Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nin sanat yönetmeni, yönetmen ve senarist Emin Alper ile klinik Psikolog Sedef Atik, 26 Şubat Perşembe günü Tarih, Edebiyat, Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK) düzenlenen “Öteki’nin Psikanalizi, Psikanalizin Ötekisi” başlıklı söyleşide bir araya geldi. Söyleşide Alper’in, ilk tiyatro yönetmenliği deneyimi olan ve Fyodor Dostoyevski’nin klasik eseri “Öteki”den uyarladığı oyuna getirdiği modern kara komedi ve tekinsiz gerilim yorumu, psikanalitik bir perspektiften ele alındı.
“HİKÂYENİN MİZAHİ POTANSİYELİNİ FARK ETTİM”
Emin Alper, “Öteki kavramı, sinemamı eleştirirken ve anlamaya çalışırken sıkça başvurduğum bir kavram. Filmlerimde ‘öteki’nin, ‘biz’ diye adlandırdığımız cemaatin nasıl inşa edildiğini; bunun özellikle düşmanlık ve benzememe üzerinden nasıl tarif edildiğini farklı biçimlerde anlatmaya çalışıyorum. Ancak Dostoyevski’nin ‘ötekisi’, benim filmlerimde ele aldığım ötekiden biraz daha farklı.” dedi. Romanı ilk kez 20’li yaşlarının başında okuduğunu belirten Alper, eserden o dönemde çok etkilendiğini söyledi. “Dostoyevski’nin bu novellayı bu kadar genç yaşta yazmış olması beni çok etkilemişti. Yanlış hatırlamıyorsam 25 yaşında yazmaya başlıyor. İlk okuduğumda karakterle güçlü bir özdeşlik kurmuş, neredeyse kahrolmuştum. Yıllar sonra tekrar okuduğumda ise daha mesafeliydim ve hikâyenin mizahi potansiyelini fark ettim.” ifadelerini kullandı.
KÜÇÜK İNSAN
Alper, “Öteki’yi yeniden uyarlama fikri beni neden cezbetti diye düşündüğümde, sanırım bir yazarı en çok ‘bir başkası olmak istemek ne demek?’ sorusunun kışkırttığını görüyorum. Kendinden memnun olmama, başka biri olma arzusu hayatımızın hiçbir döneminde bizi tamamen terk etmiyor. Kendi karşımıza, ama temsil ettiğimiz şeylerin dışında bir şeyi temsil eden bir ‘başka ben’ çıktığında ne hissederiz? Bu soru bana çok kışkırtıcı geldiği için roman beni yeniden çekti.” dedi. Romanda, Rus edebiyatında sıkça karşılaşılan ‘küçük insan’ temasının işlendiğini belirten Alper, “Kendine yönelik değerinden hiçbir zaman emin olamayan, bu nedenle toplum içinde değersiz hisseden ve hak ettiğinden daha az değer gördüğünü düşünen tipik bir Rus memurunun dramı anlatılıyor.” şeklinde konuştu.

Romanı bir ‘delirme hikâyesi’ olarak tanımlayarak bunun arkasında toplumsal mekanizmaların yattığını söyleyen Alper, “Sadece baskılayan değil; insanı değersizleştiren, kişinin kendine verdiği değerden şüphe etmesine yol açan bir sistemden söz ediyoruz. Dostoyevski’nin sıkça kullandığı ‘paçavra’ metaforu da tam olarak bunu anlatır. İnsanı paçavraya indirgeyen hiyerarşik bir toplumsal düzen.” dedi. Alper, söz konusu yapının özellikle Çarlık Rusyası’nın otoriter ve aristokratik toplumsal düzeniyle bağlantılı olduğunu belirterek, “Ayrıcalığın doğuştan kazanıldığı, bu ayrıcalığa sahip olmayanların yükselmekte zorlandığı; aşağıdan gelen yetenekli insanların önünün kesildiği son derece eskimiş ve yoz bir yapıdan bahsediyoruz. Alkolik bir aristokrasi, kölelerini dövmekten haz duyan toprak sahipleri.” diye konuştu.
21.YÜZYIL TÜRKİYE’SİNDE
Emin Alper, hikâyenin insan psikolojisi ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiyi gözlemleme imkânı sunduğunu belirterek, “Benim için asıl mesele, insanın toplum içinde kendini nasıl değerli hissedebileceği ve nasıl saygın bir konuma gelebileceği sorusu. Bu hikâye, tam da bu soruyu görünür kılıyor.” dedi. Romanın Türkiye gerçekliğiyle de yakından ilişkili olduğunu düşündüğünü ifade eden Alper, “Bizde aristokrasi yok ama otoriter bir kültür var. Toplumsal statü basamaklarında biraz yükseldiğinizde büyük bir saygı ve yaltaklanma görüyorsunuz; aşağı düştüğünüzde ise insanlar kolayca sırt çevirebiliyor. Bu durum özsaygıyı ciddi biçimde zedeleyen bir şey. Bu nedenle hikâye bana Türkiye’ye kolaylıkla adapte edilebilir geldi.” diye konuştu. Uyarlamasını 21. yüzyıl Türkiye’sine taşıdığını ve oyunu yoğun rekabetin yaşandığı beyaz yakalı dünyasına yerleştirdiğini belirten Alper, “Kariyer hırsı ve yükselme arzusu üzerinden ilerleyen bir yapı kurdum. Ayrıca ‘benzerlik’ ve ‘ikizlik’ temasının tiyatroda nasıl işlenebileceği sorusu da beni özellikle heyecanlandırdı.” ifadelerini kullandı.
Klinik Psikolog Sedef Atik, söyleşide Freud’un ‘tekinsiz’, kaygı ve öteki kavramlarını psikanalitik bir çerçevede değerlendirdi. Konuşmaların ardından, Alper ile Atik dinleyicilerin sorularını cevapladı.