KİTAP

Gece Unutkandır
“Hep 17 yaşında kalacaksın. Buna kimin neden olduğunu bulacağım.”
Bir genç kız kaybolur, beş gün sonra bir korulukta bulunur. Serin on yedi yaşındadır. Narçiçeği ojeli tırnakları ve askılı mavi tişörtüyle artık bir “dosya”dır. Ancak bazı ölümler istatistiklere sığmaz; havada asılı kalır, şehrin hafızasına kazınır.
Komiser Vedat için bu cinayet, izleri kokularla sürülen bir hakikat arayışına dönüşürken; anne Hale için geçmişin didik didik edildiği kişisel bir yüzleşmeye dönüşür. Aşkın, ihmalin, suskunluğun ve arzunun iç içe geçtiği bu hikâyede, herkesin susmak için bir nedeni vardır.
Yazar ve senarist Zehra Çelenk, Gece Unutkandır’da polisiye gerilim hattını toplumsal hafıza, cinsiyet rolleri ve iktidar ilişkileriyle buluşturuyor. Parçalı zaman kurgusuyla ilerleyen roman, birey ile toplum, kadın ile erkek ve ebeveyn ile çocuk arasındaki kırılgan bağları görünür kılarken, okuru suçun ötesinde bir yüzleşmeye davet ediyor.
Everest Yayınları / 288 syf / Nisan 2026
Dikkat çeken yeniler:
Bahçıvan ve Ölüm / Georgi Gospodinov / Metis Yayınları
Dostlar Arasında / Hal Ebbott / Holden Kitap
Kötü Tohum/William March / Tersine Kitap
ALBÜM / ŞARKI

Sezen Aksu & Nazan Öncel / Erkekler de Yanar
Türk pop müziğinin iki önemli ismi Sezen Aksu ve Nazan Öncel, yıllar sonra “Erkekler de Yanar” şarkısında yeniden bir araya geldi.
İlk kez 1996 yılında Nazan Öncel tarafından yayımlanan şarkı, yeni düzenlemesiyle bu kez iki sanatçının düeti olarak dinleyiciyle buluştu. 3 Nisan’da dijital platformlarda yayımlanan parçanın söz ve müziği Nazan Öncel imzası taşıyor.
İki usta ismin yorumuyla yeniden hayat bulan “Erkekler de Yanar”, Türk popunun hafızasında yer eden şarkılar arasında yeniden öne çıkıyor.
Dikkat çeken yeniler:
Gripin /Bir De Bana Sor
M Lisa & Teoman /Gönülçelen
Şevval Sam/ Mey
FİLM

I Swear (Yemin Ederim)
“I Swear”, Tourette Sendromu savunucusu John Davidson’ın gerçek yaşam öyküsünden yola çıkarak, bireysel mücadele ile toplumsal önyargılar arasındaki gerilimi merkezine alan sarsıcı bir anlatı.
Film, John’un ergenlikten genç yetişkinliğe uzanan yolculuğunu izlerken yalnızca bir hastalığın değil, aynı zamanda görünmez bir dışlanmışlığın hikâyesini anlatıyor. 1980’lerin sınırlı bilgisi ve yaygın yanlış kabulleri içinde şekillenen bu süreç, karakterin hem kendi bedeniyle hem de toplumun ona biçtiği kimlikle hesaplaşmasına dönüşüyor.
Yer yer mizahın keskin diliyle nefes aldıran, yer yer ise sert bir gerçeklikle yüzleştiren film, Tourette Sendromu’nu yalnızca tıbbi bir durum olarak değil; kontrol, utanç, görünürlük ve ifade özgürlüğü gibi kavramlar üzerinden ele alıyor. “I Swear”, yalnızca bir biyografi değil; farklı olanın görünür olma mücadelesine, toplumun normlarına ve bireyin kendini ifade etme hakkına dair güçlü bir yüzleşme.