İklim krizi ve çözüm arayışları

Müze Gazhane’de gerçekleştirilen “İklim Değişikliği: Bizleri Ne Bekliyor?” başlıklı söyleşide, sera gazlarının küresel etkileri, Taraflar Konferansı (COP) süreci ve Antalya’da düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi ele alındı

03 Kasım 2026 - 14:40

Gazhane Çevre Gönüllüleri tarafından düzenlenen “İklim Değişikliği: Bizleri Ne Bekliyor?” başlıklı söyleşi, 2 Kasım Pazartesi akşamı Müze Gazhane’de gerçekleştirildi. Gaye Bulut’un konuşmacı, Yüksel Demirtaş’ın ise kolaylaştırıcı olarak yer aldığı etkinlikte; iklim krizinin boyutu, Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) ve 14-18 Kasım 2026 tarihlerinde yine Antalya'da gerçekleşecek Halkların İklim Zirvesi (HİZ) ele alındı.

SERA GAZI

Sera gazlarının atmosferdeki etkisine ilişkin bilgi veren Gaye Bulut, sera etkisini seralarda kullanılan cam ve naylon örtülerin ısının dışarı çıkmasını engellemesine benzetti. Bulut, “Kışın serada sebze, meyve yetiştirirken seranın camı ya da naylonu nasıl ısının dışarı kaçmasını engelliyorsa, bu gazlar da atmosferde Dünya’nın üzerinde birikip ısının dışarı kaçmasını engelliyor ve sera etkisi yaratıyor. Bundan dolayı sera gazı adını alıyor.” dedi. Karbondioksit salımının kaynaklarına da değinen Bulut, arazi kullanımındaki değişiklikler ile fosil yakıt tüketiminin temel etkenler olduğunu vurguladı. Ormanların ve toprakların doğal karbon yutak alanları olduğunu belirten Bulut; ormansızlaşma ve endüstriyel tarım uygulamalarının bu emme kapasitesini azalttığını, depolanan karbonun ise yeniden atmosfere salınmasına yol açtığını kaydetti. Ayrıca Bulut, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıt emisyonlarının küresel etkilerine dikkat çekerek, "sera gazı" kavramının tarihte ilk kez 1824 yılında Fransız bilim insanı Joseph Fourier tarafından kullanıldığını hatırlattı. 

ÇALIŞMALAR NASIL BAŞLADI?

İklim değişikliğine karşı uluslararası çalışmaların tarihsel gelişimini anlatan Bulut, 1988 Toronto Deklarasyonu’nun önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Yaklaşık 40 ülkeden 300'ü aşkın bilim insanı ve iklim aktivistinin katıldığı toplantının ardından yayımlanan deklarasyonla dünya hükümetlerine iklim değişikliğine karşı önlem alma çağrısı yapıldığını söyledi.  Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) kuruluş sürecine ilişkin de bilgi veren Bulut, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ile Dünya Meteoroloji Örgütü'nün (WMO) 1988 yılında bir araya gelerek iklim değişikliği konusunda bilimsel değerlendirmeler yapacak bir panel kurulmasına karar verdiğini aktardı. Panelin bugün 195 ülke ve Avrupa Birliği'ni kapsadığını belirten Bulut, bilim insanlarının düzenli raporlar hazırlamak üzere sürece dahil edildiğini ifade etti.

TARAFLAR KONFERANSI

IPCC'nin 1990 yılında yayımladığı ilk değerlendirme raporuna değinen Bulut, herhangi bir önlem alınmaması durumunda atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artacağına ve bunun küresel sıcaklıklar üzerinde ciddi sonuçlar doğuracağına ilişkin öngörülerin raporda yer aldığını söyledi. Birleşmiş Milletler'in 1992 yılında Rio de Janeiro'da düzenlediği İklim Değişikliği Zirvesi'nin uluslararası iklim politikaları açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Bulut, zirvede ülkelerin tarihsel emisyon sorumluluklarına göre gruplandırıldığını ifade etti. Sanayileşmiş ülkelerin Ek-1 ülkeleri olarak tanımlandığını aktaran Bulut, bu ülkelere 2000 yılına kadar emisyonlarını 1990 seviyesine düşürme hedefi getirildiğini ancak bu hedefin bağlayıcı bir yükümlülük içermediğini kaydetti.

İklim değişikliğiyle mücadelede ortak bir yol haritası oluşturmak amacıyla sözleşmeye taraf ülkelerin her yıl bir araya gelmesinin kararlaştırıldığını belirten Bulut, şöyle konuştu: “COP dediğimiz Taraflar Konferansı sürecinin başlatılmasına karar verildi. Çerçeve sözleşmenin imzalanmasının ardından 1995 yılında ilk konferans COP1, Berlin'de gerçekleştirildi. Bugüne kadar 30 konferans düzenlendi. Bu yıl ise COP31 Antalya'da yapılacak. Küresel iklim politikalarına ilişkin kararlar bu süreçte şekilleniyor.”

COP toplantılarında 195 ülkenin kendi politik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda müzakereler yürüttüğünü belirten Bulut, ülkelerin ortak hareket ederek müzakere süreçlerinde daha güçlü bir konum elde etmeye çalıştığını söyledi. Konferanslarda kararların alınma yöntemine de dikkat çeken Bulut, müzakere metinlerinin oylamayla değil, tarafların tam uzlaşısıyla kabul edildiğini belirterek, “ Müzakerelerde çıkan karar metni tam uzlaşıyla alınıyor. Bu nedenle oldukça zor, tek bir devletin itirazı çok şeyi değiştirebiliyor.” şeklinde konuştu.  Fosil yakıt lobilerinin COP toplantılarındaki etkisine de değinen Bulut, iklim politikalarının oluşturulmasında çıkar çatışmalarının önemli bir sorun olduğunu ifade etti. Bilimsel raporların hazırlanmasında görev alan bazı uzmanların fosil yakıt şirketleriyle ilişkilerine yönelik iddiaları da gündeme getiren Bulut, müzakere süreçlerindeki güçlüklerin altını çizdi. Bulut, tüm bu zorluklara rağmen COP sürecinde iki önemli uluslararası uzlaşının sağlandığını belirterek, 1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü ile 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması'nın iklim mücadelesi açısından önemli dönüm noktaları olduğunu söyledi.

HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ

Söyleşide, COP sürecine alternatif ve tamamlayıcı bir toplumsal mücadele alanı olarak öne çıkan Halkların İklim Zirvesi de ele alındı.COP görüşmelerinin iklim krizine çözüm üretme konusunda yetersiz kaldığı yönündeki eleştiriler sonucunda yerel halkların, gençlerin ve iklim aktivistlerinin 2009 yılından itibaren farklı platformlarda bir araya gelmeye başladığını belirten Bulut, bu buluşmaların zamanla uluslararası zirvelere ve deklarasyonlara dönüştüğünü ifade etti. Bu yıl Antalya'da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi'nin programına ilişkin bilgi veren Bulut, COP31 sürecinin ortasında, 14 Kasım'da uluslararası katılımlı bir protesto yürüyüşü düzenleneceğini söyledi.


ARŞİV