Yazan: Hüseyin Kıyak
İsminin farklılığıyla dikkat çekiyor önce. Harflerin üzerine bastırarak söylemezseniz anlaşılamıyor da. Bilindiği kadarıyla bu ismi taşıyan tek kişi, en azından Türkiye’de böyle. İsmi Osmanlıca sözlüklerin pek çoğunda yok. Redhouse Osmanlıca sözlüğündeki karşılığına göre ilk anlamı “erkeklerle çevrili”, ikinci anlamı ise “taranmış, düz”. İsmini koyan kişi, meşhur şarkıcı Münir Nureddin Selçuk’un babası Nureddin Bey. Kadıköy’de Yoğurtçu’da komşu olan iki ailenin yakın ilişkileri var. Müreccel’in babası Nuri Duyguer, Münir Nureddin’in de ilk müzik öğretmenlerinden.
Müneccimbaşı’nın torunu, Sinekemani’nin kızı
Müreccel, çok renkli bir eve doğuyor, tarih 14 Ağustos 1916. Uzun yıllar Hariciye Nezareti’nde memuriyetine devam eden babası Nuri Bey, aynı zamanda Türkiye’de ilk futbol oynayan kişilerden. Ülkemizdeki ilk futbol takımı olan Siyah Çoraplılar’ın (Black Stockings) kurucularından; kürekçi, güreşçi, eskrimci, fotoğrafçı. Ama hepsinden daha da çok ilgilendiği alan müzik oluyor. Göğse dayanarak çalındığı için “sinekemanı” adını alan, Avrupa’nın viola d’amore’unun son icracılarından. Müzik toplulukları kurmuş, öğrenciler yetiştirmiş, birçok eseri notaya alarak unutulmaktan kurtarmış. Annesi de Sultan Reşad’ın müneccimbaşısı Ömer Naşid Efendi’nin kızı Mecbule Hanım. Mecbule Hanım’ın amcası meşhur şair Namık Kemal, dedesi de Abdülhamid’in müneccimbaşısı Mustafa Asım Bey.

İlk tutku: Müzik
Müzik dolu bir ailede büyüyen Müreccel, küçük yaşında babasından keman çalmayı öğrenir. 30’lu yıllarda Kadıköy Halkevi’nde Hulusi Öktem yönetimindeki çoksesli koroda soprano partilerini söylemeye başlar. Daha sonra, müziğe amatör olarak devam etmeye karar verecek ve daha çok yaratıcı olabileceği düşüncesiyle resme yönelecektir. Fakat hayatının sonuna dek müzikle ilişkisini sürdürecek, 1940’lı yıllarda Tepebaşı Bahçesi’nde keman konseri dahi verecektir. Muhiddin Sadak yönetiminde İstanbul Şehir Korosu’nda soprano olarak 1940’lı yıllardan 1960’a kadar çalışır. Müreccel Hanım, sadece müzikle yetinmemiş, babası Nuri Bey gibi sporla da ilgilenmiştir. Üyesi olduğu Fenerbahçe Kürek Takımı’nın kadınlar grubuyla çekilmiş bir fotoğrafı 40’ların başında bir magazin dergisinin kapağında çıkacaktır.

İçinde Müreccel Hanım’ın da bulunduğu Fenerbahçe Kürek Takımı’nın bir fotoğrafı dönemin dergilerinden birinin kapağına basılmıştır. bkz. Foto Magazin, Sayı 33, 21 Temmuz 1941.
Aileye rağmen tutkusunun peşinden giden bir kadın
Müreccel aile baskısıyla yetiştiğini ve Akademi’ye gidişindeki zorlukları şöyle anlatıyor: “Babam o geniş muhite rağmen müthiş mutaassıptı. Gözünün önünde olmamızı isterdi. Değil Akademi’ye, evden çıkmama müsaade yoktu. Akademi hayaldi. Evde öylesine resim yapıyordum ve beğeniliyordu. Ama evde kendi kendime yaptığım resimlerdi bunlar.”
Müzik dersi için başladığı Kadıköy Halkevi’nde müziğin yanında resim, heykel çalışmalarına da katılan sanatçı Vecihi Bereketoğlu’yla yağlıboya ve Kadıköylü Rezzan Hanım’la da heykel çalışır. Komşuları olan, Almanya’dan yeni gelen ressam Fahrettin Arkunlar’ın teşviki ve aile büyüklerini iknası sonucu Müreccel, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmeye karar verir.

Akademi’nin yüksek kısmından mezun ilk kadın ressam
Ortaokulu dışarıdan bitirir, sonra Akademi sınavlarına katılır. Önce Türk Tezyinatı Bölümü’ne girer. Burada bir sene Süheyl Ünver, Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Kâmil Akdik ve Necmeddin Okyay’la çalışır. Bir sene sonra da Resim Bölümü’ne geçer. İlk yıl Nazmi Ziya Atölyesi’nde desen çalışır. İkinci sene, Fransa’dan gelen Léopold Lévy tarafından kendi atölyesine seçilen kişiler arasında yer alır. Altı sene bu atölyede çalışır. 1946’da mezun olur.

Müstakbel eşe koşulan şart
Müreccel, 1948’de şair Hüseyin Siret Özsever’in oğlu Mübin Özsever’le kısa sürecek bir evlilik yapar. İkinci evliliğini 1953’te Avukat Mustafa Küçükaksoy ile yapacaktır. Bu evliliğinden önce, müstakbel eşine bir şart koşar: Evlenmeden evvel Paris’e gidecek, oradaki sergileri ve müzeleri gezecektir. Kendini ve sanatını geliştirecek bu geziye 1952’de kendi imkânlarıyla tek başına gider. Dönüşünde evlenir ve iki de çocuğu dünyaya gelir.
Sessiz bir modernist
50’li yılların ortalarında Kadıköy Ortaokulu’nda kısa süreli resim öğretmenliği yapar. Devlet Matbaası’nda ressam olarak çalışır. Sağlığında birçok resim sergisine katılır. Fakat resmi bir geçim aracı olarak görmez. Bu sebeple biraz gölgede de kalır.

2008’de aramızdan ayrılan sanatçı, klasik eğitimden ödün vermeyen ama kişisel gözlemlerini cesurca tuvale yansıtan bir yaklaşım sergiler. Onun resimlerinde, babasının müziğindeki o eski İstanbul naifliğini ve annesinin soy ağacındaki vakur duruşu izlemek mümkündür. Yağlıboya, suluboya ve pastel türünde desen, portre, natürmort, peyzajdan oluşan çok sayıdaki eseri bugün çocukları Yusuf ve Eren Küçükaksoy’dadır. Sanatçının çeşitli koleksiyonlarda da eseri bulunmaktadır. Aile mirasının sanattaki izdüşümü onun sadece bir "ressam" değil, aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı olduğunu gösterir.
Müreccel Küçükaksoy koleksiyonunda, sanatçının yakın çevresinden Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Leyla Gamsız, Selim Turan, Kemal İncesu, Nuri İyem, Semra Germaner, Mukaddes Saran, Altan Adalı’nın da eserleri vardır.
Sanatını "piyasa" kaygılarından uzak, bir yaşam biçimi olarak sürdüren, gölgede kalmış ressamlarımızdan olan Müreccel Küçükaksoy, “mücadeleci ve öncü bir kadın sanatçı” olarak daha geniş kitlelere tanıtılmalı, bugün aile koleksiyonunda bulunan eserleri kültür tarihine kazandırılmalıdır.