Kent Konseyi’nden iklim krizi paneli

Kadıköy Kent Konseyi’nin düzenlediği iklim kriziyle mücadelede “azaltım” ve “uyum” stratejileri paneli, uzmanların katılımıyla CKM’de gerçekleştirildi

14 Mayıs 2026 - 12:50

Kadıköy Kent Konseyi Gıda ve Tarım Çalışma Grubu ile İstanbul Tarım ve Ekoloji Rotary Kulüpleri iş birliğinde 9 Mayıs’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde “Kentte İklim Değişikliğine Uyum” paneli düzenlendi. Prof. Dr. Dilek Ünalan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, kentlerin iklim krizine karşı dayanıklılığı, su yönetimi ve doğa temelli çözümler konuları konuşuldu. Uzmanlar, iklim değişikliğine karşı hem azaltım hem uyum stratejilerinin birlikte uygulanması ve kentleşme modellerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Sürdürülebilir şehirler için bütüncül yaklaşımın önemi de panelde öne çıkan konulardan oldu. 

“ÇOK ÖLÇEKLİ BİR PLANLAMA SORUNU”

İklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir kriz değil, doğrudan şehirlerin nasıl tasarlanacağına dair temel bir planlama meselesi olduğunu ifade eden İTÜ Mimarlık Fakültesi-Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Prof. Dr. Fatih Terzi, “İklim değişikliği bölgesel ölçekte havzaları, kent ölçeğinde arazi kullanımını ve bina ölçeğinde tasarımı aynı anda etkileyen çok katmanlı bir yapıdır. Bu nedenle planlama artık sadece fiziksel düzenlemeyi değil aynı zamanda iklim risklerini yöneten bir araç olmalıdır. Enerji tüketiminin azaltılması, yeşil alan sistemlerinin güçlendirilmesi ve ulaşım planlaması kritik olarak çok önemlidir. Planlamayı doğru kurguladığımızda, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmakla kalmayıp aynı zamanda uyum kapasitesini de artırabiliriz. Aslında iklim değişikliği çok önemli ölçekte planlama sorunu. Bu sorunu iklime göre planlamalar yaparak çözülebilir hale getirebiliriz.” dedi.

“YAŞAMI TASARLAMAK ZORUNDAYIZ”

Panelin konuşmacılarından Mimar ve plancı Emir Drahşan ise mevcut kentleşme anlayışının büyük ölçüde ekonomik üretim ve yapılaşma odaklı ilerlediğini, ancak bunun ekolojik dengeyi ciddi şekilde bozduğunu şu sözlerle ifade etti: “Bugün geldiğimiz noktada doğal sistemi bozduğumuz için kentler yaşanamaz hale geliyor. Bu nedenle önce ekosistemi ve canlılığı tasarlamamız gerekiyor. Doğa temelli çözümler sadece teorik değil uygulanmış ve çalışan örnekleriyle de mevcut. Küçük ölçekli ekolojik yaşam projelerinin büyük dönüşüm için önemli bir başlangıç. Kentlerin tek merkezli büyüme modelinden çıkması gerekiyor. Alternatif yaşam modelleri görünür oldukça toplumun talebi de bu yönde değişiyor. Bu nedenle bizler öncelikle şehirleri değil de yaşamı tasarlamak zorundayız.” 

“SUYUN HER TÜRÜ ÖNEMLİ”

Sürdürülebilirlik ve su yönetimi uzmanı Şafak Özsoy, suyun artık yalnızca teknik bir kaynak değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik ve ekolojik denge unsuru olduğunu şu sözlerle belirtti: “Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığına dikkat çekiyorum. Özellikle kentlerdeki altyapı kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını görüyoruz. Su yönetimini sadece tüketim üzerinden değil, ekosisteme olan etkisiyle birlikte değerlendirmek zorundayız. Modern yaklaşım suyun kaynaktan atık haline gelene kadar tüm döngüsünü izlemeyi gerektirir ve bu süreçte akıllı sayaçlar, sensör sistemleri ile veri tabanlı yönetim modelleri kritik rol oynar. Ayrıca iklim değişikliğine bağlı yağış rejimi bozulmaları ve artan kuraklık riski suyun yönetimini daha da kritik hale getirmektedir. şehirlerin su altyapıları artık sadece arz değil aynı zamanda risk yönetimi açısından da yeniden tasarlanmalıdır. Suyun her türü önemli ve yeniden kullanım potansiyeli taşır. Bu nedenle gri su ve yağmur suyu gibi kaynakların sisteme entegrasyonu zorunludur. Artık her damla bir yatırım ve her kayıp bir ekolojik maliyet olarak görülmelidir. Bu nedenle su yönetiminde köklü bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır.”

 


ARŞİV