Rudyard Kipling: Balinanın Boğazı

Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta Rudyard Kipling ile devam ediyor.

16 Ocak 2026 - 11:46

RUDYARD KİPLİNG (30 Aralık 1865-19 Ocak 1936)

Rudyard Kipling, İngiliz şair, romancı, öykü yazarı ve gazetecidir. Viktorya döneminin sonu ile I. Dünya Savaşı arasındaki dönemin en tanınan edebiyatçılarından biridir. 30 Aralık 1865’te Britanya Hindistanı’nda Bombay’da doğan Kipling, çocukluk yıllarını burada geçirdi; eğitim için gönderildiği İngiltere’den sonra yeniden Hindistan’a dönerek gazetecilik yaptı. Kipling üretken bir yazardı. En verimli çalıştığı yıllarda bir haftada üç yazı yazdığı olurdu. Yirmi iki yaşında İngiltere’ye döndüğü zaman The Times gazetesi onun hakkında bir başyazı yayımlamıştı. 1899 yılında çift taraflı zatürreye yakalanınca bu haber tüm dünyada yankı uyandırmış ve üzüntü yaratmıştı. 1907 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı; ödüller bundan sonra da devam etti. İki kez şövalyelik unvanına layık görülmesine karşın bunu kabul etmedi.

Kipling çocuklar için birçok kitap yazdı. Tüm yazılarında hayata ve insanlara duyduğu bağlılığı ve hayranlığı hissettirmeyi bildi. Yarattığı tiplemeler ve öyküler sayesinde insan yaşamının en derin öğelerini bir portre gibi betimlemeyi başardı. Orman Kitabı (The Jungle Book) ilk kez 1894 yılında yayımlandı; bir yıl sonra öykünün devamı geldi. Bu kitaplar, Mowgli’nin tiplemesini ve maceralarını günümüze kadar taşıyan en güçlü örnekler olarak kabul edilir.

Bu dönemde kaleme aldığı kısa öyküler ve anlatılar onu kısa sürede uluslararası edebiyat dünyasında görünür kıldı. Yazar daha sonra Güney Afrika, ABD ve İngiltere’de yaşamını sürdürdü; 1936 yılında Londra’da hayatını kaybetti.

Yazarın İletişim Yayınları tarafından yayımlanan “İşte Öyle Hikâyeler” isimli kitabından Balinanın Boğazı isimli öyküyü paylaşıyoruz.

BALİNANIN BOĞAZI

Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar denizlerin birinde bir balina yaşarmış. Denizyıldızlarını da yermiş, deniz ayılarını da. Yengeçleri de yermiş, zarganaları da. Pisibalıklarını da yermiş, dilbalıklarını da. Alabalıkları da yermiş, komşularını da. Uskumruları da yermiş, orkinosları da. Zikzaklar çizerek suda ilerleyen yılanbalıklarını bile bir lokmada yutuverirmiş. Sonunda denizlerde bulduğu tüm balıkları midesine indirmiş. Tüm denizlerde hepsinden geriye yalnızca küçük bir balık kalmış; bu balık minik açıkgöz balıkmış ve tehlikelerden korunmak için balinanın sağ kulağının arkasında yüzermiş. Balina sonunda bir gün kuyruğunun üzerinde doğrulmuş ve “Karnım acıktı,” demiş. Minik açıkgöz balık, kısık açıkgöz sesiyle, “Ey asil ve cömert deniz memelisi,” demiş, “hiç insanların tadına baktınız mı?”

“Hayır,” demiş balina. “Neye benzer tatları?”
“Güzeldir,” demiş minik açıkgöz balık. “Tatları güzeldir ama yamru yumrudurlar.”
“O zaman bana biraz insan getir,” demiş balina, kuyruğunu yukarı aşağı sallayıp denizleri köpürterek.
“Her öğünde bir tanesi yeter,” demiş açıkgöz balık. “Yüzerek elli derece kuzey enlemine ve kırk derece batı boylamına giderseniz (büyüsü burada ya) denizin ortasındaki salın üzerinde, üstünde mavi pantolonu, askıları (askıları unutmamalısın cancağızım) ve çakısından başka hiçbir şeyi olmayan, gemisi batmış bir denizci bulacaksınız. Açıkçası bu adamın sonsuz bilgi ve becerisi olduğunu da söyleyebilirim.”

