Okullarda yaşanan saldırılar, yoğun bir korku, kaygı ve endişe yaşattı. Nedenlerini sorguladığımız, bir daha yaşanmaması için neler yapılması gerektiği üzerine düşündüğümüz olaylar, özellikle öğretmenler, aileler ve çocuklar için daha yıkıcı oldu. Kadıköy Belediyesi Çocuk Koruyucu Ruh Sağlığı Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzman Dr. Timur Şefketoğlu ile saldırıların ve yaşanan kayıpların çocuklarda yol açtığı psikolojik durumu konuştuk.

Okul saldırıları çocukların ruh sağlığı üzerinde ne gibi etkiler bırakıyor?
Okul olaylarında fiziksel kayıplar ve yaralanmalar kadar belki hemen görünür olmayan ancak okullardaki şiddet olaylarının ruh sağlığı üzerinde etkileri olacaktır ki bunlar da en az fiziksel sağlık kadar önemsenmelidir. Çalışmalar gösteriyor ki okul saldırılarında fiziksel olarak yara almayan öğrencilerin de ruhsal, eğitsel ve ekonomik boyutlarda yıllarca sürebilen etkilenmeleri söz konusu olabiliyor. Okullardaki şiddet olaylarının öğrenciler için başka ortamlarda gerçekleşen şiddet olaylarından farklılaştığı yönleri bulunuyor; öncelikle okul gibi güvenli olduğu varsayılan kurumlara karşı saldırı ile beraber güven zedelenmesi söz konusudur. Okulların güvenli alanlar, kurumlar olduğu varsayımı hasar alıyor, sorgulanıyor. Öğrenciler yaşıt etkisi ile diğer kurban öğrenciler ve öğretmenler ile kendileri arasında hızlıca benzerlik ve güçlü bir bağ kuruyor ve etkilenme derecesi de artıyor. Ayrıca yaşları gereği öğrenciler medyanın bu saldırılara karşı gösterdiği yoğun ilgi ve tekrarlar sonucunda herhangi bir okulda olan saldırıyı sanki kendi okullarında olmuşçasına yoğun korku ve kaygı şeklinde yaşayabiliyor. Bu da olayın olduğu okulda olmasalar bile duyarak, medyada izleyerek ya da konuşulduğuna şahit olarak psikolojik etkilenme ve akut travma belirtileri gösterebilecekleri anlamına geliyor.
Saldırının olduğu okullardaki çocuklar nasıl etkilendi?
Saldırının gerçekleştiği okullardaki çocuklarda olaya tanıklık derecesine bağlı olarak akut stres tepkisi diye adlandırılan durum görülebilir. Ciddi kazalar, yaralanmalar, saldırılar, doğal afetler ve benzeri yoğun stresli olaylardan sonra görülebilecek olan bu sıkıntı hali evde, okulda ve yaşıt ilişkilerinde yoğun sorunlar şeklinde görülebilir. Kabus, uykuya geçme zorluğu, sık uyanma ve yeniden yalnız yatmak istememe gibi uyku problemleri ortaya çıkıyor. Olayın yine yaşanıyor gibi algılanması veya olaya dair hatıraların yinelenmesi, olay yerinden veya belli kişilerden kaçınma, gitmek istememe, hatırlatıcılarla yüzleşince yoğun korku kaygı ve panik hali, normalden daha sık öfkelenme, sık sık kötü hissetme, odaklanma güçlükleri, dalıp gitmeler, donuklaşma, orada değilmiş gibi olma yaşanabilir.

“GÜVEN DUYGUSUNU TEK BAŞINA İNŞA EDEMEZ”
Çocuklar okulda nasıl güvende hissedecek?
