Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2017

Yedi kardeşe bir distopya


Ugur VARDAN

Ugur VARDAN

Okunma 08 Eylül 2017, 08:20

Hatırlanacağı gibi yakın bir zaman önce gösterime giren ve sanat üzerine derinlikli ve eğlenceli bir kolaj olan ‘Manifesto’da Cate Blanchet tam 13 ayrı karaktere hayat veriyordu. Halen vizyon turunu sürdüren ‘Yedinci Hayat’ta (‘What Happened to Monday’) ise Noomi Rapace benzer bir performans sergiliyor ve yedi karakteri canlandırıyor. İsveçli oyuncunun, Avustralyalı ‘Diva’dan bir başka farkı da şu; perdeye taşıdığı kişiler yedi kardeş, daha doğru bir ifadeyle ‘Yedizler’.

Ülkesi Norveç’te kimi dikkat çekici işlere imza attıktan sonra Hollywood’un yolunu tutan ve burada Grimm Kardeşler’in derlediği ünlü masallardan ‘Hansel ve Gretel’i farklı bir kimlikle karşımıza getiren ‘Cadı Avcıları’na imza atan Tommy Wirkola’nın imzasını taşıyan ‘Yedinci Hayat’, en azından kâğıt üzerinde kulak kabartmaya değer bir distopik çalışma. Yakın bir gelecekte geçen filmin öyküsünün ana hatları şöyle: Giderek artan nüfus kıt kaynakların kullanılmasında sorun yaratmaktadır. Bu duruma çözüm getirmek isteyen yetkililer, Dr. Nicolette Cayman’ın önerisiyle her ailenin ancak bir çocuk sahibi olmasını kararlaştırır. Doğum sırasında hayatını kaybeden Karen Settman adlı bir kadın geride yedizlerini bırakır. Babası Terrence ise çocukları alır ve onları illegal yollardan büyütür. Minikler için evleri, eğitim ve gizlenme alanıdır. Büyürler ve sisteme dahil olurken de tek bir kimliği, annelerin ismi Karen Settman’ı kullanırlar. Dedelerinin haftanın yedi gününün ismini verdiği kızlardan Pazartesi, bir gün işten dönmez ve…

‘Yedinci Hayat’ iyi başlıyor, filmin ilk bölümü fikri ve uygulama açısından gayet çekici. Ve fakat öykü ilerledikçe başka yollara sapıyor ve bu tercihlerin sonunda karşımıza bildik kapılar çıkıyor. Anlamsız bir olay örgüsü, sistemin sadık koruyucuları, kardeşler arasındaki çatlak ve en önemlisi aksiyona yüklenen bir anlayış... Sonuçta Wirkola imzalı yapım iyi başlayıp sonunu getiremeyen filmlerden biri olmuş.   

Noomi Napace bazı kardeşlerde gayet başarılıyken bazılarında karikatürize bir portre çizmiş. Dede’de Willem Dafoe gayet iyi, öykünün kötüsü Dr. Cayman’da ise Glenn Close, yakın bir zaman önce izlediğimiz ‘The Girl with All The Gifts’deki karakterine benzer bir portreyle karşımıza gelmiş.

Bu haftanın yenilerinden ‘Barry Seal: Kaçakçı’ (‘American Made’) ise gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilmiş bir yapım. Doug Liman’ın yönettiği filmde bir yolcu uçağı pilotuyken CIA adına çalışan ve Amerika’nın arka bahçesindeki demokratik uyanışa ket vurmak üzere ortalığı karıştıran hamlelerle yardımcı olan Barry Seal’in hayatı anlatıyor. Tom Cruise’ün sürüklediği çalışmada 70’ler sonu ve 80’lerin bir bölümü retro bir tarzda karşımıza gelirken Amerikan sisteminin her daim kirli işlerini yaptıracak birilerini bulmasının altı da çiziliyor. Seal, kendisine verilen görevi yerine getirirken kimi açıklardan da yararlanıyor ve o dönem henüz yolunun başında olan Pablo Escobar ve iki ortağıyla birlikte kokain transferi işine de giriyor ve kısa zamanda koca bir servetin sahibi oluyor. Ama böylesi mutlu bir rüyanın kâbusa dönme ihtimali çok geçmeden kendini hatırlatıyor. ‘Barry Seal: Kaçakçı’, iyi anlatılmış ve politik dokundurmaları olan bir film ama yine de ortalamanın üzerine çıktığını söylemek zor.

Puan Cetveli

Barry Seal: Kaçakçı ........................... 3

Yedinci Hayat .................................... 2.5

İlk Kurşun .......................................... 2

Emoji Filmi ........................................ 2.5

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.