Ahmed Şamlu: Ey Aşk, Ey Aşk! Mavi Yüzün Görünmüyor

​Usta yazar ve şairlerin eserlerinden küçük alıntılara yer verdiğimiz “Edebiyat Hayatından Hatırlamalar” köşesi bu hafta Ahmet Şamlu ile devam ediyor.

25 Haziran 2026 - 15:38

AHMED ŞAMLU (12 Aralık 1925- 20 Temmuz 2000)

Modern Fars şiirinin kurucularından, edebiyat dünyasında “Bamdad” (Şafak) lakabıyla tanınan şair, yazar, gazeteci ve çevirmen Ahmed Şamlu, 12 Aralık 1925 tarihinde Tahran’da dünyaya geldi. Bir subay olan babasının görevi nedeniyle çocukluk ve gençlik yılları İran'ın farklı kent ve eyaletlerinde geçti. Bu sürekli yer değiştirme hali, onun ülkenin çok katmanlı halk kültürünü, yerel lehçelerini ve gündelik yaşamını yakından tanımasına olanak sağladı.

İlk şiirlerini 1940’lı yıllarda yayımladı. Şiir ve gazetecilik çalışmalarını birlikte sürdürürken, toplumsal adaletsizliklere karşı ödün vermeyen duruşu nedeniyle siyasi otoritelerin hedefi oldu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında çeşitli dönemlerde tutuklandı. 1953 yılında Başbakan Muhammed Musaddık'a karşı gerçekleştirilen darbeyi izleyen süreçte de baskılarla karşılaştı. Pehlevi rejimi döneminde eserlerine uygulanan sansür, onun özgürlük, insan onuru ve toplumsal adalet temalarını daha güçlü biçimde işlemesine yol açtı.

1950'li yıllardan itibaren modern Fars şiirinin kurucusu kabul edilen Nima Yuşic'in açtığı yenilikçi yolu geliştiren Şamlu, geleneksel ölçü ve kafiye anlayışını aşarak “Şi'r-i Sepid” (Beyaz Şiir) olarak adlandırılan şiir anlayışının öncüsü oldu. Şiirin ritmini vezin yerine dilin doğal akışında ve imgelerin gücünde arayan bu yaklaşım, çağdaş İran şiirinde köklü bir dönüşüm yarattı. Şamlu, yalnızca şiirsel yenilikleriyle değil, şiire kazandırdığı özgürlükçü ve insancıl bakış açısıyla da sonraki kuşakları derinden etkiledi.

1962 yılında tanıştığı Ayda Sarkisyan ile evlendi. Şairin yaşamında ve eserlerinde önemli bir yere sahip olan Ayda, aynı zamanda çalışma arkadaşı ve ilham kaynağı oldu. Şamlu'nun en bilinen aşk şiirlerinin bir bölümü Ayda'ya adandı. 23 Temmuz 2000 tarihinde, 74 yaşında Tahran'da hayata gözlerini yumdu. 

Şamlu’nun Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanan “Ey Aşk, Ey Aşk! Mavi Yüzün Görünmüyor” isimli kitabından şiirler paylaşıyoruz.

Ey Aşk, Ey Aşk!

Mavi Yüzün Görünmüyor

 

… sonsuzluk güneşleri arasında 

Huzurlu bir iskeledir güzelliğin

Sitemin yenilgisidir bakışın

Ve gözlerin

Yarının yepyeni bir gün olacağını söylüyor

 

Var Olmak

 

Yaşamak gerekiyorsa, şöyle dürüstçe,

 

Eğer,

 

ömrümün fenerini

 

çıkmaz sokağın kurumuş çam ağacının tepesine

 

asmazsam, utanmazın tekiyim.

 

Yaşamak gerekiyorsa şöyle açık ve dürüst

 

Eğer,

 

inancımdan dolayı,

 

Fani toprağın dengesinde,

 

dağ gibi ölümsüz bir anıt üzerine oturmazsam

 

adinin tekiyim.

 

(Syf 21)

 

Çığlık ve Hiç 

Çığlık ve hiç

Çünkü umut, umutsuzluğun üstüne

basacak kadar

güçlü değil.

 

Bir taş inancıyla 

Yeşilliklerin yatağında duruyoruz. 

Yeşilliklerin yatağında

Aşkla bağ kurmuşuz. 

Ve yenilmez bir umutla 

Yeşilliklerin yatağından 

İnanç dolu bir aşkla kalktık 

Ama umutsuzluk öylesine güçlü ki 

Yataklar ve taşlar 

Bir mırıldanmadan öte değil. 