Güven çok temel ve inşa edilen bir duygu. Sonuç olarak herkes güvende hissetmek istiyor. Çocuk güven duygusunu kaybedince okula gitmek istemeyecektir. Güven duygusunu çocuğun tek başına yeniden inşa etmesi zor olabilir. Ona birilerinin yardımcı olması gerekir. Okul saldırısının yaşandığı okul ve diğer okullarda çocukların yeniden kendilerini güvende hissetmeleri için hem ailelerin hem okulun hem de ruh sağlığı sağlayıcı birimlerin işbirliği içerisinde çalışması gerekir. Öncelikle çocuklara duygularını rahatça ifade edebilecekleri güvenli bir alanın hızlıca oluşturulması uygun olacaktır. Bu güvenli alanda çocuğu zorlamadan, duygularını küçümsemeden, konuşmasına izin verilerek dikkatle dinlemeli, ‘merak etme, geçer, boşver’ diyerek basite indirgenmemelidir. Bu süreçte sorularına yaşına uygun kısa, sade, doğru yanıtlar verilmelidir. Çocukların duygularını anlamaya çalışmak iyi bir yol olabilir, olumsuz duyguları (korku, kaygı, öfke) düzeltmeye çalışmak yerine duygularını çocuğun kendisiyle konuşabilirsiniz. Günlük rutinlerin eskisi gibi yeniden oluşturulması ve korunması hem okulda hem evde güvende olduğu hissini artıracaktır. Evde fiziksel ve duygusal yakınlığın artırılması (oyunlar, ailece vakit geçirme), olaya dair haber ve sosyal medyada tekrarlanan görüntülere maruz kalmasını engellemek süreci atlatmakta yardımcı olacak yaklaşımlardır. Saldırı ile beraber artan belirsizlik hali giderek azaldığında çocukta yeniden kaygının azalması ve kontrol hissinin artması beklenir.
“DUYGULAR KÜÇÜMSENMEMELİ”
Aileler neler yapabilir?
Ailelere düşen görevler öncelikle olayları mümkün olduğu kadar yalın ve sade bir şekilde çocuğa anlatmak, çok ayrıntıya girmemek, kaygılarını artırmamak gerekiyor. Ama “Bak şu okulda böyle bir olay olmuş, siz de duydunuz mu? Okulda bir şey konuşuldu mu? Senin sormak istediğin bir şeyler var mı? Merak ettiğin bir şeyler var mı? Sen ne hissettin bu konuda?” diyerek öncelikle bir bilgilendirme yapmalıyız, sade bir şekilde çocuğun duygusunu olduğu gibi dinlemeliyiz ve duyguyu küçümsememeliyiz. Şimdi burada “korkacak bir şey yok”, “aaa ne saçma bir korku, bizim okulumuzda hiçbir zaman olmaz” gibi küçümsemek, aşağılamak değil, o duyguyu ele almalı ve öncelikle kapsamaya çalışmalı. “Evet haklısın, korkmuş olman çok doğal, çoğu kişi korkardı senin yerinde olsa” gibi cümleler kurarak çocuğun duygusunu anlamak gerekiyor.
Saldırıları gerçekleştiren öğrencilerin erken dönemde tespiti mümkün müdür, erken uyarı işaretleri var mıdır?
Muhtemelen okul saldırısı aslında çok boyutlu bir konu olduğundan şiddet kısmı sadece bir sonucudur, başlangıcı değil. Ağır şiddet eylemleri muhtemeldir ki uzun bir birikimin sonucudur. Bu birikime giden yolda risk etmenlerini tanıyıp müdahale etmek hepsini değilse bile belli şiddet eylemlerinin önlenmesini sağlayabilir. Erken uyarı işaretleri olabilecek durumlar çocuğun belirgin olarak yalnızlaşması, sürekli akran zorbalığına uğraması, tehdit veya intikama dair söylemler kullanması, önceki okul saldırganlarına beslenen bir hayranlık veya konuya yoğun ilgi duymasıdır. Okul başarısında öncekinden farklı olarak ani düşme, okul devamsızlığı, aşırı öfke, kendine bakım becerilerinde azalma, sürekli tetikte olma hali destek ihtiyacının olduğu şeklinde okunabilir. Yalnız kalan çocuklar biraz dikkatimizi çekmeli. Okul devamsızlığını, dersteki ani başarı düşüşlerini ve yalnızlaşmayı okul tespit edebilir; aile de tespit edebilir. Eve geldikten sonra sürekli odasına kapanıyor, zamanını sosyal medya veya bilgisayar başındaysa geçiriyor ve gerçekten yüz yüze iletişimde olduğu hiç kimse yoksa bu noktada düşünmeliyiz. Yüz yüze iletişimi, arkadaş ortamını çok önemsiyoruz. Sosyal medya üzerindeki arkadaşlıklarla aynı şey değil; çünkü yüz yüze iletişimde empati kurma ve duyguları paylaşma daha fazla. Evde ne yaptığını bilmemiz gerekiyor. Özellikle saldırganlara dair beslediği bir hayranlık varsa, sürekli bununla ilgiliyse, araştırmaları buna dairse, kimseyle görüşmüyorsa, odasına kapanıyorsa buna sadece “ergenlik” deyip geçmeli miyiz? Zorbalık okullarda özellikle ele alınmalıdır; yoğun öfke, aşağılanma, dışlanma, ret edilme, okulda görünmezlik hali vakitlice ele alınmadığında yoğun intikam düşüncelerine ve kendisine yapılanları telafi etme ile bir güç kullanımına gidebilir.
