Kuraklık artıyor, su sorunu büyüyor!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün raporuna göre Türkiye, 2025’te 1964’ten bu yana en kurak yılını yaşadı. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, sıcaklık artışı ve kuraklığın su kaynakları üzerindeki etkilerine dikkat çekerken İstanbul’da nüfus ve tüketim artışının su güvenliğini tehdit ettiğini belirtiyor

16 Ekim 2026 - 09:10

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), farklı uluslararası kuruluşların ölçüm verilerini de içeren 2016-2025 dönemi küresel ve ulusal sıcaklık ile kuraklık analiz raporunu yayımladı. Rapora göre 2016-2025 dönemi, küresel ölçekte kayıtlardaki en sıcak 10 yıllık dönem oldu. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) değerlendirmelerine göre 2015-2025 arasındaki 11 yılın tamamı, kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olarak sıralandı. Küresel ortalama sıcaklığın 15,1 dereceye ulaştığı 2024, dünya genelinde kaydedilen en sıcak yıl oldu. Türkiye’de ise 2024, 15,6 derecelik ortalama sıcaklıkla ulusal sıcaklık rekorunu kırdı. 2025’te Türkiye’nin yıllık yağış miktarı 414,9 milimetrede kaldı; bu değer, 1991-2020 döneminin 573,4 milimetrelik ortalamasının yüzde 27,6 altında gerçekleşti. MGM’nin analizinde 2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak değerlendirildi. Sıcaklık artışları ve yağış rejimindeki değişimin su kaynakları üzerindeki etkilerini, kuraklığın Türkiye’deki sonuçlarını ve İstanbul’un gelecekte karşılaşabileceği riskleri Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile konuştuk. İstanbul’un nüfusu ve su tüketimindeki artışa dikkat çeken Tolunay, kentin su sorununun yalnızca yeni kaynaklardan su getirilerek çözülemeyeceğini belirtti.

KURAKLIK SU DÖNGÜSÜNÜ ETKİLİYOR
Türkiye’nin son 55 yıllık yağış verilerini değerlendiren Tolunay, 2020’den sonra 2023 yılı dışında meteorolojik kuraklık yaşandığını belirtti. Tek bir yılın verisinin iklim değişikliğini ortaya koymak için yeterli olmadığını, uzun süreli kuraklıkların ise bu açıdan önemli bir gösterge olduğunu ifade etti. Sıcaklık artışının su döngüsüne etkisine de değinen Tolunay, Türkiye’de ortalama sıcaklıkların 1971-2000 dönemine göre yaklaşık 1,7 derece yükseldiğini aktardı. Buharlaşan suyun her zaman aynı bölgeye yağış olarak dönmediğini belirten Tolunay, bu durumun bazı bölgelerde kuraklığa, bazılarında ise şiddetli yağışlara yol açabildiğini söyledi. Tolunay, kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerine de dikkat çekti. Sulama ihtiyacının artmasının su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Tolunay, tarımsal kuraklığın ürün fiyatlarını yükseltebildiğini, gıda güvenliğini riske attığını ve çiftçilerin gelirlerini azalttığını vurguladı.

“İSTANBUL’UN SU TÜKETİMİ BÜYÜDÜ”
2025’te İstanbul’un yanı sıra Ankara, İzmir, Bursa ve Çanakkale’de de su sorunları yaşandığını hatırlatan Tolunay, İstanbul’da 2026 yılının yağışlı geçmesine rağmen ekim ayı başında baraj doluluk oranlarının yüzde 40’ın altında seyrettiğini belirtti. Tolunay, 2026 yılı özelinde kentte su kıtlığı yaşanması tehlikesi görmediğini, ancak gelecek yıllar için planlama yapılması gerektiğini söyledi.İstanbul’un su güvenliği açısından en önemli sorunlardan biri, nüfus artışıyla birlikte su tüketiminin de hızla yükselmesi. Tolunay’ın aktardığı verilere göre 2000 yılında 11 milyon olan İstanbul nüfusu, 25 yılda yüzde 50 artarak 16 milyonu geçti. Aynı dönemde kentin yıllık su tüketimi yaklaşık 600 milyon metreküpten 1,2 milyar metreküpe yaklaştı.

