Hülya ARSLAN- Seyhan KALKAN VAYİÇ
Kadıköy Belediyesi tarafından Dünya Çevre Günü kapsamında düzenlenen Kadıköy Çevre Festivali’nde, çevrenin bugününü ve geleceğini ilgilendiren birçok başlık ele alındı. Özgürlük Parkı’nda gerçekleştirilen festivalde, iklim değişikliğinden kent sağlığına, kamusal yeşil alanların korunmasından sürdürülebilir yaşama kadar geniş bir yelpazede paneller düzenlendi. Barış Can Üstündağ’ın moderatör olduğu “Kadıköy’de iklim Değişlikiği, Hava Kalitesi ve Kent Sağlığı” panelinde Boğaziçi Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Öztürk ve İstanbul Teknik Üniversitesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros konuşmacı olarak yer aldı.
“BİLİMSEL YÖNTEMLERLE TESPİT EDİLMELİ”
Hava kalitesinin izlenmesi ve solunan havadaki kirlilik kaynaklarının bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi için çalışmalar yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Fatma Öztürk, İstanbul’da yaklaşık 40, Türkiye genelinde ise 400’e yakın hava kalitesi izleme ağı olduğunu söyledi. Bu ağlarda gerçek zamanlı ölçümler yapıldığını belirten Prof. Dr. Öztürk, “Havada bulunan toz ve gaz bazındaki kirleticileri eş zamanlı olarak ölçülebiliyor. Akademisyenlerin kendi işlettikleri istasyonlar var. Bakanlığın ya da belediyenin istasyonlarından örnekler toplayabiliyoruz. Örnekleri nasıl incelediğimizi basit bir şekilde anlatmak gerekirse evde kullandığımız peçeteler gibi filtrelerimiz var. Bunların üzerinde toz örneklerini toplayıp laboratuvara gidip analiz ediyoruz. Kimyasal, mikrobiyolojik analizlerini de yapıyoruz. Sonrasında da izleyici olarak takip ettiğimiz bazı parametreler var. O parametrelere bakarak kirlilik kaynaklarını belirlemeye çalışıyoruz. Topladığımız toz örneğinde kurşun çok yüksekse bunun trafikten geldiğini, vanadyum nikel çok yüksekse bunun daha çok gemi emisyonlarından kaynaklandığını ya da antimony yüksekse kömür yanması sonucunda atmosfere verildiği yönünde yorumlar yapabiliyoruz.” diye konuştu.
“Hava kalitesini vatandaşlara bildirirken renkler üzerinden yayınlamış oluyoruz.” diyen Öztürk, şöyle devam etti: “Hava kalitesi yeşil, turuncu, sarı, kırmızı, mor gibi renklerle veriliyor. Değer kırmızı olduğu zaman bu insan sağlığı için hava kalitesinin çok kötü olduğunu, özellikle hassas gruplar dediğimiz yaşlı ve üst solunum yolu hastalıklarına sahip olan insanlar ve kronik hastalığı olanlar için kötü olduğunu gösteriyor. Yeşilse hava kalitesinin iyi olduğunu gösteriyor. Ama bunlar bir önceki günün ortalamasıyla yapılan hesaplamalar. Dolayısıyla şu an dışarı çıkmak istediğiniz zaman o değerler pek bir anlam ifade etmiyor. Bunların gerçek zamanlı olarak izlenmesi vatandaşın da bunu görmesi gerekir. Dolayısıyla hastanelerde, metroda, camilerde büyük ekranlarda bu değerler verilebilirse vatandaş da ona göre kendini ayarlayabilir. Gerçek zamanlı veriyi üretmek ve bunu halka ulaştırmak daha önemli.”