Çığlık ve

Hiç.

(Syf 27)

 

Aydın Ufuk

 

Bir gün yeniden güvercinlerimizi bulacağız 

Ve şefkat, güzelliğin elini tutacak. 

O gün ki en kısa şarkı

öpücüktür.

Ve her insan başka insanla kardeştir.

Kapıları kapamadıkları gün

 Kilidin efsane olduğu gün 

Ve yaşamak için 

Kalbin yeterli olduğu gün.

O gün ki 

Her sözcüğün anlamı sevmektir.

 Son söz için 

Sözcük aramayasın diye 

Her harfin nağmesi yaşam olduğu gün 

Son şiir için 

Kafiye arama çilesini çekmeyesin diye 

Her dudağın şarkı olduğu 

En kısa şarkının 

Öpücük olduğu gün 

Geldiğin gün 

Her zaman için geldiğin gün 

Ve şefkat güzellikle bir olduğu gün 

Güvercinlerimize yeniden

Yem serpeceğimiz gün.

 

Ve ben o günü bekliyorum

Olmasam bile.

(Syf 22)

 

İçimizdeki Soğukluğa

Titrek el ve yüreğimde

tek korkum

Aşkın bir sığınağa dönüşmesiydi

Uçuş değil, kaçış olmasıydı.

Ey AŞK, ey AŞK!

Mavi yüzün görünmüyor

 

***

 

Artık aşk

İçimizdeki soğukluğa

alev coşkusu değil

yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem

Ey AŞK, ey AŞK!

Kızıl yüzün görünmüyor

 

***

 

Güçsüzlük üzerine

karanlık tozlu avuntu

ve huzurlu kurtuluş

varlığın kaçışına.

Mavinin huzuruna

Karanlık

Ve erguvan üzerine

EY AŞK, EY AŞK!

Yeşil yaprakçık

tanıdık rengin, tanıdık yüzün görünmüyor.

(Syf 35)

 

Furûğ’a Ağıt

 

Seni arıyorum dağ eteğinde

deniz ve çayır kenarında ağlayarak

seni arıyorum, rüzgarların geçidinde,

mevsimlerin dört yolunda

 

Bulutlu göğü çevreleyen,

camı kırık pencerenin yanında ağlıyorum.

senin hayalini beklerken

daha ne zamana kadar,

ne zamana kadar

bu boş defterin sayfalarını çevireceğim?

ölümün kardeşi aşkı ve rüzgarın yönünü

kabullenmek gerek,

seninle paylaştı sırrını ölümsüzlük,

ihtişamlı bir hazineye dönüştün

öyle bir hazine ki,

diyar ve toprağı sahiplenmeyi

sevecen kılmış.

 

Senin adını göğün alnından geçen bir sabah,

Adın kutlu olsun,

ve biz böylece

Geceyi, gündüzü ve henüz’ü

de tekrarlıyoruz ...

(Syf 57)

 

Bizde

 

Biz de bir zamanlar

bir an

bir yıl

bir yüzyıl

önce

buradaydık.

Bu gezegende

bu toprakta

dar bir zaman dilimine benzer

ipeksi karanlıkta

Güneş keteninde

Geniş ay ışığı avlusunda

Yağmur tellerinde

fırtınanın otağında

sevincin süslü odasında

keder kalesinde

yalnız kendinle

yalnız başkalarıyla

Aşkta biricik

nağmede biricik

Hayatla dopdolu

ölümle dopdolu

Biz de geçtik, tıpkı senin gibi

bu gezegenden

dar bir zaman diliminde

birkaç yıl

şimdi senin durduğun

yerde

Alçakgönüllü

veya aşağılık kimse gibi


 

Gülerek

ve

ağlayarak

ağır aksak

veya

koşar adım

özgür

veya

tutsak


 

Biz de bir zamanlar

evet

evet 

Biz de bir zamanlar...

 

(Syf 73/74)

 

Bu Çıkmazda

Ağzını kokluyorlar

Seni seviyorum demiş olmayasın sakın

Yüreğini kokluyorlar sevgili

Ve aşkı

Devrik yol direkleri yanında kırbaçlıyorlar

Aşk evin zulasında saklanmalı

Soğukların bu eğri büğrü çıkmazında 

Ateşi

Şarkıyı ve şiiri yakarak

Canlı tutmaktalar.

Düşünmeye yeltenme 

Garip bir devrandır sevgili

Geceleri kapıyı çalan 

Işıkları öldürmeye gelmiştir (Syf 88)

 


ARŞİV