilişkisi için “Kadıköylüler ‘İstanbul’a iner’, dönüşte ise ‘Kadıköy’e çıkmaz’, ‘karşıya geçer’ der.” şeklinde konuştu. 

İSTANBUL’UN ÜÇ KAPISI

Osmanlı döneminde İstanbul’un üç ‘kapısı’ olduğunu belirten Güvenç, “Bunların ikisi Fenerbahçesi'ndeki ile Ahırkapı’daki fener. Üçüncüsü ve en büyüğü ise Ayasofya’nın yaklaşık 30 metre çapındaki kubbesi. Kubbenin her bir penceresinde bir mum yakılırdı. Onun için gece Marmara Denizi’nden bakıldığında, yaklaşık 30 metre uzunluğunda ışıklı bir çizgi görürsünüz.” dedi. Güvenç, 1903 tarihli İstanbul haritasında Kadıköy’ün evliya anlatılarına göre son derece önemsiz bir yer olarak görüldüğünü aktardı. O dönemde Kadıköy’de yedi mahalle bulunduğunu, bunlardan yalnızca birinin Müslüman mahallesi olduğunu belirten Güvenç, “Evliya anlatılarında; bağlar ve yel değirmenleri var diyor. Kalamış’a gelindiğinde insanların denize girdiğini Pazar günleri ise Fenerbahçesi’nde eğlenmeye gittiklerini söylüyor, bir de Osmanağa Camii’nin kitabesi yazılı.” diye konuştu.

KADIKÖY’ÜN KADERİ DEĞİŞİYOR

Kadıköy’ün kaderinin ne zaman değiştiğine de değinen Güvenç, bu dönüşümde büyük yangınların belirleyici olduğunu söyledi. Güvenç, “Üç büyük yangın var Pera, Kuzguncuk ve Kadıköy yangını. Hepsi de aşağı yukarı aynı tarihlerde meydana geliyor. Pera yangınında sıcaklık 2 bin dereceye yaklaşıyor, yaklaşık 5 bin ev yanıyor. İngiliz Konsolosluğu, İstanbul’da yangınların çok sık yaşanması nedeniyle geniş bir arazi satın alıyor ve binasını da tam ortaya inşa ediyor; hâlâ da öyle duruyor.” ifadelerini kullandı. Saint Joseph Lisesi’nin de yangında zarar gördüğünü hatırlatan Güvenç, okulun bir süre Moda’da bir otelde faaliyet gösterdiğini, daha sonra ise bugünkü yerinin padişahtan oldukça düşük bir bedelle satın alındığını sözlerine ekledi.

HAYDARPAŞA GARI’NIN DALGAKIRANI

Trenin İstanbul’a gelişi sürecinde Kadıköy ile Üsküdar arasında ciddi tartışmalar yaşandığını da aktaran Prof. Dr. Murat Güvenç, “Çünkü tren Üsküdar’a gitseydi mendirek yapılmayacaktı. Bugün duvar gibi görünen mendireğin altında, adeta Atatürk Barajı büyüklüğünde bir taş kütlesi var. Yukarıyı tutabilmek için denizin altına neredeyse bir dağ inşa ediliyor; o kütle dalgaları kesiyor.” dedi. Üsküdar seçeneğinin bir başka zorluğunun da Karacaahmet Mezarlığı’nın altından tünel geçirme gerekliliği olduğunu belirten Güvenç, bu nedenlerle Haydarpaşa’nın tercih edildiğini ifade etti. Güvenç, “Kadıköy’ü İstanbul’un ucundaki ücra bir yer olmaktan çıkaran, onu gerçek anlamda Kadıköy yapan unsur Haydarpaşa Garı’nın dalgakıranıdır. Bu dalgakıran aslında Boğaz’ın sakin sularını Kadıköy’e kadar uzatmıştır.” diye konuştu.

 


ARŞİV