Haftalık Bağımsız Gazete 21 Eylül 2017

Yazın spor olmaz!


Bağış ERTEN

Bağış ERTEN

Okunma 14 Temmuz 2017, 11:10

İlk defa Münih’e gidişim travma gibiydi. Baharın fışkırdığı bir dönemde, havaalanından şehir merkezine dek yeşilin binbir çeşidinin eşlik ettiği bir araba yolculuğu ve mis kokular… Sonra yol bizi bir ormanın yanından götürdü. Orman bitmedi ama yol bitti. “Geldik” dediler. Adına İngiliz Bahçesi (evet bahçe) dedikleri ‘o orman’ tam 3,7 kilometrekare! Şehir parktan geçilmiyor zaten. Bir tanesinde (Eisbach) insanlar dağdan gelen coşkun su kaynağı üzerinde sörf yapıyor!

Geçenlerde ‘factslide’ diye bir yer (bizde web sitelerinin yaptığı foto galerilere benzeyen ama bilgi veren bir yer) bahsediyordu. Londra’nın yüzde 60’ı yeşil alanmış. Bizimki gibi ‘sonradan yerleştirme, maki benzeri yeşillik’ değil, bildiğiniz parklardan bahsediyorum. Neredeyse 9 milyonluk bir şehirde binadan çok ağaç var yani! Berlin de bu iki şehirden geri kalmıyor. İddiaları o ki, şehir içi kullanılabilir yeşil alan yoğunluğu Münih’ten de, Londra’dan da fazlaymış. Daha bunun İskandinav ülkeleri var, Kanadası var…

Tüm bunları neden anlatıyorum. Yaz bastırdı, nefes almak zorlaştı, sıcaktan köşe bucak kaçma hissiyatı salgın hastalık gibi yaygınlaşıyor. Böyle bir havada insanlara ‘spor yapın’ demek pek akla yatkın değil. En ferahfezası yürüyüş ya da bisiklet bile çekilmez hale gelebiliyor. Geriye bir tek ‘klimatize’ spor salonları kalıyor. Ama onların da ne kadar sağlıklı olduğundan emin değilim. Hele de benim gibi klima sevmez biriyseniz.

Bu durumda insanın aklına sadece parklar geliyor. Kadıköy bu açıdan en şanslı yerlerden. 2-3 kilometrelik bir yürüme mesafesinde hem Fenerbahçe, hem Kalamış, hem Yoğurtçu hem de Moda Sahil var. Biraz ileride Göztepe’si, Caddebostan sahili de cabası. Bu talan edilmekte olan şehir kültürümüzde bulunmaz bir nimet. Biliyorsunuz son bir istatistiğe göre İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan 1 metrekare. Yani mezarımız bile yeşil kalamayacak durumda. Vaziyet bu kadar vahimken Kadıköy parıl parıl parlıyor.

Ama onlara da göz dikenler var. Şehir merkezindeki belki de en büyük park olan Maçka Parkı’nı metro bahanesiyle yok etmeye çalışanların bir gözleri de tabii ki Kadıköy’dedir. Kurbağalıdere’yi ıslah çalışmaları kapsamında dere kenarına yığılan koca beton borular orada tüm çirkinliğiyle aylardır duruyor. Üstüne Moda sahilinin bir bölümü de aynı bahaneyle çitle kapandı ki yürünemesin. Neyse ki sivil itaatsizlik pek umursamıyor bu durumu da, bahar-yaz akşamları şenleniyor.

Bütün bu parklarda biliyorsunuz fitness aletleri var. Hepsi, toplumun değişik yaş ve kesimlerinden her mevsimde rağbet görüyor. İyi de oluyor, çünkü sporun yapılmadan yaygınlaşmasına imkân yok. Koşu, bisiklet, fitness olanakları şehrin sokaklarını daha çok sardıkça spor kültürü de o kadar gelişiyor. Meşhur bilgisayar oyunu simcity gibi aslında. Bir kere yapıyorsunuz, ondan sonrası kendiliğinden gelişiyor.

Demem o ki, bu kara sıcaklarda, bu çöl nemlerinde insanı rahatlatacak tek yer var: Bir ağaç gölgesi. Onu da size çok görenlere inat parklara hücum etmek lazım. Spor yapmak her zaman şart değil. Ama oksijen her zaman şart.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.