Haftalık Bağımsız Gazete 27 Kasım 2021

Dört Yanımız Kitap: Kadıköy'e kitap yakışır!

Kadıköy Belediyesi’nin ortaklarından olduğu, T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı tarafından yürütülmekte olan Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı kapsamında hibe almaya hak kazanan, Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından kurulan OKUYAY Platformu’nun hazırladığı Dört Yanımız Kitap’ta yazarlar eşliğinde Kadıköy kitapçılarını, Kadıköy sahaflarını ziyaret etmeye devam ediyoruz. Kültür dünyamıza katkıları, şekillendirdikleri okurlar, müthiş tesadüfler, unutulmaz karşılaşmalar, kitaplarla geçen yıllar... Odağımız kitapçı ve sahaflar, pusulamız kitaplar, bu hafta konuklarımız Kediköy Sahaf’tan Simin Şahin ve yazar, avukat Pınar Sönmez

Dört Yanımız Kitap: Kadıköy'e kitap yakışır!
GazeteKadıköy

“Kadıköy’e kitap yakışır!”

İsmini Kadıköy ruhuyla özdeşleşen kedilerden alıyor. Galerium İş Merkezi’nin dördüncü katında Özgür Çakır ve Simin Şahin tarafından kurulan Kediköy Sahaf, geniş arşivi ile okurların uğrak noktalarından. Bu hafta Kediköy Sahaf’ın, Simin Şahin’in konuğuyuz.

Nazlı Berivan AK

- Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim, Kediköy Sahaf’ın hikâyesini dinlemek için sabırsızlanıyorum.

Hoş geldiniz. Ortağım Özgür ile 25 yıllık bir dostluğumuz var. Aynı üniversitede okuduk, İstanbul Üniversitesi İşletme’liyiz ikimiz de. Yollarımız bir dönem ayrıldı, devamında tekrar buluştuk. İkimizin de işsizlik dönemiydi. Üretmek istiyorduk, ne yapabiliriz sorusunun peşindeydik. O sıralar sıfır kitaplarla ilgili bir site kurmuştum ben. Bir süre sonra kapattım ama elimde kitaplar vardı, babamdan kalan kitaplarım da vardı. Özgür’ün de çok sayıda kitabı vardı elinde. Kitap satalım dedik sonunda. Evden bir denedik, sonra cebimizde beş kuruş olmadan burayı bulduk. Raf yoktu, raflar arkadaşlardan geldi, dayanışmayla ayaklandırdık dükkânı, 2016’ydı yıl. Sonra biraz para kazanmaya başladık ve kitap alır duruma geldik. 2018 krizine kadar evimize para götürüyorduk, dükkânı da borçsuz döndürüyorduk doğrusu. Siyasi gelişmeler, krizler, pandemi derken zorlu bir döneme girdik herkes gibi. Çok emek verdik, çok seviyoruz bu işi. İnsanlarla iletişimimiz, kitaplarla ilişkimiz devam etsin istiyoruz. Direniyoruz kısacası.

- Sahaf festivallerinde de görüyoruz sizi.

Evet, festivaller destek oluyor ancak pandemi tüm festivalleri olumsuz etkiledi. Sahaflar Derneği başkanı Ümit Nar çok uğraştı, uğraşıyor. Maltepe, Kadıköy, pandemi engel olmasa Beşiktaş, Üsküdar vardı festival planları arasında.

- Genelde sokak aralarında, düz ayak yerlerde kitapçıları, sahafları görüyoruz. Kediköy Sahaf ise bir iş merkezinin dördüncü katında.

İmkansızlıklardan buradayız. Düz ayak bir yere çıkmak hedefimiz. Ancak şimdilik burada devam edeceğiz gibi görünüyor.

- Kediköy’ün müdavimleri de oluşmuş kısa sürede.  

Müdavimlerimiz oluştu zaman içerisinde evet. Samsun’dan, Beylikdüzü’nden, Tuzla’dan, Kayseri’den gelen okurlarımız var. Dostluk ilişkisine dönüştü ilişkimiz elbette zamanla. Hep beraber oturur, kahvemizi içeriz, sohbet ederiz dükkânda. Gelen müşteri de sohbete katılır. Buranın böyle biraraya getirme özelliği var. Daha çok akademisyen ve öğrenci kesim uğrar. Nadir kitap arayanlar sık sık kapımızı çalar.

- Farklı dönemlerin farklı kitap furyaları oluyor, size ne ölçüde yansıyor bu durum?

