"Validebağ'ın kurtuluşu hürmetten geçiyor"

Yüksek lisans tezi için Validebağ Korusu’nun florasını inceleyen botanikçi Berivan Berfin Altay’ın bilimsel envanter çalışması, korunun sıradan bir yeşil alan değil, korunması gereken uluslararası bir miras olduğunu tescilledi. Altay, “Validebağ’ın kurtuluşu, onu modern bir parka benzetmek için ‘iyileştirmeye’ çalışmaktan vazgeçip, toprağın o kadim hafızasına derin bir hürmet etmekten geçiyor” diyor

01 Temmuz 2026 - 16:09

İstanbul’daki en büyük yeşil alanlardan biri olan ve birinci derece doğal sit alanı olarak koruma altında bulunan Validebağ Korusu, bugüne dek pek çok bilimsel araştırmaya konu oldu, olmayı da sürdürüyor. Kendisi de Üsküdarlı olan, bizzat korunun kullanıcılarından olan Berivan Berfin Altay, alana dair tez yazan yüksek lisans araştırmacılarından biri. İstanbul Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı Botanik Programı’ndan Doç. Dr. İbrahim Sırrı Yüzbaşıoğlu danışmanlığındaki yüksek lisans tezini Validebağ’ın florası üzerine yaptı. Biyolog&uzman botanikçi Altay ile Validebağ’da buluşup hem koruyu adımladık hem bu  bilimsel envanter çalışmasını konuştuk.

Önce sizi tanıyalım.

Üsküdar doğumlu, atlet, gezgin ve doğa aşığı biriyim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Biyoloji Bölümü mezunuyum. Ardından İstanbul Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı’nda, Sistematik Botanik üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Öğrenmenin sonsuz bir yolculuk olduğunun farkındalığıyla doktoraya hazırlıklarım devam ederken, bir yandan da her yaştan vatandaşımıza doğa yürüyüşleri ve arazi gezileri organize ediyorum.  

(Berivan Berfin Altay ve Validebağ’da en sevdiği ağaç olan 155 yaşındaki sakız ağacı)

 Validebağ’ı önceden ne kadar bilirdiniz? Zaten ilgi alanınızda mıydı yoksa tez için çalışmaya başlayınca mı tanıştınız burayla? Bir bitkiyi keşfetmek için yıllarca aynı alana dönüp bakmak gerekiyor. Validebağ Korusu sizin için ne zaman ve nasıl “bakılan bir yer” olmaktan çıkıp “okunması gereken bir ekosistem”e dönüştü?

Yabancı bir yer değildi; günlük rotamın bir parçasıydı. Ancak bir botanikçi gözüyle bakmadan önce, burası benim için de pek çok İstanbullu gibi “nefes alınan, yeşil bir kaçış noktası” konumundaydı. Tez çalışmam kapsamında her mevsim, her ay, hatta bazen haftada birkaç kez korunun derinliklerine inmeye başladığımda o büyük dönüşüm gerçekleşti. Sarı çiçek benim için yeri geldi Crepis oldu, bazen Taraxacum,  bazen Ranunculus, bazen de Rapistrum isimlerini aldı.  Zamanla bir bitkinin sadece varlığını değil; hangi toprak yapısında büyüdüğünü, hangi böcekle etkileşime girdiğini, mevsimsel döngülere nasıl yanıt verdiğini sistematik olarak izledikçe koru benim için statik bir manzara olmaktan çıktı. Toprağın altındaki tohum bankasından asırlık ağaçların tepesindeki mikro-habitatlara kadar, her metrekaresinde geçmişin ve bugünün çarpışmasını anlatan canlı bir ekosistem metnine dönüştü. O andan itibaren koruyu sadece izlemedim, onu okumaya başladım.

Tezinizde Pierre Belon’un 1555’teki İstanbul listesinden, Aznavour’un el yazmalarına  uzanan büyüleyici bir İstanbul botanik tarihçesi sunuyorsunuz. Bugün Validebağ, o eski görkemli floradan neleri miras taşıyor? 

16 milyonluk bir metropolün ortasında, yaklaşık 200 doğal taksona ev sahipliği yapması, bu alanın İstanbul’un botanik tarihindeki sürekliliğini kanıtlıyor. Validebağ, Bezm-i Alem Valide Sultan’ın bir “botanik bahçesi” özeniyle koruduğu o eski dokuyu, bugün bünyesindeki nadir türler ve bozulmamış toprak yapısıyla bir ekolojik miras olarak yaşatmaya devam ediyor. 