Saldırıları gerçekleştirenler ergenlik döneminde. Bu döneminde nelere dikkat edilmeli, nasıl bir iletişim kurulmalı?
Ergenlik bir değişim, çocukluktan farklı bir evreye geçiş ve bir yolculuk dönemi. Bir miktar yalnızlaşma, anne babayı eskisi kadar önemsememe, ebeveynlere karşı gelme ve her dediğini yapmak istememe. Birçok ergen yetişkinlerle veya anne ve babasıyla sıkıntı yaşamaya başlar. Onlarla eskisi kadar yakın olmak istemez veya bireyleşmek için arasına yavaş yavaş bir sınır koyar.
Ama o sınırı koyarken telafi mekanizmaları olarak okul, arkadaş çevresi, sanatsal, sosyal ve sportif faaliyetler çok önemlidir. Anneden babadan çekilen enerjinin başka alanlara yatırılması gerekir. Aileye düşen görev, çocuğun bu bireyleşmesine bir miktar izin vermektir. Odasına kapanabilir ama odasında ne yaptığını bilmemiz gerekir. Sadece sosyal medyadan mı etkileniyor, yoksa kitap mı okuyor, gitar mı çalıyor, resim mi yapıyor, arkadaşıyla sohbet mi ediyor veya bir şeyler mi yazıp çiziyor; bunları anlamak gerekir. Dedektif gibi olmasa da arkadaş ilişkilerini (okul içinden mi, okul dışından mı olduğunu) gözlemlemek önemlidir. Bazen arkadaşlarını eve misafir ederek veya kapıda beklerken kısa sohbetlerle gözlem yapılabilir. Sorgulamak değil, gözlem yapmak gerekir.Bazen kapılar çarpabilir, ses yükselebilir. Aile için kırmızı çizgiler de önemlidir; otoriteye ne kadar karşı gelineceği, anne babaya fiziksel şiddet uygulanmaması veya küfür edilmemesi gibi sınırlar korunmalıdır. Sağlıklı bir ayrışma olması için çocuğa alan açılmalı; ancak arkadaş çevresi, yalnızlık durumu, okul başarısı ve dersleri takip edilmelidir. Sevdiği bir spor veya sanat dalı varsa ebeveynler buraya yönlendirerek deşarj olabileceği alanlar açmalıdır.Hem anne babayla ayrışma başlayıp hem de çok yalnızlaşırsa, arkadaşı ve aktivitesi yoksa içeride baskı, duygu ve öfke birikir. Eskisi gibi anne babayla arkadaş olamadığı ve arkadaşı da bulunmadığı için bu baskı arttıkça içe kapanma mı yoksa bir öfke patlaması mı yaşanacağını bilemeyiz. Oralarda dikkat etmek lazım.
“KONUŞMAK VE PAYLAŞMAK İYİ GELEBİLİR”
Aileler korkuyor, çocuklarını okula göndermek istemiyor. Bu konuda ne yapılmalı?
“Okula, güvendiğimiz bir alana çocuğumuzu bırakıyorduk” diyen aileler şimdi “Okul güvenli bir yer mi? Ne kadar güvenli? Benim çocuğum için güvenli mi? Hakikaten gönderebilir miyim?” gibi soru işaretlerine sahip olabilir. Çocuklarda olduğu kadar yetişkinlerde de korku, kaygı, öfke ve şaşkınlık yaşabilir. Çocuklarını okula göndermek istememe, okul dışında bekleme veya sadece fiziki güvenlik önlemlerine (metal dedektör cihazı, özel güvenlik elemanı gibi) yoğunlaşma, olayı önleyemeyen kurumlara karşı öfke ve hayal kırıklığı olabilir. Bu durum biraz deprem sonrasındaki ilk haftalara benzetilebilir, güvenli olduğunu varsaydığımız evlerimize girmekte zorlanma, çadırda kalmayı tercih etme ve eşlik eden olumsuz duygular gibi. Çocukları ile olaya dair duygularını yalın bir dille konuşmak, bu olayların aslında sık olmadığını, bir istisna olduğunu hem kendilerine hem de çocuklarına hatırlatmak, kaygılarını gözden geçirmek ve bu duygularını çalışmak, diğer ailelerle iletişimde olmak, dayanışmak iyi gelebilir. Baş edemedikleri süreçlerde hem çocukları hem de kendileri için ruh sağlığı ünitelerinden yardım talebinde bulunmakta çekimser olmasınlar.