Haftalık Bağımsız Gazete 20 Ekim 2019

Yoğurtçu’ya maya çalsak?


Bağış ERTEN

Bağış ERTEN

Okunma 01 Ekim 2019, 13:31

Yıl 1985. Aylardan Ekim. Yani bundan tam 34 yıl önce. Sabaha karşı dörtte yola çıktık. Beş kişiyiz. Acele etmeliyiz. Geceden gelenler ön almıştır, daha fazla oyalanamayız. Maç öğleden sonra. Ama erken gitmek lazım. Yoksa giremeyiz maazallah, ki daha önce o da başımıza geldi. Neyse ki özel bir kapımız var. Herkesin bilmediği bir yerde, Kapalı’yla Açık tribünün arasında. Bu sayede ‘geç’ gidebiliyoruz zaten. 

Henüz hava aydınlanmamış durumda. Seyyar çaycı çay getiriyor. Yanımıza katık niyetine bisküvi falan aldık. İdare ediyoruz. Yanımda öykü kitabı var, Sait Faik: “Az Şekerli.”  Hava aydınlansa da okusak. Aklı evvel biri oyun üretiyor. Ortalıktaki çöpleri toplayıp çöp kutusuna basket atıyoruz. Herkes katılıyor bize. Turnuva falan yapıyoruz. Ortalıkta tek çöp kalmayana dek atıyoruz. Ortalık pırıl pırıl. Fikri bulanın gözü Japon çizgi filmlerindeki kötü adamlar gibi ‘çinnnn’ diye parlıyor. Sonradan anlıyoruz. Amacı başka. Stada saat 11 gibi girdiğimizde de bu sefer koridorlarda çer çöp topluyor, atıyor aynı tip. Bu ne ya, demiyoruz; hepimiz gaza geliyoruz. Maç saatine dek her yeri tertemiz ediyoruz. Derbiyi beklerken bundan daha güzel oyalanma olur mu?

Yukarıdaki anının yarısı yalan. Maça gittik, çay içtik, bisküvi yedik, öykü okuduk. Ama çöpleri hiç toplamadık. Tersine ne bulduysak attık ortalığa. Bira şişelerinden, plastik poşetlerden geçilmezdi ortalık. Hatta gecelemeden kalanlar oraya buraya işerdi de. Stada girene dek bu rezillik sürerdi. 

İçeride de durum farksız olurdu. Koltuklar kir pas içindeydi. Yanımızda gazete kağıdı götürürdük ki, oturduğumuzda pislenmeyelim. O gazete kağıtlarını kimse toplamazdı. En iyi ihtimalle her taraf çekirdek kabuklarına teslim olurdu saatler içerisinde. Tuvaletler deseniz zorunda kalmadıkça gitmezdiniz. Tutmak daha iyiydi belki de...

Sonra devir değişti biliyorsunuz. Statlar yenilendi. Maçlara gidenler farklılaştı. Tüm sistem renove edildi. Artık maça birkaç dakika kala girebiliyorsunuz. Stadyumlar neredeyse pırıl pırıl. Tuvaletler parlıyor, koridorlar mis gibi. 

Peki ya stat çevresi?.. Yaşadığımız ilçe üzerinden, Kadıköy’den bakalım oraya. Bir Fenerbahçe maçı sonrası hiç Yoğurtçu Parkı’nı gördünüz mü? O güzelim park neredeyse enkaz yerine dönüyor. Hani o 1980’lerde anlattığım tablo var ya, o yeniden canlanıyor. Stat çevresinde ne varsa aynı durumda.

Baştaki uydurma çöp toplama işine geri dönelim şimdi. Yalanı gerçekleştirmek için çağrıda bulunalım. Daha yeni iklim grevi haftasını geride bıraktık. Bienal’in bu seneki teması da benzer. Yeryüzünü mahvediyoruz ve buna bir dur dememiz lazım. O yalandaki gibi bir insana, hatta o tür bir insanlığa hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Yeryüzüne bıraktığımız karbon ayak izinin koyulaştığı yer spor olayları olmasın lütfen. En gevşek ve en hoyrat halimizle orada yer almayalım. Çünkü bu perişanlığın nedeni olan insanlar muhtemelen normal zamanlarda bu konuya son derece duyarlı. Ama söz konusu futbol çılgınlığı olduğunda her şeyi unutuyoruz. 

Şöyle bir önerim var. 15 günde bir maç olduğunda Kadıköy’ün hayatı zorlaşıyor ya... Trafik, gürültü, kalabalık artıyor ya... Ve bunları değiştirmek neredeyse imkânsız ya... O zaman karşılığında bir şey isteyelim Fenerbahçe ve Fenerbahçelilerden. Hiç değilse ortalığı temizlemeyi misyon edinsinler. Japon taraftarlar gibi bu konuda herkese örnek olsunlar. En azından kazandıklarında yapsınlar bunu. Adak niyetine… Kaybettiklerinde de belediye devreye girsin. Teselli niyetine…

Çok mu zor? Yoğurtçu’ya maya çalsak… Ya tutarsa?..

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.