Bir flora çalışması dışarıdan bakıldığında sadece “bitki listesi çıkarmak” gibi algılanabilir. Nedir bu çalışmanın/tezinizin önemi?

Bu çalışma, bölgenin biyolojik tapusunun çıkarılması, ekosisteminin detaylı bir sağlık raporunun hazırlanması anlamına geliyor. Validebağ Korusu’nun yıllardır yapılaşma, “millet bahçesi” veya rekreasyon projesi adı altında nasıl bir dönüştürülme tehdidiyle baş başa kaldığını hepimiz biliyoruz. Bir alanı betonlaşmadan ya da yanlış peyzaj uygulamalarından koruyabilmeniz için, koruma kurullarına ve mahkemelere sunacağınız argümanların sadece duygusal değil; somut, bilimsel ve ölçülebilir olması gerek. Çalışmamız, bu alanın hafta sonu piknik yapılacak sıradan bir “boş arazi” değil, uluslararası standartlarda korunması gereken doğal bir miras olduğunu çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Betonlaşan 16 milyonluk bir kentte, Validebağ gibi sadece 35,4 hektarlık bir alanda tam 194 farklı bitki türünün yaşadığını belgelemek, buranın kent içindeki bitki çeşitliliğini ayakta tutan genetik bir depo ve canlılar için son sığınaklardan biri olduğunu kanıtlar. Üstelik alanda tespit ettiğimiz nadir türler ve yabani soğan türleri gibi toprağın altındaki ekolojik hafızayı temsil eden bitkiler, bu toprağın geçmişten bugüne bozulmadan gelebildiğinin en büyük müjdecisidir. Bu veriler, “alanı rehabilite ediyoruz” diyerek toprağın kazınmasına veya dışarıdan rulo çim getirilip alanın yapaylaştırılmasına karşı elimizdeki en net hukuki engellerden biri. Biz bu tezle sadece “koruyalım” demiyor, aynı zamanda nadir bitkilerin haritalamasını yaparak gelecekte alanı “nasıl korumamız ve yönetmemiz gerektiğini” de gösteriyoruz. Yani bu çalışma, Validebağ'ın sıradan bir “park” statüsünde olmadığını, yüzyıllardır yaşayan bir doğal miras olduğunu tescillemiş, yanlış müdahalelere karşı elimizdeki en güçlü bilimsel belgelerden.

2021-2025 arasında 4 yıl süreli tez araştırma sürecinde 400 civarında doğal örnek topladınız. Bu örnekler şu an fiziki olarak nerede?

Toplanan bitki örnekleri, bilimsel birer belge niteliğindeki bu bitki örnekleri, uluslararası standartlarda korunmak zorunda. O nedenle bunları kurutup, presleyip, tespit ederek herbaryum materyali haline getirdik. Bunlar, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Herbaryumu'nda bilimsel arşiv olarak muhafaza ediliyor. Böylece hem uluslararası indekslere kayıtlı bir kurumda güvence altına alınmış oldular hem de dünyanın dört bir yanından İstanbul florasını çalışmak isteyen bilim insanlarının erişimine ve incelemesine açıldılar.

“ASIRLIK YABANIL DİRENÇ…”

Bu örnekler size Validebağ’ın geçmişi ve bugünü hakkında ne anlattı?

