Sağlıkta yoğunluk artıyor, erişim zorlaşıyor

Türk Tabipleri Birliği’nin 7 Nisan Dünya Sağlık Günü dolayısıyla yayımladığı açıklama, sağlık sisteminde artan başvuru sayılarına, yetersiz kaynak ve derinleşen eşitsizliklere işaret etti. TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, mevcut yapıda nitelikli sağlık hizmetine erişimin giderek zorlaştığını söyledi

10 Nisan 2026 - 09:50

Dünya Sağlık Örgütü Anayasası’nın 7 Nisan 1948’de yürürlüğe girmesi nedeniyle 7 Nisan günü “Dünya Sağlık Günü” olarak anılıyor. Dünya genelinde gün dolayısıyla yapılan etkinliklerde ulusal ve küresel halk sağlığı sorunlarına odaklanarak sağlıklı yaşama hakkı vurgulanıyor. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 7 Nisan dolayısıyla yayımladığı açıklamada yer alan veriler üzerinden TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ile konuştuk. Saip, “Yılda bir milyar poliklinik başvurusu olan bir yapıda nitelikli sağlık hizmetinden söz edilemez.” dedi.

GÜNDE 3 MİLYON BAŞVURU 
TTB’nin 7 Nisan dolayısıyla yayımladığı açıklamada yer alan bilgilere göre Türkiye’de sağlık sistemine başvuru sayıları oldukça yüksek seviyelere ulaştı. Her gün yaklaşık 3 milyon kişi sağlık kuruluşlarına başvuruyor, sağlık çalışanları tarafından yılda toplam 1 milyar kez hizmet verildi.Prof. Dr. Pınar Saip, sağlık sisteminin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmesinde, başvuru sayılarındaki artışın nitelikli hizmet sunumunu zorlaştırdığını söyledi. Saip, yılda 1 milyar poliklinik başvurusu ve 150 milyon acil başvurusu yapılan, kişi başına yıllık başvuru sayısının 11’in üzerinde olduğu bir yapıda nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının mümkün olmadığını dile getirdi.

Saip, poliklinik sürelerinin ortalama beş dakika gibi kısa bir zaman dilimine sıkıştığını, hastayı dinleyecek ve muayene edecek yeterli sürenin bulunmaması nedeniyle tanı süreçlerinin zorlaştığını ve acil servis başvuruları üzerinden nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının mümkün olmadığını söyledi. Saip ayrıca sağlık sisteminin işleyişine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Bugün performans sistemi ile ölçülen, maalesef sadece sayı verilen sağlık hizmetinin niteliği değil; hastanelerde fabrika tarzı bir üretim, işletme mantığı ile çalışan bir yönetim var. Özel zincir hastaneler ise kamu desteği ile gelişmekte ve sürekli yenileri açılmaktadır. Kamuda yaşanan sorunlar, özel hastane zincirlerine yaramaktadır.”

SAĞLIĞA AYRILAN PAY SINIRLI 
TTB’nin açıklamasında, Türkiye’nin sağlık harcamalarına ayırdığı payın OECD ortalamasının gerisinde kaldığına dikkat çekildi. OECD ülkeleri gayrisafi yurtiçi hasılanın ortalama yüzde 9,3’ünü sağlığa ayırırken, Türkiye’de bu oran yüzde 4,7 olarak kaydedildi. Kişi başına sağlık harcaması OECD’de 5 bin 967 dolar, Türkiye’de ise 2 bin 309 dolar seviyesinde kaldı. Sağlık harcamalarının önemli bir bölümünün yurttaşlar tarafından karşılandığına işaret edilen açıklamada, cepten harcama oranının yüzde 19 olduğu belirtildi. TÜİK verilerine göre muayene ve tedavi giderleri hanelerin yüzde 56,3’üne yük oluştururken, bu oran en yoksul kesimlerde yüzde 62,9’a kadar çıkıyor..

