Atatürk Kitaplığı

Bu köşede, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatan eserlere yer vereceğiz. Atatürk’ün hayatı, mücadelesi ve devrimleri üzerine yazılmış bu kitapların devlet adamı ve bir lider olması dışında çok yönlü kimliğini ve entelektüel derinliğini tanımamızı sağlayacağını umuyoruz. Bu hafta Can Yayınları tarafından Mustafa Kemal Atatürk’ün konuşmalarından derlenen “Yorulsanız Bile” isimli kitaptan bölümler paylaşıyoruz. İyi okumalar.

16 Nisan 2026 - 13:43

YORULSANIZ BİLE (3)

… Biz memleketimizi artık esir ülkesi yapamayız. Belki hepimizin dikkatini çekmiş olan Lozan Konferansı'nın son müzakeresi bu noktayla ilgilidir. Konferansın şimdilik ertelenmesi hep aynı meseleden, aynı noktadan kaynaklanıyormuş gibi değerlendirilebilir. Ordularımız en büyük zaferi kazanmışlardı ve bu zafer yürüyüşünü durduracak hiçbir engel yoktu. Böyle bir zamanda İtilaf Devletleri, hukuki ve meşru haklarımızı görüşmeler yoluyla dahi kabul edeceklerini ve sorunların müzakerelerle çözüleceğini söylediler ve bizi konferansa davet ettiler. Milletimiz, meclisimiz ve hükümetimiz samimi olarak barış taraftarı olduğu için zafer kazanmış ordularımızı durdurdu ve heyetimizi Lozan'a gönderdi. Aylardan beri görüşmeler ve tartışmalar devam ediyor. Fakat henüz muhatap devletler, bizimle üç yıllık, dört yıllık bir hesabı görmüyorlar; üç yüz, dört yüz yıllık bir hesabı görmeye başlamışlardır. Ve hâlâ muhatap devletler, eski Osmanlı devletinin tarihe karıştığını ve bugün yeni Türkiye devletinin var olduğunu, bu Türkiye devletini kuran milletin çok azimli ve cesur bir millet olduğunu ve bu milletin artık tam bağımsızlığından ve milli egemenliğinden zerre kadar taviz veremeyeceğini anlamamışlardır.

İşte bunu anlayamamak yüzünden şüphe etmişler, beklemişlerdir. Arkadaşlar, onlar istedikleri kadar tereddüt edebilirler. Fakat bu millet kesin kararını vermiştir. Bu millet için şüphe devirleri çoktan geçmiştir. Devletlerin temsilciler heyetimize verdikleri son proje elbette heyetimizce kabul görmeye değer görülmedi. Diğer temsilciler heyetleri gibi bizim temsilciler heyetimiz de durumu hükümete ve gerekirse meclise arz etmek üzere memlekete varmak üzeredir. Tabii görüşme ve açıklama talebi olacaktır. Ancak bütün millet, bütün dünya bilsin ki, en sonunda millet tam bağımsızlığın elde edildiğini görmedikçe yürümeye başladığı yolda bir an durmayacaktır. Efendiler,

Hiç kimseden fazla bir şey istemiyoruz. Dünyanın her uygar milletinin doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi mahrum etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler. Çünkü hakkımız doğaldır, meşrudur, makuldür ve bize lazımdır. Biz bu haktan vazgeçmeyeceğiz ve ne kadar haklı isek bu hakkımızı müdafaa ve muhafaza için de memleketimizin, milletimizin kabiliyet ve kudreti o kadardır. Efendiler, görülüyor ki, bu kadar kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra dahi bizim barışa kavuşmamızı engelleyen sebep doğrudan doğruya ekonomik sebeplerdir.  (Syf 90-91)

Kadınlarımız zaten toplumsal hayatta erkeklerimizle her zaman yan yana yaşadılar. Bugün değil, eskiden beri, uzun zamandır kadınlarımız, erkeklerle omuz omuza, mücadele hayatında, tarım hayatında, geçim hayatında, erkeklerimizden bir adım bile geri kalmadan yürüdüler. Belki erkeklerimiz, memleketi işgal eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini gererek varlıklarını ispat ettiler. Fakat erkeklerimizin kurduğu ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletti. Memleketin varlık sebeplerini hazırlayan kadınlarımız olmuştur ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkâr edemez ki, bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda milletin hayatiyetini ayakta tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, ürünleri pazara götürüp paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bunlarla birlikte sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmura, kışa, sıcağa aldırmadan cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bu nedenle hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar yüceltelim ve kutsayalım.

(…)

Daha selametle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını mesaimizde müşterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlaki, toplumsal, ekonomik hayatta erkek paydaşı, yoldaşı, yardımcısı ve destekleyecisi yapmak yoludur (Syf 114-116)

 


ARŞİV