SENECA (M.Ö 4 – M.S 65)
Roma İmparatorluğu’nun en etkili düşünürlerinden, Stoacı felsefenin geç dönem temsilcilerinden ve Latin edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Filozof, devlet adamı, hatip ve oyun yazarı kimliklerini bir arada taşıyan Seneca, özellikle ahlak felsefesi üzerine yazdıklarıyla Antik Çağ’dan günümüze uzanan kalıcı bir etki yaratmıştır.
Seneca, Hispania’nın Corduba (bugünkü Córdoba) kentinde doğdu. Babası Seneca Maior, dönemin tanınmış bir hatibi ve yazarıydı. Bu sayede Seneca, genç yaşta Roma’ya gönderildi ve burada dönemin önde gelen düşünürlerinden retorik ve felsefe eğitimi aldı. Stoacılığın yanı sıra Yeni Pisagorculuk ve Epikürcü düşünceden de etkilendi ancak yaşamı boyunca Stoacı ahlak anlayışını merkeze aldı. Felsefeyi soyut bir bilgi alanı olarak değil, insanın gündelik hayatını düzenleyen pratik bir rehber olarak ele aldı.
Siyasi yaşamı, Seneca’nın düşünsel mirası kadar çalkantılıdır. İmparator Caligula döneminde hitabet gücüyle dikkat çekti, ancak bu durum aynı zamanda onu saray entrikalarının hedefi haline getirdi. MS 41 yılında İmparator Claudius tarafından Korsika’ya sürgüne gönderildi ve burada sekiz yıl geçirdi. Sürgün yılları, Seneca’nın felsefi üretiminin derinleştiği bir dönem oldu; insan acısı, kader, yalnızlık ve erdem üzerine yoğunlaştı. Rönesans yazarlarına örnek oluşturdu.
Seneca’nın İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanan “Mutlu Yaşam Üzerine- Yaşamın Kısalığı” eserinden kısa bölümler paylaşıyoruz.
MUTLU YAŞAM ÜZERİNE
Kardeşim Gallio, herkes mutlu yaşamak ister, ancak yaşamı mutlu kılan şeyin ne olduğunu görmek konusunda zihinleri kördür. Nitekim mutlu bir yaşama kavuşmak hiç kolay değildir, insan bir kere yoldan sapmışsa, ona kavuşmaya ne kadar istekli olursa, ondan o kadar uzak kalır. Zira aksi yöne gittiğinden, gidiş hızı aradaki mesafenin daha da açılmasına neden olur. (Syf 3)
Hiçbir şey bizi, toplumda büyük bir uzlaşıyla benimsenmiş şeylerin en iyi şeyler olduğunu düşünerek yaygın bir kanaate teslim olmak, önümüzde birçok örneğin olması ve akla göre değil, başkalarına benzemek için yaşamak kadar büyük kötülüklere sevk etmez.