Nüfus ve su tüketimindeki artışa dikkat çeken Tolunay, deprem riskiyle karşı karşıya olan İstanbul’da nüfusun büyümeye devam etmesini eleştirerek şu değerlendirmelerde bulundu: “İstanbul’un nüfusu ve su tüketimi üzerinden sürekli verdiğim bir örnek var. 1999 yılındaki Marmara depremi sonrasında 2000 yılında İstanbul’un nüfusu 11 milyon ve yıllık su tüketimi 600 milyon metreküp kadar. Her an olabileceği değerlendirilen bir depreme rağmen aradan geçen 25 yılda resmi verilere göre İstanbul’un nüfusu yüzde 50 artarak 16 milyonu geçti. Buna karşılık su tüketimi yüzde 100 artarak 1,2 milyar metreküpe dayandı. Deprem beklenen bir kentte nüfusun artışını bir türlü anlamlandıramıyorum.”

Tolunay’a göre büyük doğal akarsulara sahip olmayan ve tarih boyunca su ihtiyacını sarnıçlar, kemerler ve su transferi sistemleriyle karşılayan kentte nüfus artışının sürmesi, mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı daha da artıracak. Sazlıdere Barajı çevresindeki imar kararını da bu açıdan değerlendiren Tolunay, su kaynaklarının kent planlamasında yeterince dikkate alınmadığını belirtti: “Binlerce yıldır su sorunu olan, doğal olarak büyük akarsuların bulunmadığı, sarnıçlar ve kemerlerle Bizans ve Osmanlı döneminde su transferi yapılan bir kentte halen nüfusun artması, su sorununa çözümlerin hep suyu alınacak akarsular üzerinden aranmasını ilginç buluyorum. Yine yaklaşık 400 bin kişinin bir yıllık su ihtiyacını karşılayan Sazlıdere barajının çevresinin imara açılması ise İstanbul’un planlanmasında suyun dikkate alınmadığının bir göstergesi.”

“TAŞIMA SUYLA SORUN ÇÖZÜLEMEZ”
İstanbul’un nüfusunun 26-27 milyona ulaşması durumunda, yeni su aktarım yatırımlarının da kentin ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalabileceğini belirten Tolunay, Melen Barajı’nın tamamlanmasının tek başına kalıcı bir çözüm sağlamayacağını düşünüyor. İstanbul’da 40 yıldır yaşadığını ve su sorununun her iki üç yılda bir yeniden gündeme geldiğini söyleyen Tolunay, bugüne kadar yapılan yatırımların sorunu ortadan kaldırmak yerine ertelediğini söyledi: “İklim değişikliği olmadan dahi İstanbul’un nüfusunun 26-27 milyona ulaşması durumunda inşası bir türlü tamamlanamayan Melen Barajı dahi yapılsa İstanbul’un su sorununu her kurak geçen yıl tartışmaya devam edecekmişiz gibi görünüyor. Çeşitli önlemler alındı. Kayıp su miktarı azaltıldı. Melen gibi akarsulardan su transferi için yatırımlar yapıldı. Ama taşıma suyla İstanbul’un su sorunun çözülemeyeceğini, sorunun öteleneceğini düşünüyorum.”

Tolunay, İstanbul’un büyümesinin yalnızca su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmadığını, kentin deprem, sıcak hava dalgaları ve seller karşısındaki kırılganlığını da derinleştirdiğini belirtti. Kentin geleceğine ilişkin kararların su kaynaklarıyla birlikte iklim değişikliğinin farklı sonuçları gözetilerek alınması gerektiğini vurguladı.

“HER ZAMAN GÜNDEMDE OLMALI”
İstanbul’da su yönetiminin bir diğer başlığı kayıp-kaçakla mücadele. Tolunay, yürütülen çalışmalarla kayıp-kaçak oranının yüzde 20’nin altına indirildiğini ancak yıllık kayıp miktarının 200 milyon metreküpü aştığını söyledi. Bu miktarın Ömerli Barajı’nın tam dolu kapasitesine eşit olduğunu belirten Tolunay, su tasarrufunun yalnızca kuraklık yaşandığında gündeme gelmesinin doğru olmadığını vurguladı. “Özellikle büyük kentlerimizde suyu verimli kullanılmasını ve tasarruf edilmesini her zaman gündemde tutmalıyız.” diyen Tolunay’a göre kentlerin mevcut su miktarına göre planlanması, su kayıplarının azaltılması ve tasarrufun kalıcı bir alışkanlığa dönüşmesi gerekiyor. 


ARŞİV