“BİRİNCİ BASAMAK İHMAL EDİLDİ”
Açıklamada, birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeterince güçlendirilmediği vurgulandı. OECD verilerinin, güçlü birinci basamak sistemlerinin hastane yükünü azalttığını ortaya koyduğuna dikkat çekilirken, Türkiye’de bu alana ayrılan payın düşük kaldığı ifade edildi.Birinci basamak sağlık hizmetlerine ayrılan bütçenin Sağlık Bakanlığı bütçesi içindeki payının yüzde 14’ün altında olduğu belirtilirken, şehir hastanelerine ayrılan kaynakların bu alanı geride bıraktığına işaret edildi. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin yüzde 58’inin hastanelerde sunulmasının da sistemin hastane merkezli yapısını ortaya koyduğu ifade edildi.
EŞİTSİZLİK DERİNLEŞTİ
TTB, sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizliklerin giderek arttığını vurguladı. Kamuda yaşanan sorunların hastaları özel sağlık kuruluşlarına yönlendirdiği belirtilirken, bu durumun sağlık hizmetine erişimi gelir düzeyine bağlı hale getirdiği ifade edildi.Prof. Dr. Pınar Saip, sağlık çalışanlarının artan iş yükü ve şiddet nedeniyle zor koşullarda çalıştığını belirterek, sistemdeki aksaklıkların hem çalışanları hem de hastaları olumsuz etkilediğini söyledi.

VATANDAŞ MEMNUN DEĞİL 
Açıklamada, sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranının OECD ortalamasının altında kaldığına dikkat çekildi. OECD ülkelerinde ortalama memnuniyet oranı yüzde 64 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 41 seviyesinde bulunuyor.
Sağlıkta şiddetin de artış gösterdiği belirtilen açıklamada, kısa muayene süreleri ve sistemin baskısının hem sağlık çalışanlarını tükenmişliğe sürüklediği hem de şiddet riskini artırdığı ifade edildi.
Saip, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Güvenli çalışma koşullarının sağlanması; kamuda başhekimliklerin ve Sağlık Bakanlığı’nın, özelde ise başhekimlerin ve hastane sahiplerinin sorumluluğunda olmalıdır. Şiddet olgularında yeterli önlem almadıkları için cezai yaptırıma uğramaları sağlanmalıdır. Hastalara yeterli sürenin ayrılmaması, hastaların çektikleri sıkıntıların kaynağı olarak hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmesi önemli bir sorun. Toplumdaki şiddet eğilimi, barış dilinin olmaması, adalete güvensizlik… Hepsi sağlıkta şiddeti körükleyen unsurlar.”

HEKİM GÖÇÜ UYARISI
Sağlık sisteminde yaşanan sorunlar ve çözülmeyi bekleyen problemler, son yıllarda birçok hekimin yurtdışına göç etmesine neden oldu. Saip, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Hekim göçü ciddi bir problem. Ülkemizde yetişmiş hekimlerin gelecek kaygısı, iş yoğunluğu ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet nedeniyle göçü gelecek açısından çok tehlikeli. Bu açığı kapatmak için eğitim koşullarının sağlanmadığı, niteliksiz birçok tıp fakültesinin açılması ve öğrenci ve uzmanlık öğrencisi kadrolarının plansız bir şekilde artırılması gelecekte hekim niteliğinde büyük bir çöküş yaratacaktır.”

“Başka bir sağlık sistemi mümkün ama bunun sağlanabilmesi için başka bir Türkiye ihtiyacı var.” diyen Saip, çözüm için şunları söyledi: “Sağlığın ticarileşmediği, performans sisteminin kaldırıldığı, birinci basamağın güçlendirildiği, savaşa değil sağlığa bütçeden daha fazla yer ayrıldığı, planlamalar yapılırken TTB gibi hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sözcülerine aktif rol verildiği, sadakatin değil liyakatin esas alındığı bir sistem kurulmalı. İnsanların hastalanmasının değil hastalanmamasının sağlandığı, çevreye duyarlı, toprağımızın, havamızın, suyumuzun kirlenmemesi için gerekli önlemlerin alındığı, demokrasinin tüm kuralları ile işlediği, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yönetimlerde söz sahibi olduğu bir sağlık sistemine ihtiyacımız var. ”


ARŞİV