(…)
Hiçbir insan kendi başına hata yapmaz, her insan aynı zamanda başkasının hatasının nedeni ve kaynağı olur. (Syf 4)
En kötünün kanıtı kalabalık tarafından tercih edilmiş olmasıdır. (Syf 5)
Kendi doğasıyla uyumlu olan ve başka hiçbir yolla elde edilemeyen yaşam mutludur: Öncelikle zihnimiz sağlıklı olmalı ve kendi sağlığını kalıcı bir şekilde elde etmiş olmalı, sonra cesur ve dinç olmalı, dahası en güzel şekilde sabreden, farklı dönemlere ayak uyduran, kendi bedenine ve onu ilgilendiren her şeye dikkat eden ama bunun için dertlenmeyen, yaşamı meydana getiren hiçbir şeye ilgisiz kalmayan ama hayranlık da duymayan, talihin armağanlarından faydalanıp onların kölesi olmayan bir karakterde olmalı. Buna ekleme yapmasam da, bizi rahatsız eden ve korkutan unsurlardan uzaklaştığımızda daimî dinginliğe ve özgürlüğe ulaşacağımızı anlarsın, zira hazlar ve korkular kovulduğunda, değersiz, kırılgan şeyler ve rezilce davranışların verdiği zararların yerini sarsılmaz, doğru ve büyük bir sevinç alır, böylece ruhun huzuru, uyumu ve azameti uysallıkla buluşur, zira her vahşilik güçsüzlükten doğar. (Syf 7)
Sağlıklı olmayan mutlu değildir, kendisi için en iyisi olan şeyler yerine zararlı olan şeylerin peşinde koşan biri de sağlıklı değildir. (Syf 10)
Esasında, doğayı lider kabul etmeliyiz, akıl ona değer verir, ona fikrini sorar. Dolayısıyla mutlu yaşamak ile doğaya uygun yaşamak aynı şeydir. (Syf 12)
Filozoflar, kendi söylediklerini yapmıyorlar. Oysa söylediklerinden daha fazlasını, ahlâklı bir zihinle benimsedikleri şeyleri yapıyorlar, zira sadece sözlerine uygun davransalardı, onlardan daha mutlusu olabilir miydi? Bu arada, iyi sözler ve iyi düşüncelerle dolu kalpleri de kötülememen gerekir. Herhangi bir pratik sonuç doğurmasa bile, insanlar yararına olan uğraşlar övgüye değerdir. Dik patikada ilerleyenlerin zirveye varamamasında şaşıracak ne var? Aksine, adamsan, başarısız olsalar bile büyük işlere girişenlere saygı duy. İnsanın kendi gücünü değil, doğanın gücünü göz önünde tutarak bir işe girişmesi, yüce hedeflere ulaşmaya çalışması ve kendisine büyük bir cesaret bahşedilmiş kişiler tarafından bile başarılamayacak büyük işleri zihnen amaç edinmesi saygıdeğer bir davranıştır. (Syf 27)
Yaşamımdaki eylemleri sizin kanılarınıza göre şekillendirmemek kadar azimli olduğum bir konu daha yoktur. (Syf 37)
Her tarafınız yara bere içindeyken başkalarının sivilcelerine bakıyorsunuz. (Syf 40)
Kısıtlı bir zamanımız yok, sadece çoğunu boşa harcıyoruz. (Syf 46)
Yaşadığımız, yaşamın kısa bir bölümüdür. Dolayısıyla bu kısa aralık yaşam değil, sadece zamandır.(…)
Kendisine hiç vakit ayırmayan biri başkasının ukalalığından şikayet etmeye nasıl yeltenir? (Syf 47)
İnsanlar mallarını başkasının almasına katlanamaz ve topraklarının sınırlarıyla ilgili en ufak bir anlaşmazlık çıkmayagörsün, hemen taşa ve silaha sarılırlar, buna karşın yaşamlarına başkalarının karışmasına izin verir, hatta gelecekte kendilerini ele geçirecek kişileri bizzat çağırırlar. Parasını paylaşmak isteyen biri bulunmaz, ancak her insan yaşamını birçoklarıyla paylaşır. İnsan malvarlığını korumak konusunda oldukça hesaplı davranır, ancak açgözlü olmanın onur vesilesi sayılacağı tek konu olan zamanın harcanmasına gelince oldukça bonkör davranırlar. (…) Geçmişini, ne zaman kesin bir plan yaptığını, ne kadar az günün tasarladığın gibi geçtiğini, ne zaman yüzünün doğal haline büründüğünü, ne zaman zihninin huzursuz olmadığını, böylesine uzun bir ömürde ne başardığını, sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, birçoklarının senin yaşamından ne kadar çok çaldığını, yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.” Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyorsunuz; bir şeye veya birine adadığınız bir gün son gününüz olabilecekken yaşamınızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz. (Syf 48)
