Haftalık Bağımsız Gazete 27 Kasım 2021

Zor günlerimde hep sen yanımda vardın


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 14 Ekim 2021, 15:12

Geçen gün, İstanbul’da artık nesli tükenmiş birer canlı olarak nitelendirilebilecek ‘taksi’lerden birinde, Moda’nın neresi olduğunu bilmeyen bir şoförle yolculuk ediyorum. Bağdat Caddesi’ne inen sokaklardan birinin köşesinden binip de “Moda’ya lütfen” dediğimde, Cadde’ye çıkma arifesinde olan genç şoför, “Sağa mı sola mı?” diye soruyor. Şaka mı yapıyor diye hayretle dikiz aynasından suratına bakarak, “Cadde tek yön, sağa sapmak zorundasınız” diyorum, “Ha” diyor. Çiftehavuzlar civarında, “Düz mü devam ediyoruz, bir yere sapacak mıyız?” diye sorduğunda, sabrımı dizginlenmesi icap eden bir at gibi yularından çekerek sakin kalmaya çalışıyorum. “Kadıköy’e gitmenin başka yolu yok, dümdüz devam edeceksiniz” dediğimde klasik yanıt geliyor: “Ben buranın taksisi değilim, hayatımda Kadıköy’e iki kez geldim.” Söylenecek çok şey var ama kendimi yormak istemiyorum. Susuyorum. O sırada radyoda bir şarkı çalmaya başlıyor. İnsanı hemen yakalayan tuhaf bir nakarata sahip.

“Bilmem mi? Zor günlerimde hep sen yanımda vardın” diyor bir adam. Telefonumun hafızası kapağı tam kapanmamış bir blenderdan dışarı fışkıran meyveler gibi olduğundan Shazam’sız bir dünyada yaşıyorum ve merak ettiğim şarkıları ancak ve ancak yakalayabildiğim sözlerinden bazılarını Google’a yazmak suretiyle bulabiliyorum. “Zor günlerimde…” yazdığım an karşıma Sefo - Bilmem mi? yanıtı çıkıyor. Şarkıyı Spotify’dan açıp dinemeye başlıyorum. Son zamanlarda başvurulan bir sürü klişe düzenleme motifine sahip olsa da acayip akılda kalan bir şarkı bu. Garip bir çekiciliği var, üst üste defalarca dinleme isteği uyandırıyor, ki zaten Spotify’da yaklaşık 60 milyon, Youtube’da ise (klipsiz olmasına rağmen) yaklaşık 80 milyon dinlenmiş. 

“Zor günlerimde hep sen yanımda vardın…” Şarkıda sevgiliye söylenen bir söz bu. Ve yarım kalan bir ilişkide -kim sebep oldu bilinmez- bu cümle ya sitem barındırıyor ya şükran; tam anlamıyorum. Zaten çok da önemli değil. Çünkü bana şu soruyu sorduruyor: Zor günlerimde yanımda kim vardı? Ve aklıma en yakınlarım, ailem, dostlarım, sevdiklerim kadar etkili biri geliyor: Müzik. En kırgın, umutsuz, öfkeli ya da basitçe sıkkın olduğum zamanlarda bir tuşa dokunarak kulaklarıma, oradan kalbime, mideme (çünkü bazen tüm yükler orada birikir ve Rennie dışında bir ilacın o ağrıyı dindirmesi gerekir) ve ardından ruhuma nüfuz eden melodilerin ve sözlerin gücünü düşünüyorum. Bu, anlatılması o kadar zor ve yaşaması o kadar kolay ve mucizevi bir şey ki… Taksi şoförüne sinirlendim çünkü olmayacak sorular soruyordu, işini iyi yapmıyordu, bunun farkında olmayı tercih etmiyordu ve yedi aydır sürdürdüğü bu meslekte Türkiye’nin en meşhur caddelerinden birinin tek yön olduğu bilgisine sahip olmama eksikliğini giderecek ‘dersini çalışma’ eylemiyle ilgilenmiyordu. Ama o sırada radyoda bir şarkı çaldı ve taksi şoföründen yola çıkarak ülke geneline yayabileceğim ‘liyakatsizlik’ çukuruna kafa yormamı engelledi. 

Müzik, üzgün olduğum zaman gözyaşlarımı temizledi; kızgın olduğumda öfkemin başını okşayarak onu yatıştırdı, umutsuz olduğumda yeniden başlayabileceğimi hatırlattı. Baştan sona arındırdı beni. Ülkemizden sıklıkla ‘eğlence mazotu’ sayılan ve ilk kalemde gözden çıkarılan bir sanatın kimi zaman hayat kurtardığını biliyor musunuz? Hayattan vazgeçmeye karar veren insanların bazen o sırada dinledikleri bir şarkı sebebiyle tekrar hayata tutunduklarını duydunuz mu hiç? Ben duydum. İki melodi, üç söz zannedilen ‘şey’in en etkili terapist, antidepresan, yol gösterici, motivasyon koçu olduğuna şahit oldum. Bir şarkıya tutunarak en zor zamanlarını atlatan sayısız insanın hikayesini dinledim. Bazen bir konser sonrası yanıma gelip hayatlarının çok zor bir dönemini bir şarkımla el ele tutuşarak geçtiklerini anlatan dinleyicilerim oldu. Bunun sadece bana özel olmadığını, birçok müzisyenin aynı şeyi yaşadığını biliyordum. Tıpkı birçok müzisyenin bir başka müzisyenin şarkısıyla bunu başardığını bilmem gibi…

İnsanların bir şarkıyı ‘repeat’e alıp saatlerce, günlerce, haftalarca dinlediklerini, içlerindeki zehri bu şekilde akıttıklarını ya da akıtmaya çalıştıklarını biliyorum. Müziğin kudretinin indirgenmeye çalışılan yerden fersah fersah ötede olduğunu da. Biliyorum, biliyoruz. Bunu hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini de. Ne hala 24:00’te susturulması, ne aylarca yapılmasına müsaade edilmemesi, ne de ilk kalemde gözden çıkarılması bunu engelleyebilir.

Ülkede bazı şeyler sürekli olarak normalize edilmeye çalışılıyor, daha da çalışılacak. 24:00’te susan müzik, hala susmak zorunda olan müzik, bizim telefonlarımızda, bilgisayarlarımızda, yeri gelince koro halinde bir barda, olmadı kafamızda ve ruhumuzda çalmaya devam ediyor. Çünkü bazen tüm yükler biriktikçe birikiyor. Ve bir ilacın onu yatıştırması gerekiyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alev Tumer - 1 ay önce
Bam tellerime dokundun.
Avatar
S Melisa - 1 ay önce
"Müzik, üzgün olduğum zaman gözyaşlarımı temizledi; kızgın olduğumda öfkemin başını okşayarak onu yatıştırdı..." Ve bazen de "her şey normal" derken bile hıçkırarak ağlattı.