Marmara Denizi nasıl korunacak?

Marmara Denizi ve Adalar, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edildi. Bu karar ile birlikte belediyelerin planlamaya yönelik yetkileri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na verildi. Kararı, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Esin Köymen ve ŞPO İstanbul Şubesi İkinci Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu ile konuştuk

18 Kasım 2021 - 07:53

Marmara Denizi ve Adalar, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edildi. Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre İstanbul’un Adalar ilçesi (Prens Adaları) ile Balıkesir’in Erdek ve Marmara ilçeleri sınırlarındaki mevcut her ölçekteki plan, plan kararları ve projeler konusunda söz konusu KHK hükümlerine göre yapılacak değerlendirme sonuçlanıncaya kadar herhangi bir uygulama yapılamayacak. Bölgedeki faaliyetlerle ilgili tedbirlerin alınması, kontrolü ve izlenmesi yetkisi de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ait olacak.

Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde bu kararın yayımı tarihinden önce onaylı planlarına veya mevzuata uygun olarak ruhsatı alınmış ve inşaatı su basman seviyesinde tamamlanmış yapıların inşaatına ruhsat ve eklerine göre devam edilecek. Bölgede noktasal ve/veya yayılı olarak atık su deşarjları, debisine bakılmaksızın deşarj standartları sağlanarak yapılacak.

“RASYONEL BİR AÇIKLAMASI YOK”

Düzenleme yalnızca Adalar’ı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı ilgilendirmiyor. Marmara Denizi’nde denize kıyısı olan belediyelerin kıyı hatları bu planın içinde yer alıyor. Kararı değerlendiren Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi İkinci Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu’na göre önemli olan yetkinin kim tarafından kullanıldığı değil, nasıl kullanıldığı.Bu karar çerçevesinde bundan sonra bölgede yapılacak her tür plan çalışmasının ilgili bakanlık tarafından yürütüleceğini vurgulayan Giritlioğlu, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bugüne dek yapmış olduğu planlar ve projeler dikkate alınırsa, ekoloji konusundaki duyarsızlığı, kendi varlık sebebini inkâr eden uygulamalarıyla sabittir. Bunun en son örneklerini Yassıada’da izlemek mümkün. Halen denizleri alıcı ortam olarak kullanmaya açık uygulamaları, kıyı ve ormanlar üzerinde telafisi mümkün olmayan tahribatlar yaratan projeleri, bakanlığın, bir alanı Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edip koruma konusundaki samimiyetsizliğini açıkça ortaya koyuyor.” dedi.

“YAPILAŞMA İÇİN FIRSAT ARACI”

Mevcut mevzuat çerçevesinde adaları ve denizleri korumanın mümkün olduğunu söyleyen Giritlioğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan etmenin çok da rasyonel bir açıklaması yok. Bunun yanı sıra, 25.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren ‘Tabiat Varlıkları ve Doğal Sit Alanları İle Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm Ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkında Yönetmelik’ gereği, özel çevre koruma bölgelerinde yer alan kıyıların ve orman alanlarının kiralanması, ön izin verilmesi, kullanma izni verilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesi de mümkün hale gelecek. Açıkça görüldüğü üzere “Özel Çevre Koruma Bölgesi” adı, bölgenin doğal yaşam alanlarının yapılaşmaya açılmasına bir fırsat ve bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor.”

“BELEDİYELERİN DURUŞU ÖNEMLİ”

“Yetkilerin giderek daha fazla merkez elinde toplandığı bu süreçte büyükşehirler sorumlu oldukları kentlerde adeta yetkisiz ve elleri kolları bağlı bırakıldılar.” diyen Giritlioğlu, şöyle devam etti: “Bütün bunlar ve 2002 yılından bu yana ilmek ilmek dokunarak oluşturan mevzuat çerçevesinde yapılanlar, kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı, güvensizlik oluşturdu. Bu nedenle bu noktada sürecin çok iyi denetlenmesi, telafisi imkânsız zararlar oluşmasını önlemek adına önem taşıyor. Büyükşehir belediyelerinin bu noktadaki duruşu da çok önemli. Bu yüzden de bu durumu siyasi bir mesele olmanın ötesine taşımak ve parti gözetmeksizin yetkilerini geri almak için mücadele vermek zorundalar.”

586 MİLYON METREKARE ALANI KAPSIYOR

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Esin Köymen, bu karar alınmadan önce doğal sit alanlarına yönelik ekolojik raporlar hazırlandığını ve çok sayıda doğal sit alanının koruma derecelerinin de değiştiğini ifade etti. 18 bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildiğini hatırlatan Köymen, “Bu karar 586 milyon metrekare alanı kapsıyor. Daha önce Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen 18 bölgenin toplamının 35 katı demek bu. Belediyelerin bu alanlardaki planlama yetkileri ellerinden alınacak. Cumhurbaşkanı Kararı’nda yer verilen kroki Boğazlar ile birlikte Marmara Denizi ile kıyı kenar çizgileri de burada yer alıyor. Bu alanlardaki her türlü plan yetkisi artık Özel Çevre Koruma Kurumu ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bırakılıyor.” dedi.

“YASSIADA EN SOMUT ÖRNEĞİ”

“Kirlilik ve müsilajın önüne geçmek için yerel yönetimlerle işbirliği yapmalısınız.” diyen Köymen, “Bu karar yerel yönetimlerin işleyişine müdahale anlamı taşıyor. Özel Çevre Koruma Bölgesi bazı alanlar için gereklidir. Bu alanlar gerçekten korunması gereken yerlerdir. Ancak bu sürecin içinde belediyelerin de olması lazım. Gerçekten koruma için bu alanların nüfus ve yapı yoğunluğundan, kirlilikten arındırılması gerekiyor.” diye konuştu.

Bu karar ile birlikte Adalar’ın yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya kalacağını ifade eden Köymen, şöyle devam etti: “Bunun en somut örneği Yassıada. Bakanlığın koruma anlayışını Yassıada’da yapılanlar üzerinden değerlendirmek mümkün. Bakanlık koruma anlayışında samimiyse Kanal İstanbul’un yapımından vazgeçtiğini açıklasın. Bilim insanları, kanalın yapılması durumunda Marmara Denizi’nin ölü bir deniz olacağını söylüyor. Bakanlığın yaptıkları ve yapmak istedikleri samimi ve gerçekçi olmadıklarını gösteriyor.”

Köymen, ilgili meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının sürecin takipçisi olduklarını da ekledi.


ARŞİV