“HAVA KİRLİLİĞİ GİZLİ KATİ”
Hava kirliliğini insan sağlığı için “gizli bir katil” olarak niteleyen Prof. Dr. Hüseyin Toros ise, çıplak gözle fark edilmeyen zararlı gazlar ve tozlarla mücadele edebilmek için teknolojik ölçüm istasyonlarının ve mobil uygulamaların hayati önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Toros, “Dışarı baktığımız zaman yoğun bir toz bulutu yoksa tozları göremezseniz. Havadaki kirletici gazları bir kısmı renksiz kokusuz kirleticiler olabilir. Dolayısıyla rengi ve kokusu yoksa havada ne soluduğunuzun farkına varamazsınız. Yediklerimizi, içtiklerimizi rahatça seçebiliyoruz çünkü üzerinde içeriği ve son kullanma tarihi yazıyor. Ama maalesef soluduğumuz havanın ne son kullanma tarihi var ne de üretim tarihi.” dedi. “Hava kalitesi ölçüm değerlerinin cep tele- fonumuzda yer alması gerekiyor ki ne soludu- ğumuzu oradan takip edebilelim.” diyen Toros, şöyle devam etti: “Kadıköy’de birçok noktada ölçüm istasyonları var. Kadıköy’den başka bir ilçeye gideceksiniz. Acaba gittiğim yerde nasıl bir havaya maruz kalacağım? Bu son derece önemli. Yaşadığınız bölgede kirliliğin anlık değeri veya gün içindeki salınımları hakkında biraz farkındalık oluşabilmesi için sürekli ölçüm değerleriyle baş başa kalmamız gerekiyor. Eğer eviniz cadde üzerindeyse veya iş yerine yakınsa orada daha çok kirleticiye maruz kalabiliyorsunuz. Bazen bu yerel kirleticilerin yanında uzak mesafelerden, örneğin çöl tozu veya baş- ka sanayi bölgelerinden kirleticiler taşınabiliyor. İşte bu hareketlilik, soluduğumuz havanın gün içinde ve yıl içinde değişiklik göstermesine yol açıyor.”

"YOKSUL MAHALLELER DAHA ÇOK HİSSEDİYOR"
Kadıköy Kent Konseyi ve Altyapı Grubu’ndan Semih Bilgin’in moderatör olduğu “Kadıköy’ün Kamusal Yeşil Alanlarının Korunması” panelinde İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Haluk Gerçek ile Makine Mühendisi Üzeyir Uludağ konuşmacıydı. İstanbul’daki yanlış kentleşme politikalarının ve dev projelerin çevre üzerindeki yıkıcı etkilerini ele alan Prof. Dr.Haluk Gerçek, özellikle betonlaşmanın yarattığı kentsel ısı adası etkisinin, düşük gelirli vatandaşların yaşadığı bölgelerde daha şiddetli hissedildiğini vurguladı. Gerçek, Kadıköy’de kentsel ısı adasının Hasanpaşa, Osmanağa, Fikirtepe, Zühtü Paşa’nın bir bölümü, Dumlupınar gibi daha çok kuzey batı mahallelerde olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Şimdi burada ilginç bir şey var. Bu mahalleler Kadıköy’de gelir düzeyinin en düşük olduğu, yoksul insanların en fazla yaşadığı, gıda yardımı alan hanelerin en fazla bulunduğu mahalleler. Yani ısı adasına maruz olan bu mahalleler aynı zamanda yoksul kesimin de yaşadığı mahalleler.” Yeni İstanbul Havalimanı ve Kanal İstanbul gibi büyük ölçekli ulaşım yatırımlarının, kentin su havzalarına ve orman varlığına telafi edilemez zararlar verdiğini belirten Gerçek, bu projelerin doğal kaynakları kirletmesinin yanı sıra ekosistemi parçalayarak iklim krizini derinleştirdiğine, yapılaşma faaliyetlerinin kentin gelecekteki su güvenliğini ve yaşam kalitesini ciddi şekilde tehdit ettiğine de dikkat çekti.
“MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Betonlaşmaya karşı kamu yararını gözeterek doğayı ve yaşam alanlarını savunmanın önemine dikkat çeken Makine Mühendisi Üzeyir Uludağ da şunları dile getirdi: “Ovalarımız, meralarımız, zeytinlik alanlarımız çok yoğun bir şekilde tahrip edilmekte, yok edilmekte. Yerelde insanlar kendi yaşam alanlarını korumak için mücadele ediyorlar. Kadıköy’deki kamusal yeşil alanın korunması ile ilgili Gezi’den bu yana Kadıköy’de kurulan birçok dayanışma vardı. Bu dayanışmalar yeşil alanların korunması ve kentsel dönüşüme karşı çok ciddi mücadele verdi. Bizler de aynı şekilde Kadıköy’deki kamusal yeşil alanların korunabilmesi için mücadelemizi sürdürüyoruz, mücadelemize devam ettireceğiz.”

"KAYIŞDAĞI KADIKÖY'ÜN SU KAYNAĞIYDI"
Festivalin ikinci gününde gerçekleştirilen, moderatörlüğünü İpek Emek’in yaptığı ve mimar- yazar Arif Atılgan’ın konuşmacı olarak katıldığı “Kadıköy’ün Tarihi Suları” başlıklı panelde, Kadıköy’ün çeşmeleri, su kaynakları ve su kültürü ele alındı. Panelde, tarihi çeşmelerin kentin çevresel ve kültürel hafızasındaki yeri ile bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının önemi vurgulandı. Konuşmasına Kadıköy’ün doğal su kaynaklarını anlatarak başlayan Atılgan, bugün büyük bölümü yapılaşma altında kalan kaynakların geçmişte ilçenin su ihtiyacını karşıladığını söyledi. Atılgan, “Kadıköy’de birkaç su kaynağı var ancak yapılaşma nedeniyle bu kaynakların çoğu yok olmuş. Kayışdağı’nın içinde kayalarda gözeler var ve ünlü Kayışdağı suyu burada oluşuyor. Aynı dağın alt yüzünde de Başıbüyük suyu vardır. Kayışdağı suyu 1930 yılında Kadıköy’de ki çeşmelere verilmiş. Altıyol’dan Acıbadem’e, Hasanpaşa’dan Göztepe’ye kadar birçok noktada bugün hâlâ bu su hattının izlerini taşıyan çeşmeler bulunuyor.” dedi.
“ESKİ ŞEHİR HAYATININ MERKEZİNDEYDİ”
Tarihi çeşmelerin yalnızca mimari eser olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Atılgan, çeşmelerin geçmişte sosyal yaşamın merkezinde yer aldığını şu sözlerle ifade etti: “Çeşmeler eski şehir hayatında çok yer tutuyordu. Bu çeşmelerden insanlar su içerdi, hayvanlar su içerdi. Hatta su birikintilerinde kuşlar bile su içerdi. İnsanlar burada dinlenir, yolculuk sırasında mola verir, hayvanlarını sularlardı. Çeşmeler sadece su alınan yerler değildi, hayatın aktığı yerlerdi.” dedi. Kadıköy’de bulunan Göztepe Çeşmesi, Yoğurtçu Çeşmesi, Halitağa Çeşmesi, Bostancı Mahmut Ağa Çeşmesi ve Osmanağa Çeşmesi gibi çok sayıda tarihi yapının günümüze ulaştğını belirten Atılgan, restorasyon çalışmalarının önemine dikkat çekti. Konuşmasının önemli bir bölümünü Ayrılık Çeşmesi’ne ayıran ve yapının Osmanlı dönemindeki işlevini anlatan Atılgan, “Ayrılık Çeşmesi Kadıköy’ün en önemli çeşmelerinden biridir. Padişahlar sefere çıkarken buraya gelirlerdi. Hacı adayları Kabe’ye gitmek için burada toplanırdı. Karacaahmet’ten gelen tören yolu burada son bulurdu. 1630 yılında IV. Murat Bağdat seferine buradan çıkmış. Daha sonra çeşmenin adı Ayrılık Çeşmesi olarak anılmaya başlanmış. Bağdat Caddesi’nin adı da aslında bu tarihsel yolculuklardan geliyor.” dedi.