Validebağ’ın dışarıdan göründüğü gibi durağan bir yeşil alan değil, tarihsel süreçte değişen, dinamik bir ekosistem olduğunu anlattı. Tarihine baktığımızda, botanik bahçelerin dünyada yaygınlaşması üzerine Osmanlı’nın Validebağ Korusu’nu bağ&bahçe olarak tasarlaması ve bir çok meyve ağacının bu alana getirilmesi tarihe geçen ilk değişimdi. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte veremle mücadele yıllarında yaşanan bir diğer değişim, Koru’nun sosyal devlet uygulamaları kapsamında kullanılmasıdır. Koru o yıllarda toplumsal tarım çalışmaları için kullanılmıştı. Bereketli toprağı ve temiz havasıyla, savaş mağduriyeti yaşayan aileleri besleyen ve verem hastalarını iyileştiren bir şifa merkeziydi. O günlerin izlerini tıbbi&aromatik bitki örneklerinden ve bugün bile her mevsimde bitki toplayıcılarının ilgi odağı olmasından anlayabiliriz. Günümüz Türkiye’sine gelindiğinde, kentleşme baskısının yoğunlaşması ile yeşil alanın hatrı sayılır oranda küçülmesinin yarattığı tahribatın izlerini de rahatlıkla görebilmekteyiz. Sahadan topladığım bu örneklerin lokasyon bazlı dağılımı, doğal bitki popülasyonlarının yoğun insan sirkülasyonu ve toprak sıkışması nedeniyle merkezi alanlardan kaçarak korunun daha sarp ve erişimi zor kuytularında mikro-sığınaklar oluşturduğunu gösteriyor. Geçmişin kadim genetik mirası, bugün ancak korunun kendi içindeki bu izole kalelerde varlığını sürdürebiliyor. Öte yandan, örneklerin yapısal özellikleri geçmişteki yanlış müdahalelerin yarattığı hasarı da belgeliyor; doğal ışık ve nem rejiminin bozulduğu alanlarda hassas türler çekilirken, yerlerini hızla kirliliğe ve tahribata dayanıklı fırsatçı bitkiler almış durumda. Özetle bu somut veriler, Validebağ’ın asırlık yabanıl direncinin hala ne kadar güçlü olduğunu kanıtlarken, günümüzdeki insan kaynaklı etkilerin de ekosistem üzerindeki etkisini net bir şekilde ortaya koydu.

Tam o konuyu açacaktım; insan müdahalesi nasıl etkiliyor?

Ciddi bir stres, kırılma ve mekanik bir yıkım yaratıyor. Tarihsel süreçte yaklaşık 700 dönüm olan alanın günümüzde 354 dönüme kadar gerilemesiyle başlayan bu fiziksel daralma, çevredeki yoğun kentsel betonlaşmayla birleştiğinde koruyu diğer yeşil koridorlardan tamamen kopararak adeta nefes alamayan ekolojik bir adaya hapsetmiş durumda. Bu yalıtılmışlık ağaç köklerinin kurumasına ve ağaç kaybına yol açabiliyor. Validebağ ekosistemi şu an tüm bu iç ve dış müdahalelere karşı amansız bir savunma ve adaptasyon halinde, ancak bu yabanıl direnç duvarının da ekolojik bir sınırı olduğunu göz önünde bulundurmalıyız.

Validebağ gibi alanlarda doğaya müdahale edilirken yapılan en büyük hata ne oluyor?

En büyük hata, simetri ve temizlik arayan insan gözünün estetik kaygılarını, klasik kentsel peyzaj ve belediyecilik parkı anlayışıyla bu yabanıl alana dayatmak. Çünkü toplumsal hafızada “bakımsız alan” ile “doğal alan” kavramları ne yazık ki sıkça birbirine karıştırılıyor. Validebağ gibi her tarafı betonla çevrilmiş izole bir ekosistem adasında yapılan en büyük yanlış, burayı çevreleyen kentsel dokunun o steril ve yapay düzenine benzetmeye çalışmaktır. Örneğin, yaz aylarında kuruyan otlar dışarıdan bakıldığında “temizlenmesi gereken bir kirlilik” gibi algılansa da sahada yayılış gösteren boncuk arpa, kuruyan otsu kısımlarıyla toprak üzerinde hayati bir tabaka oluşturur. Benzer şekilde, “görüntüyü bozuyor” gerekçesiyle temizlenmek istenen böğürtlen gibi dikenli çalı kümeleri, ekosistemin en güvenli sığınaklarıdır ve içine girilmez yapılarıyla yaban hayatı için korunaklı birer kale işlevi görerek alanın kendi içinde doğal koruma bölgeleri yaratır. Validebağ'da “bakımsız” olarak etiketlenen örtü toprağın koruyucu zırhı, yabanıl çalılar ise biyoçeşitliliğin sığınağıdır. Peyzaj estetiği uğruna bu dinamik yapıları sahadan uzaklaştırmak, asırlık bir koruyu tüm ekolojik fonksiyonlarından arındırarak onu sadece görsel bir “yeşil dekora” indirgemek demektir.

“DEVASA BİR LABORATUVAR”

Çalışmanız sonucunda Validebağ Korusu’nda 194 takson (canlı sınıfı) tespit edildi. İstanbul gibi yoğun yapılaşmış bir kentte bu sayı bize ne söylüyor?

