24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde uğradığı bombalı suikast sonucu yaşamını yitiren gazeteci-yazar Uğur Mumcu için, Kadıköy Belediyesi tarafından anma programı düzenleniyor. Anma etkinliği, 24 Ocak Cumartesi günü saat 20.30’da Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Program, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı’nın açılış konuşmasıyla başlayacak. Ardından Uğur Mumcu’nun yaşamını ve mücadelesini konu alan belgesel gösterimi yapılacak. Anma gecesi, tiyatro oyuncusu Okday Korunan ve sunucu Cihangir Gökdoğan’ın şiir dinletisiyle devam edecek. Gecede ayrıca sanatçılar Hüseyin Ay ve Seyfi Yerlikaya tarafından müzik dinletisi sunulacak.

DEVRİM ŞEHİTLERİ SERGİSİ
Kadıköy Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Devrim Şehitleri Sergisi” de etkinlik kapsamında ziyarete açılacak.Fotoğraf ve sözlerden oluşan sergi, 24 Ocak – 22 Şubat 2026 tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak gezilebilecek.
Sergide; Mustafa Fehmi Kubilay, Doğan Öz, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Onat Kutlar, Bedrettin Cömert, Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis, Ali Gaffar Okkan, Abdi İpekçi ve Cavit Orhan Tütengil’in fotoğrafları ve sözleri yer alıyor.

TESAK’TA SÖYLEŞİ
Kadıköy Belediyesi Tarih, Edebiyat, Sanat Kütüphanesi (TESAK), Uğur Mumcu başta olmak üzere demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenleri anmak üzere bir etkinlik düzenliyor. “Demokrasi Mücadelesinde Şehitleri Anarken” başlıklı anma programı, 24 Ocak Cuma günü saat 14.00’te gerçekleştirilecek.
Cumhuriyet gazetesi ve Cumhuriyet Kitapları katkılarıyla düzenlenen programda sosyolog ve yazar Prof. Dr. Emre Kongar, gazeteci-yazar Zülâl Kalkandelen ve Cumhuriyet yazarı Çağdaş Bayraktar konuşmacı olarak yer alacak.

33 YILDIR AYDINLATILAMAYAN SUİKAST
Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 sabahı Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Karlı Sokak’ta, evinin önünde park halindeki aracına yerleştirilen bombanın kontağı çevirdiği anda patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Uzman raporlarına göre saldırıda kullanılan patlayıcı, profesyonel bir düzenekti.
Cinayetin ardından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Dönemin Ankara DGM’de görevli askerî savcılarından Ülkü Coşkun soruşturmada görevlendirildi. Coşkun, Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral ile birlikte Mumcu’nun evine gittiği sırada “Üzerime gelmeyin, bu işi devlet yapmıştır” dediği iddiasıyla gündeme geldi; Coşkun daha sonra bu sözleri reddetti.
Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar da Mumcu ailesini ziyaret etti. Ağar’ın bu ziyarette “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” dediği ileri sürüldü. Ağar da yıllar sonra bu ifadeyi kullanmadığını savundu.
Güldal Mumcu, dönemin DGM Savcısı Ülkü Coşkun’un soruşturmayı savsakladığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı’na şikâyette bulundu. Ancak Coşkun’un askerî savcı olması nedeniyle dosya Milli Savunma Bakanlığı’na devredildi ve işlemden kaldırıldı.
Soruşturma kısa sürede “İslami terör örgütleri” eksenine yönlendirildi. İran bağlantılı olduğu iddia edilen Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu adlı yapılanmalar soruşturmanın merkezine alındı.
1996’daki Susurluk kazasıyla devlet–mafya–siyaset ilişkilerini açığa çıkarken, Uğur Mumcu cinayeti de yeniden gündeme geldi. Ancak Susurluk raporlarında dosyaya ilişkin kapsamlı bir incelemeye yer verilmedi.
14 Ocak 1997’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon, 4 Haziran 1997’de çalışmalarını tamamladı. Aynı yıl Mumcu ailesi, İçişleri Bakanlığı’na karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davasını kazandı.
İçişleri Bakanlığı, 1999 yılında cinayete ilişkin yeni bir inceleme yapılmasını istedi. Bu kapsamda “Umut Operasyonu” başlatıldı ve elde edilen deliller doğrultusunda 2000 yılında dava açıldı. Operasyon, Ocak 2000’de Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun Beykoz’daki villasına yapılan baskında ele geçirilen hard disklerin incelenmesi sonrasında gündeme geldi. Bu verilerden, Tevhid-Selam / Kudüs Ordusu adlı örgütün İran bağlantısıyla eylemler yaptığı şüphesi doğdu.
Açılan davada bazı sanıklar, Uğur Mumcu’nun yanı sıra Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı suikastları ile ilişkilendirilerek yargılandı.
İlk yargılama sonunda sanıklardan Necdet Yüksel, Rüştü Aytufan ve Ferhan Özmen, “Anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Örgütün İran bağlantısını sağladıkları iddia edilen Ali Akbulut, Selahattin Eş, Ahmet Cansız, Aydın Koral ve firari sanık Oğuz Demir’in dosyaları ayrıldı.
2000’li yıllarda yapılan yeniden soruşturma talepleri “yeni delil bulunmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Bazı bilgi ve belgelerin “devlet sırrı” kapsamında tutulduğu, bazı kayıtların ise kaybolduğu belirtildi.
Yargıtay, 2002 yılında Necdet Yüksel ve Rüştü Aytufan’a verilen cezaları onadı. DGM'lerin kapanmasının ardından yargılamaya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. 3 sanık “yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek” suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten hapse mahkum edildi.
2009 yılında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Tevhid-Selam / Kudüs Ordusu örgütü mensubu oldukları belirtilen Ali Akbulut, Selahattin Eş, Ahmet Cansız ve Aydın Koral hakkında yeni bir yargılama süreci başlatıldı.
Davanın firari sanıklarından Oğuz Demir'in dosyası ayrılarak Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına devam edildi.
17 Aralık 2013’te mahkeme, bazı sanıkları “silahlı suç örgütü kurma ve yönetme”, bazılarını ise “örgüt üyeliği” suçlarından çeşitli hapis cezalarına mahkûm etti.
2013 kararlarının ardından dosyada uzun süre kayda değer bir ilerleme yaşanmadı. Mumcu ailesinin ve kamuoyunun yeni soruşturma talepleri, “yeni delil bulunmadığı” gerekçesiyle karşılıksız kaldı.
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, emniyet ve yargı içindeki FETÖ yapılanmasının geçmişte birçok siyasi cinayet dosyasında delil kararttığı ve soruşturmaları yönlendirdiği ortaya çıktı. Bu durum, Uğur Mumcu cinayeti açısından da yeni bir beklenti yarattı.
Ancak Mumcu dosyası, bu kapsamda bütünlüklü biçimde yeniden ele alınmadı.
16 Ocak 2025’te Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın tanık olarak dinlenmesine karar verildi.
Ağar, 23 Eylül 2025’te SEGBİS aracılığıyla bağlandığı duruşmada, kendisine atfedilen “tuğla” sözlerini reddetti ve bu ifadelerin yanlış aktarıldığını savundu.
Mahkeme, davayı 9 Şubat 2026 tarihine erteledi.
Aradan geçen 33 yıla rağmen cinayetin arkasındaki organizasyon, azmettiriciler ortaya çıkarılamadı. Dosya, yargı kararlarına karşın kamu vicdanında hâlâ “faili meçhul” olarak duruyor.