Furyalar oluyor. Eski Varlık Yayınları kitapları, plak gibi çok ilgisini çekiyordu insanların bir dönem. Birkaç ay devam ediyor bu modalar, sonra sönüyor. İyi kitap ise, özellikle konu felsefe, tarih ise, eski basım ya da değil hep soruluyor. Bu yıl çok sorulanlarda Carl Sagan, Irvin Yalom, Freud öne çıktı. Felsefe okuyanlar konularına dair her kitaba ilgi gösteriyorlar. Klasikler çok talep görmüyor bu aralar. Baskısı tükenmiş az bulunan kitaplar daha çok soruluyor.

- Kitaplık toplayan sahaflar zaman içinde kitaplar arasında şaşırtıcı mektup ve kartpostallar bulduklarından söz etti önceki röportajlarımızda. Sizin böyle bir anınız var mı, merak ediyorum.

Çok oldu ama herhalde en unutulmazı kitap arasından çıkan kurutulmuş kurbağaydı!

- Röportaj serimizin en çok ilgi çeken sorusuna geldi sıra... Kediköy’e gelen okura ne önerir, hangi kitapları özellikle raftan indirirsiniz?

Rus edebiyatı, Güney Amerika edebiyatı benim en çok tercih ettiklerim. Rus edebiyatında klasiklere daha düşkünüm ama Türkiye'de çok bilinmeyen, çevirileri yeni yeni yapılmaya başlanan Rus yazarlar var, onları keşfetmelerini tavsiye ederdim. Onun dışında, Marquez, Fuentes, Calvino, Füruzan, Tanpınar, Suat Derviş, Mişima, Cortazar gibi yazarları her zaman kendim de sevdiğim için tavsiye ederim okurlara. Ortağım Özgür’ün Yükşehir adlı öykü kitabını da tavsiye ediyorum.

- Neden kitapları bağımsız kitabevlerinden, sahaflardan almalıyız sizce?

Buraya giren kitap bir noktada kimlik kazanıyor. Biri telefon ediyor, şu kitap var mı diyor ve ben 17 bin kitabım arasında o kitabın olup olmadığını biliyorum. Çünkü her bir kitapla bir bağ kurmuş durumdayım. Zincir kitapçılarda ise daha çok meta statüsünde kitap. Satılan şey herhangi bir mağazadaki gibi herhangi bir ürün. Bizlerse kitap ile duygusal bir bağ kuruyoruz. Her kitapla ilgili bir şey bilmek istiyoruz, okura anlatabilmek, anlatmadan da kendimiz öğrenmek istiyoruz. Kadıköy bu işin yapılabileceği en güzel yer bence. 40 yıllık Kadıköylüyüm. Burada doğdum, büyüdüm. İnsanların her zaman kitaba karşı ilgisi, sevgisi, saygısı vardır. Gustosu vardır deyim yerindeyse. Kadıköy’e kitap yakışıyor. Başka bir yerde yapmak istemezdim bu işi doğrusu.

***

“Bağımsız kitapçılar âlâ bir adadır, kimliktir, çağrıdır.”

Kadıköy kitapçı ve sahaflarını bu hafta yazar ve avukat Pınar Sönmez ile turladık, yol boyunca karşılaştığımız, selamlaştığımız, raflarını eşelediğimiz kültür adacıklarında nefeslenirken okurunu yaratan, okuruyla yaşayan kişisel tarihimizin kitabevlerini andık.

- Bağımsız kitapçının okurluk ve yazarlık dünyandaki karşılığını merak ediyorum.

“Latincede keşfetmenin ve bulmanın karşılığı aynıdır,” bilgisini vurguluyor Borges, Buenos Aires konuşmalarında. Bağımsız kitapçının bendeki duygusu işte bu: Keşif. Borges’in bellek kitaplığından bağımsız kitapçılara… Üniversitedeyken Tepebaşı Tüyap’ta Can Yayınları standında Erdal Öz’ün değerli hatrıyla çalışırdım. Teyzem Nurten Sönmezcan Can Yayınları’nın bağımsız yirmi yıllık düzeltmeniydi. Yayınevindeki her kitabı bilirdim. On gün çepeçevre kitapla, yazın kainatıyla dolu dolu yaşarken aldığım keyifli doygunluk neyse, bağımsız kitapçıdaki yalın sevinç de odur benim için. Ursula K. Leguin’e soruyorlar: “Nasıl yaratıyorsunuz dünyaları?” “Yaratmıyorum, buluyorum,” diyor. Yazmak ya da okumak, yepyeni bir kitap bulmanın ayak basılmadık bir ormana girmekle eşdeğer hissi. Bilmediğim, gezmek için sabırsızlandığım bir soluk, yeni kitap. İşte bağımsız kitapçının bende uyandırdığı kitabı fark etme, merak ve kavuşma diyarı. Seçilmiş kitaplar olmaları güçlü bir filtreden geçmeleri demek. Belki hukukçu deyimiyle “hayatın olağan akışı”nda hiç aklıma gelmeyecek bir kitapla karşılaşmak gerçek bir heyecan.