Böylelikle balina yüzmeye başlamış, elli derece kuzey enlemine ve kırk derece batı boylamına varana dek olanca hızıyla yüzmüş. Denizin ortasındaki salda, üstündeki mavi pantolonu, askıları (bu askıları özellikle hatırlamalısın cancağızım) ve çakısından başka hiçbir şeyi olmayan, deniz kazası yapmış yalnız bir denizciyi ayaklarını suyun üzerinde gezdirirken bulmuş. (Ayaklarını suya sokmak için annesinden izin almış, yoksa bunu asla yapmazmış. Çünkü o sonsuz bilgi ve beceriye sahip bir adammış.)

Sonra balina ağzını açmış da açmış, açmış da açmış. Artık dudakları neredeyse kuyruğuna değecekmiş. Balina, deniz kazası yapmış denizciyi, üzerinde oturduğu salı, denizcinin mavi pantolonunu, askılarını (ki bunu unutmamalısın) ve çakısını yutuvermiş. Hepsini sıcak ve karanlık midesine indirdikten sonra ağzını şapırdatmış ve kuyruğunun üzerinde üç tur atmış.

Ancak sonsuz bilgi ve beceri sahibi denizci kendini balinanın sıcak ve karanlık midesinde bulunca hoplamış, zıplamış. Balinanın midesini yumruklamış, tekmelemiş. Seke seke dans etmiş. Çarpmış, vurmuş. Vurmuş, ısırmış. Sıçramış, sürünmüş. Gezmiş, ulumuş. Hoplamış, düşmüş. Ahlamış, ağlamış. Sürünmüş, bağırmış. Ayaklarını vurmuş, fırlamış ve hiç yapmaması gereken bir yerde ayaklarını yere vura vura dans etmeye başlamış. Balina gerçekten çok mutsuz olmuş. (Askıları unutmadın, değil mi?)

“Olmaz, olmaz,” demiş denizci. “Böyle olmaz, hiç olmaz. Ama beni doğduğum kıyılara, Britanya’nın beyaz kayalıklarına götürürsen bir şeyler düşünürüz.” Ardından denizci öncekinden daha fazla zıplayarak yeniden dans etmeye koyulmuş.

“Onu evine götürseniz iyi olur,” demiş açıkgöz balık balinaya. “Bu adamın sonsuz bilgi ve becerisi olduğu konusunda sizi uyarmıştım.”

Balina yüzmüş de yüzmüş, yüzmüş de yüzmüş. Hıçkırıktan kurtulmak için hem kuyruğunu hem de yüzgeçlerini kullanarak olanca hızıyla yüzmüş. Sonunda denizcinin doğduğu kıyıları, Britanya’nın beyaz kayalıklarını görmüş; karnına kadar sahile çıkmış, ağzını açabildiği kadar açmış ve “Winchester, Ashuelot, Nashua, Keene ve Fitchburg için bu duraktan aktarma yapabilirsiniz!” diye bağırmış. Balina henüz “Aktar…” derken denizci balinanın ağzından çıkıvermiş. Ancak gerçekten sonsuz bilgi ve beceri sahibi olan denizci, balina yüzerken çakısını çıkarmış, salını yontup çapraz çıtalardan bir kafes yapmış ve onu askılarıyla bağlamış (şimdi askıları neden aklında tutman gerektiğini anladın değil mi!) ve tam çıkarken kafesi balinanın boğazına sıkıca tıkamış; kafes de oraya takılıp kalmış. Ardından da daha önce duyulmamış bir şarkının şu sözlerini mırıldanmış:

Tıkadım boğazını kafesle,
Yiyemezsin artık kimseyi afiyetle.

Sonra İrlandalı denizci çakılların üzerinde koşarak evine, ayaklarını denize sokmasına izin veren annesinin yanına gitmiş. Kendisine bir eş bulmuş ve evlenerek sonsuza dek mutlu bir hayat sürmüş. Balina da sonsuza dek mutlu bir hayat sürmüş sürmesine ama o günden sonra ne öksürüp çıkarabildiği ne de yutabildiği kafes yüzünden çok çok küçük balıklar dışında hiçbir şey yiyememiş. İşte bu nedenle balinalar bugün hâlâ ne insanları, ne minik kızları ne de minik oğlanları yer.

Minik açıkgöz balık da gidip ekvatorun eşiğindeki, denizin dibindeki kumların altına saklanmış. Balinanın ona kızgın olmasından korkuyormuş.

Balıkçı çakısını evine götürmüş. Çakıllı sahillerde yürürken hâlâ mavi pantolonunu giyiyormuş. Ama askıları yokmuş. Çünkü bildiğin gibi onları kafesi yapmak için kullanmış ve bu masal da burada bitmiş.

 


ARŞİV