Bir 'cold read' deneyimi...

Cold read (soğuk okuma) tarzı çağdaş bir üretim olan “Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan” oyunu, tam da savaş günlerinde İranlı vicdani retçi bir yazarın, özgürlük özlemini yansıtıyor...

05 Mart 2026 - 21:53

 

Yıllardır kültür sanat muhabirliği yapan bir gazeteci olarak, ilk kez bir tiyatro oyununa giderken en az oyuncu kadar heyecanlıyım! Zira birazdan izleyeceğimiz oyun –bu işe klasik bir tiyatro oyunu demek ne kadar doğru, ayrı bir tartışma konusu– oldukça ünlü. Hatta namı İran’dan çıkıp dünyayı turlamış. Yazarı, İranlı Nassim Soleimanpour, bu metni 2010 yılında (zorunlu askerlik hizmetini reddettiği için 2013 yılında pasaportunu geri alana dek ülkeyi terk etmesine izin verilmedi) kaleme almış. Kendi özgürlük arzusunu oyunun içine saklamış. Oyunun Türkiye yapımcısı Nisan Ceren Özerten’in deyişiyle şişeye not yazıp denize atmak gibi… Yazar bugün Berlin’de yaşıyor. Dolayısıyla oyunun, yazarın ülkesinden çıkamadığı o yıllarda izlenmesi belki çok daha manidar olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Ama yine de bize bugünlerde izlemek düştü. Biz de Paribu Art salonundaki yerimizi alıyoruz. Oyunun başında klasik bir “telefonları kapatalım” uyarısı var. Ancak çekim yapanların lazerle işaretleneceğine dair yapılan uyarı hem güldürüyor hem de işe yarıyor zira oyun boyunca tek bir telefon ışığı bile görmedim!

HANGİ TAVŞAN?

Oyunun adını söylemeyi unuttuğumu fark ettim ama zaten yazının spotunda okumuşsunuzdur. Yineleyelim: Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan. Bu işin en önemli özelliği biricikliği... Oyuncu metni önceden görmüyor; sahneye çıkıyor, kendisine verilen mühürlü zarfı açıyor ve “oynamaya” başlıyor. Hatta bu tarzın bir de adı var; cold read (soğuk okuma). Klasik tiyatroda aylarca ve onlarca kez yapılan provaların aksine burada sıfır prova!  Hoş, bu teknoloji çağında bir metnin tamamen gizli kalması ne kadar mümkün, tartışılır. Ama yine de inanalım, inanmak isteyelim...

Oyun, 2011 yılında Edinburgh Fringe Festival’de prömiyer yapmıştı. O günden bu yana 30’dan fazla dile çevrilmiş, 3000’in üzerinde kez oynanmış. Güncel rota Türkiye. Oyun, Luz Creative prodüksiyonuyla İstanbul’da Terminal Kadıköy’deki Paribu Art’ta seyirciyle buluşuyor. Yapımcılığı Nisan Ceren Özerten üstleniyor. Metni dilimize Hakan Silahsızoğlu çevirmiş. 40 kişilik oyuncu kadrosunda kimler yok ki; Ocak’ta Demet Akbağ ile başlayan bu maraton, Cem Yiğit Üzümoğlu, Ayça Bingöl, Şevval Sam gibi isimlerde sürüp Şubat’ta Hazal Türesan ile ilk bölümü sonlandırdı. Mart ve Nisan’da 18 yeni isimle (Mart’ta Sarp Apak’la başlıyor, Alper Kul, Esra Dermancıoğlu, Canan Ergüder, Tilbe Saran gibi isimlerle sürerek Nisan’da Ceyda Düvenci ile bitiyor) Ataşehir’de Dasdas’ta sürecek. Hemen bir parantez açıp bu eserin daha önce de ülkemize geldiğini anımsatalım. Türkiye’de ilk kez 2018’de sahnelenmişti. Ancak bu kez sosyal medyanın da etkisiyle daha görünür bir karşılık bulduğunu söylemek mümkün. 

OYUNCU, METİN, SEYİRCİ VE 3600 SANİYE

Ben ise biraz tesadüf, biraz bilinçli bir seçimle Onur Ünsal’ı izledim. Başka bir oyuncudan izlemediğim için kıyas yapma imkânım yok. Ancak metinle ilk kez sahnede karşılaşan ve bunu seyirciyle birlikte inşa etmek için yaklaşık 60 dakikası olan bir oyuncu açısından bakarsak, gayet makul bir biçimde kotardığını söyleyebilirim. 

Gelelim oyunun meselesine… Tavşan metaforu üzerinden otoritenin insan üzerindeki etkisini, seçimleri ve iradeyi ele alıyor diyebiliriz. Ancak bunu yeterince derinlikli bir biçimde yaptığını söylemek zor. Yer yer “kör göze parmak” duygusu yaratıyor. Dediğim gibi, yazarın İran dışına adım atamadığı günlerde çok daha güçlü ve sarsıcı bir karşılık üretebilecek bu metin, bugün yazarın Almanya’da yaşadığını bilince ister istemez başka bir yerden okunuyor. İçerik açısından çok doyurucu bulmasam da,  her akşam oyuncunun kabiliyeti ve seyircinin tepkisiyle değişen bir “deneyim” sunduğu kesin.

(Onur Ünsal'lı oyunun sonundan bir kare / fotoğraf: DAMLA PEKDOĞAN)

Son bir notla kapatalım konuyu; Nassim Soleimanpour’un üniversitedeki eski hocalarından biri metni okumuş ve eski öğrencisine “Biz sana bunu mu öğrettik?!” diyerek  şaşkınlığını ve beğenmeme halini dile getirmiş. Bu bilgi cebinizde dursun. Cebinize bir de –bilet, ulaşım ve diğer giderler dâhil– iki bin civarında bir para koyarsanız izlemeye gidebilirsiniz. Yeni bir şey deneyimleyeceğiniz kesin ama beğenip beğenmemek size kalmış elbette…

 


ARŞİV