- Kadıköy kitapçılarının hem okurluğunda, hem de yazarlık serüveninde özel bir yerde olduğunu vurguluyorsun hep.

Doğru. Kaybolduğunuzda kendi dünyanızı bulursunuz, bu nedenle isterim ki kaybolun Kadıköy kitapçılarında. Konda’nın Bağımsız Kitabevleri Araştırma Raporu’nda da kimi bağımsız kitapçıların sahaflıktan geldiği belirtiliyor. Kadıköy deyince Mephisto’ya, İmge’ye, istediği kadar hukuk kitabevi olsun Legal’e, vakti zamanının Penguen’ine, Moda Sineması’nın alt katına, adım adım sahaflara ve tüm bu kitapçılardaki coşkulu mutluluğuma sevgiyle ulaşıyorum. Sonra bakıyorum, ilk öykü kitabımda yer alan Bregovic’in Sırım Gibi Bacakları’nın bir sahnesi tam burada geçiyor: “Fakülte Kadıköy’e yakın olduğundan bu labirentvari semtin her yerini biliyorum. Onu yolun sonundaki pasajın alt katına götürmek en iyisi…” “İşte bunu görmelisin sevgili okur,” dediği için var o kitapçı. Benimle aynı yörüngede olduğu için, ilgimi bildiği ve bu ilgiyi körüklediği için bana katkı sağlıyor. Kadıköy’e ısrarla yakıştırdığım labirent vurgusunun köşebaşları kitapçılar. Kitaplarımın arasında kaybolup kendini bulmanın mecrası, macerası.

- Okuma kültürünün define adaları olarak nitelendiriyorsun kitapçıları, sahafları.

Elbette. Okuma kültürünün define adaları denilebilecek kitapçılarda okurla buluşmaların daha çok olması arzu edilir. Yüz yüzelik, sohbet, hem yazarı hem okuru besleyebilir. Okuma ve yazma isteğini körükler. Zihnin canlılığıdır. Bu sene, Aras Yayıncılık’ın salonunda Yazım Kılavuzu’nun düzenlediği, Aşk, Yaratıcılık ve Yasa odağında sevgili Şeniz Baş ve Pınar Akseki ile yaptığımız söyleşi de sımsıcaktı, verimliydi. Söz konusu söyleşide belirttiğim mevzu bağımsız kitapçılar için de geçerli, kültür sanatta vergi oranlarının düşürülmesi hakkaniyet gereğidir ve kültür politikamızın parçası olmalıdır. Hele pandemide… Aşk, Yaratıcılık ve Yasa’da detaylarıyla anlatıyorum sanatta vergi hususunu. Ayrıca, kitapçının kendi anlayışına göre düzenlediği ortadaki masaları severim. Tünel’deki Robinson’un seçtikleriyle başladı bu zihin zevki. Şimdi ofisimin hemen yanındaki Pandora’da da masa etkili, doğal bir pusula olabiliyor. Sadece yeni çıkanlar ve bir görünüp bir kaybolacak kitaplar değil, orada beni bekleyen kitabı bulmaktır bu. Tanım da önemli. Bağımsız kitapçılığın bir özelliği kendi seçkileriyse çalışan diyaloglarının bende bıraktığı izlenim ve kitaplığıma katkısı da övgüye değer. Tünel Kırmızı Kedi’nin çalışanıyla dakikalarca konuşmalarımız, onun sayesinde bulduğum kitapları da hatırlamalıyım bu adada. YKY istediği kadar bir bankanın kitabevi olsun, kaç kitabı keşfetmişimdir Taksim’deki mimari anlayış da taşıyan binalarında. Nişantaşı ve Kadıköy İş Kültür’de “ben yeni okudum, harika,” diyen kaç kişiyle buluşmuşumdur. Okura bir hitap biçimidir kitapçılık bu durumda. Ya seçkisiyle, ya iyi okur çalışanının önerisiyle, ya yalın varoluşuyla… İşte Salt Beyoğlu’ndaki yerinde, kitap tabiatında estetik ruhuyla robinsoncrusoe389…

- Bir de önerin var, okurlarımızla paylaş isterim. 

Sesli düşünelim, nasıl eczane için E bir işaretse, bağımsız kitapçılar için de K gibi bir işaret uygulansa kimlikleri pekişecek ve okuma adaları dikkat çekecek, büyüyecek. Hoş olmaz mı? Geçtiğimiz günlerde bulunduğum Bozcaada’daki hayatın müziği erişti yanıma. Bağların yanından geçerken aldığım taze havanın diriliği. Bana ada özgürlüğünü çağrıştıran sevgili bağımsız kitapçıların şehirle armonisi şahane bir birikim. Böyle! Bağımsız kitapçılar âlâ bir adadır, kimliktir, çağrıdır.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.