Birisinin beyaz saçlarına ve kırışıklıklarına bakıp uzun yaşadığını düşünmenin alemi yok, o uzun yaşamadı, sadece uzun var oldu. (Syf 55)
Şu insanların görüşünden daha aptalca bir şey olabilir mi, hani şu kendi basiretiyle övünenlerin? Daha iyi yaşayabilmek için sürekli bir şeyle meşguller, yaşamlarını harcayarak yaşam inşa ediyorlar! Uzun vadeli planlar yapıyorlar, oysa bu tür bir erteleme en büyük yaşam israfıdır, bu erteleme öncelikle onlardan günü çalar, daha sonrasını vadederken bugünün yaşantısını koparıp alır. En büyük yaşam engeli, yarına dayanıp bugünü tüketen beklentidir. Talihin elindeki şeyin planını yapıyor, kendi elindeki şeyden vazgeçiyorsun. Ne umut ediyorsun? Amacın ne? Gelecek olan her şey tam bir belirsizlik içinde, sadece yaşa! (Syf 57)
Yaşam üç döneme ayrılır: Geçmiş, şimdi ve gelecek. Şimdi kısa, gelecek şüpheli ve geçmiş ise kesindir. Talih sonuncu üzerindeki kontrolünü kaybetmiştir, geçmişi geri getirmeye kimsenin yargısı ve gücü yetmez. Meşgul insanlar geçmişi kaybetmiştir, zira geçmişte yaşanan olaylara dönüp bakmaya zamanları yoktur, zaman bulduklarında ise geçmişi hatırlamak onlar için tatsız ve pişmanlık veren bir şey olur. Bu insanlar dolayısıyla boşa harcanmış zamanları hatırlamaya istekli olmazlar ve geçmişi değerlendirirken kusurları bariz hale gelen kişiler, anlık hazlarla gizlenmiş olsa bile o anları tekrar düşünme cesaretine sahip değillerdir. Her şeyi asla yanılmayan muhakemesiyle yapan bir insan dışında kimse isteyerek geçmişini kafasında yeniden canlandırmaz, zaten birçok şeyi hırsla arzulamış, mağrur bir şekilde küçük görmüş, sakınmadan ele geçirmiş, sinsice aldatmış, açgözlülükle gasbetmiş, hesapsızca harcamış olan birinin kendi geçmişinden korkması kaçınılmazdır. Ayrıca zamanımızın tüm insani durumları aşan, talihin egemenliğinin dışında kalan, yoksulluğun, korkunun ve hastalıkların saldırısının yerinden oynatamayacağı bir kısmı vardır, o ne galeyana getirilebilir ne de sökülüp atılabilir. Ona daimî olarak ve sarsılmadan sahip olunur. Her bir gün tektir ve şimdi anlardan oluşur, bununla birlikte tüm geçmiş zaman, buyurduğunuzda önünüze serilecek, incelenmesi ve tekrar yakalanması için muhakemenize teslim olacak; bu, meşgul insanların yapmaktan mahrum olduğu bir şeydir. Kendini güvende hisseden, huzurlu bir zihin kendi yaşamının her kısmını kafasında tartmayı başarır, meşgul insanların akılları ise boyunduruk altındaymışçasına, geriye dönemez ve bakamaz. Bu yüzden onların yaşamı uçuruma yuvarlanır, nasıl ki içindekini tutacak dibi olmayan bir kovaya ne kadar Sıvı boşaltılsa fark etmez, aynı şekilde zihninin boşlukları ve yarıklarından akıp gideceği için, kendine yer bulamayacak zamanı birine vermenin bir anlamı yoktur. 16 Şimdiki zaman çok kısadır, hatta öyle kısadır ki, hiç yokmuş gibi görünür, zira her daim hareket halindedir, akar ve hızla geçip gider, varlığı daha insana varmadan biter, evren ve yıldızlar gecikmeye izin vermez, onların kesintisiz hareketliliği tek bir dolanımla sınırlı kalmaz. (…) Meşgul insanlar için sadece yakalanamayacak kadar kısa olan şimdiki zaman önemlidir; onu da birçok yöne savurdukları için kaybederler (Syf 59)