Bu rakam, kentsel ekoloji açısından tam anlamıyla muazzam bir gerçeği matematiksel bir ispatla yüzümüze çarpıyor. İstanbul genelinde yaklaşık 2 bin 551 doğal damarlı bitki taksonu yayılış gösterirken; Validebağ Korusu, kentin toplam yüzölçümünün (5.110 km²) sadece on binde yedisi kadar küçücük bir alan (0,35 km²) kaplamasına rağmen, kentin tüm bitki çeşitliliğinin yaklaşık yüzde 8’ine tek başına ev sahipliği yapıyor. Bu oran bize korunun tekdüze bir yeşillikten ibaret olmadığını, aksine inanılmaz bir habitat çeşitliliği barındırdığını kanıtlıyor.

(Biyoloji dersini laboratuvardan çıkarıp Validebağ’a taşıyan Altay, öğrencilerle ekosistemi incelerken)

Bu çalışmaya başlamadan önce Validebağ Korusu hakkında bildiklerinizle, 4 yıllık arazi çalışmasının sonunda gördüğünüz Validebağ arasında nasıl bir fark oluştu?

Çalışma öncesinde Validebağ benim için makro ölçekte bir bütündü; büyük ağaçlar, geniş çayırlar ve patikalardan ibaretti. Bugün eğitim hayatım ve yaptığım arazi çalışmalarıyla Validebağ gözümde binlerce parçalı canlı bir mozağe dönüştü. Eskiden sadece “otluk” deyip geçilebilecek bir nemli çukurun, aslında korunun başka hiçbir yerinde yetişmeyen bir bitkiye ev sahipliği yaptığını gördüm. Doğada her zaman görüp geçtiğimiz rengarenk çiçeklerin bir kimliği olduğunu öğrendim. Her bitkinin ekolojinin önemli bir unsuru olduğunu öğrendim. Bugün korunmuş olarak kalabilen bu kentsel yeşil alanın yıllar içinde vermiş olduğu toplumsal mücadeleye tanıklık ettim. Ve bu mozaik artık gelecek nesiller için de bir farkındalık oluşturmalı düşüncesiyle her yaştan gruplarla arazi çalışmaları yapıyor ve aldığım bu mirası geleceğe taşımaya gayret ediyorum.

Bir kentin içinde, milyonlarca insanın yanı başında duran bir korunun aslında bilinmeyen bir dünyaya sahip olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle evet! Bizler kent hayatının hızı içinde sadece göz hizamızdaki dünyayı algılıyoruz. Oysa başımızı öne eğip toprağa yaklaştığımızda, asırlık bir meşenin altındaki çürüyen yaprak katmanını incelediğimizde bambaşka bir evren çıkıyor karşımıza. İnsanlar yürüyüş yaparken yanlarından geçtikleri sıradan bir otun, belki de İstanbul'un fethinden beri o toprağa sadık kalan yerli bir tür olduğunun farkında değiller. Validebağ, her gün binlerce insanın adımladığı ama çok azının gerçekten "gördüğü", keşfedilmeyi bekleyen gizemli ve devasa bir kentsel laboratuvar…

Doğa deyince çoğu zaman büyük ormanlar akla geliyor. Küçük görünen kentsel alanların ekolojik açıdan neden önemli olduğunu anlatabilir misiniz? Bir kentin ortasındaki koru bize sadece temiz hava mı sağlar, yoksa hafıza, kültür ve aidiyet açısından da bir rol oynar mı?

Büyük ormanlar gezegenin akciğerleriyse, kentsel yeşil alanlar da kentin can damarları ve kılcal damarlarıdır. Bu küçük alanlar kentsel ısı adası etkisini azaltır, ani yağmurlarda suyu emerek selleri önler ve göçmen kuşlar için şehirlerarası birer mola istasyonu olur.Ancak ekolojik faydalarının ötesinde, Validebağ gibi alanlar çok güçlü birer kolektif hafıza ve aidiyet mekanıdır. Adile Sultan Kasrı’yla, Hababam Sınıfı’yla, Abdülaziz Av Köşkü’yle semt sakinlerinin çocukluk anılarıyla bezenmiş bir kültür peyzajıdır burası. Kent insanı betonun içinde kimliğini ve doğayla olan evrimsel bağını (biyofili) kaybetme riskiyle yaşar. Ortadaki bu koru, İstanbulluya sadece temiz hava üflemez; ona bu kente ait olduğunu, betonun ötesinde yaşayan bir tarihin parçası olduğunu hatırlatır. 

Validebağ örneğinde bilimsel verinin koruma mücadelesindeki rolü nedir?

Tanımadığınız bir şeyi sevemezsiniz, sevmediğiniz bir şeyi de koruyamazsınız. Bilimsel veri, koruma mücadelesinin en amansız hukuki ve rasyonel silahıdır. Sadece “Biz burayı çok seviyoruz, burası yeşil kalsın” demek ne yazık ki günümüz rantiye dünyasında projeleri durdurmaya yetmiyor. Ancak siz masaya gidip “Burada 194 takson var, şu kadar kuş türü ürüyor, bu alan şu uluslararası sözleşmelerle korunması gereken endemik/nadir türlerin sığınağı” dediğinizde, mücadelenin rengi değişir. Bilimsel veri, yerel halkın haklı duygusal refleksini, mahkemeler karşısında yıkılmaz bir hukuki kaleye dönüştürür.

Mücadele demişken, korunun koruyucuları Validebağ Gönüllüleri’yle dirsek temasındasınız. Akademik bir saha çalışmasının, yerel bir sivil toplum hareketiyle kesişmesine dair neler söylersiniz?

Bu kesişme, bence bu tezin en kıymetli ve en yaşayan çıktılarından biri. Çoğu zaman akademi fildişi kulesine çekilir, tezler yazılır ve kütüphane raflarında tozlanır. Sivil toplum hareketleri ise bazen bilimsel veri eksikliği nedeniyle argümanlarını savunmakta zorlanabilir. Validebağ'da bu iki dünya harika bir sinerjiyle birleşti. Akademik danışmanım Doç.Dr. İbrahim Sırrı Yüzbaşıoğlu’nun toplumsal değerlere ve çevre koruma faaliyetlerine verdiği önem sayesinde Validebağ Gönüllüleri ile tanıştım. Kendileri bana fazlasıyla destek oldular. Akademik çalışmalar ile yerel aktivizmin bu omuz omuza duruşu, Türkiye'deki diğer kentsel çevre mücadelelerine de örnek teşkil edecek nitelikte bir model oluşturduğunu düşünüyorum.

Gelecekte Validebağ Korusu’nu nasıl görmek istersiniz bir botanikçi gözüyle? 

İnsan merkezli sıradan bir rekreasyon alanı olarak değil; kentin kaybolan doğal mirasının nasıl hayatta kaldığını gösteren, dünya standartlarında korunan, sıkı denetlenen eşsiz bir “Yaşayan Laboratuvar” ve bir “Gen Bankası” olarak görmek istiyorum.

- İstanbul'un toplam bitki çeşitliliğinin yaklaşık %8’ini tek başına temsil eden bu ekolojik kavşak, her şeyden önce "minimum müdahale" ilkesiyle yönetilmeli.

- İyi niyetle bile olsa "daha çok ağaç dikelim, peyzaj yapalım" mantığının, nadir otsu bitkilerin yaşam alanını nasıl yok ettiği idrak edilmeli.

- Alanın kanayan yarası olan çöp sorunu acilen, kalıcı bir şekilde çözülmeli. 

- Ancak vizyonumuz sadece "korumak" ile sınırlı kalmamalı. Validebağ, günümüzde maddi kaygılar nedeniyle atıl bırakılan temel bilimler için muazzam bir "istihdam ve uygulama alanına" dönüştürülebilir. Örneğin; şu an kontrolsüzce yapılan arıcılık faaliyetleri veya sürekli korudan kaçıp şehir trafiğinde ölüm tehlikesiyle burun buruna gelen tavus kuşlarının bakımı, istihdam edilecek zoologlar için harika birer bilimsel çalışma alanı olabilir. 

- Doğada halk tarafından bilinçsizce yapılan etnobotanik faaliyetleri (şifalı ve aromatik bitki toplayıcılığı), uzmanlarının rehberliğinde bilimsel bir zemine oturtulabilir. 

- Ağaç budama gibi ekosisteme doğrudan etki eden hayati müdahaleler, ağaç sağlığını ve fizyolojisini okuyabilen ziraat ve orman mühendisleriyle yapılmalı. 

- Alanın kuş bilimciler tarafından izlenerek kuş göç rotalarının belirlenmesi ve yılın belli dönemlerinde o hassas bölgelerin katı koruma altına alınması şart. 

- Korudaki kaçak ve derme çatma yapılar ise yıkılıp ranta açılmak yerine revize edilerek; kentin göbeğinde doğaya hizmet eden araştırma laboratuvarlarına, küçük çaplı bir Validebağ Herbaryumu'na ve yaban hayatı için bir veteriner merkezine dönüştürülebilir.

https://www.instagram.com/studyoflora/

 

 


ARŞİV