Haftalık Bağımsız Gazete 17 Ocak 2022

Yavaştan avatarlarınızı hazırlayın!


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 06 Ocak 2022, 15:27

[email protected]

2022 nasıl bir yıl olacağını daha sabahında belli etti; ki o sebepten olsa gerek (üç boyutlu kendi oluşturduğumuz kimliğimizle gezdiğimiz ve ilk kez 1994’te Neil Stephenson’un romanında bahsettiği) Metaverse evreninde satışlar daha da hızlanmış. İstatistikler, Türkiye’de satılan 20 bin civarı parselin, 11 binden fazlasının İstanbul’da olduğu… Mesela; Nişantaşı’nda bir parsel sanal arazi satın almak isterseniz 8 OVR (yaklaşık 250 TL.), Bağcılar’da ise yaklaşık 4 OVR (yaklaşık 125 TL.) ödemeniz gerekiyormuş. Ama Metaverse ya da sanal evrende, arazi satışlarının birincisi yine Moda semti olmuş; öyle ki sahilde boş yer kalmamış. (Es notu: Dünyada hizmet veren tek Metaverse satıcısı sadece OVR değil. Piyasada sanal evrenler oluşturan çok sayıda, bağımsız platformlar var.) Bu sırada, Tesla ve SpaceX CEO’su Elon Musk’tan “Neuralink daha iyi” gibi alaycı bir Metaverse açıklaması geldi (ki kendisi buralarda uzun vadede bir gelecek görmediğini, yeni iletişim çağının kafalara takılacak cipler olduğunu söylüyor) ama satışlar yine de durulmadı. Hatta Metaverse’in İstanbul sahasında 2022 yılbaşı partisi bile verildi. (ABD’nin Times Meydanı’nda ise Paris Hilton’lu MetaFest 2022 partisi vardı. Slogan basit; “Avatar’ını seç 2022’ye geç!”) 

Hoş, yeni zamlardan sonra Metaverse’in sanal arsalarından almak da hiç mümkün değil gibi ama yavaştan avatarlarımızı hazırlamakta fayda var sanki! Dijital dünyada avatarlı ahvalimizle yaşamak uzak değil, önümüzdeki aylarda adını çokça duyacağız; belli ki 4.5 milyar yıl yaşındaki dünyanın suretinden sıkılanlar olmuş; ama şimdi gelin, henüz avatar ol(a)mamışken, ucundan da olsa hemen önceki yansımamızda eleji yüklü fonumuzu nefeslendirelim: Moses Boyd... Geleneklere bağlı olmayan yeni nesil, yetenekli caz müzisyenlerini temsil ediyor kendisi. 91 doğumlu, İngiliz caz davulcusu, besteci, plak yapımcısı ve radyo sunucusu Boyd’un ilk solo stüdyo albümü “Dark Matter”, 2020’de Mercury Prize’a aday gösterildi. Şimdi ricam, yamacınıza düşen tüm fanilik ve beşeri mesainizi beş dakika da olsa es geçip, “Moses Boyd’s Exodus - Boiler Room In Stereo” performansını açmanız youtube’dan! Gelelim bu haftanın ortaya karışık bendeki nevaleliklerine…

Madem girizgâhımızı Metaverse evreninden verdik, o vakit incesinden de bir okumayla masamızı doldurmanın yeridir. Amerikalı siyaset teorisyeni ve Siyaset Bilimi Profesörü Jodi Dean, (Minotor Kitap / Ali Karatay çevirisi) “Yoldaş - Siyasi Aidiyet Üzerine Bir Deneme” adlı kitabında şöyle der: “İletişim teknolojileri kapitalizmi kabul edilebilir, heyecan verici ve şirin hale getirdi; eleştiri yöneltenleri teknolojiden ürken örümcek kafalılar durumuna düşürme yoluyla, kapitalizmi eleştiriden bağışık konuma yükseltti” ve ekler: “Yaygın kişisel iletişim medyası aktifliğimizi pasifliğe dönüştürür, tutsak alır ve kapitalizmin hizmetine sokar. Öfkeli, dolu, bir şey yapmaya can atar halimizle, veriler arar, sorular yöneltir ve taleplerde bulunuruz. Oysa harekete geçmek için gerek duyduğumuz enformasyon sürekli erişim alanımızın dışında görünür; yanlış anladığımız ya da bilmediğimiz bir şey her zaman vardır.” Mevzu derin, buraya uzun bir es veyahut düşünce patlangacı iyi gider gibi!

Bu haftanın seyirliğinde; Aralık’ta prömiyerini yapan, yapımcılığını Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment’ın üstlendiği, (İskoçya Kraliyet Konservatuvarı’nda aktör olarak eğitim alırken, rotasını oyun yazarlığına çeviren) İrlandalı yazar Meghan Tyler’ın, İngiliz kâşif, doğa bilimci ve yazar Steve Backshall’ın (Yeni Gine Adası’nın güneyindeki köylerde yaşayan Asmat kabilesinin timsahlar hakkındaki özel efsanelerini anlattığı) belgeseli “Downthe Mighty River”dan etkilenerek kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda (Talimhane Tiyatrosu ve İstanbul Şehir Tiyatroları’ndaki işlerinden bildiğimiz) Mehmet Ergen’in bulunduğu, ilk olarak 2019’da Edinburgh Fringe Tiyatro Festivali’nde sahnelenen, ödüllü oyun “Timsah Ateşi” var… 

Yönetmen Ergen’in dillendirdiği üzere, karşımızdaki: “Sıra dışı, sürprizlerle dolu bir oyun…” Yıl 1989, Kuzey İrlanda’dayız. Bir çiftlik evinin camı kırılır ve kıran (Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını savunan) IRA gönüllüsü (cezaevinden yeni çıkan) Fianna Devlin içeri girer. Fianna’yı isteksiz, hatta mecburi karşılayansa (mutfak önlüğünde dahi İsa’nın resmi olan) dindar abla Alannah’dır. Bu aile buluşması aslında 8 yıldır görüşmeyen kardeşlerin hem yüzleşmesi hem de hesaplaşmasıdır. Zeynep Anacan’ın Türkçeye çevirdiği, Merve Yörük’ün dekor, Richard Williamson’un ışık, Gül Sağer’in kostüm tasarımlarını üstlendiği, adeta bir düdüklü tencere misali olay örgüsü açıldıkça karakterlerin ve hikâyenin patlamasına şahit olduğumuz, bu sürreal, grotesk kara – komedinin oyuncuları ise; (‘Sessizlik’, ‘Ev’vel Zaman’ ve ‘Fotoğraf 51’deki oyunculuklarıyla temizinden belleğe aldığım) Funda Eryiğit, (ilk kez sahne huzurunda olan) Hazar Ergüçlü, (baba) Kubilay Tunçer ve (asker) Okan Demirok. 

Yazarın, feminist bakış açısının metnin bütününde, iki kız kardeşten bize sesleniş halini sevdim. Yaşadığımız T.C. coğrafyasının, dünyanın Kuzey’inde bir kasabasında aynı örgünün bir başka hal fotoğrafı gibiydi anlatılan; erk’in nidasının ve öğütücü baskısının aile kavramı içinde; evde baba, yaşamda/sokakta ordu, toplumda ise karşılığının din olduğunun altını, kendi meşrebinde iyi çizen bir oyun, nazarımda (Ridley Scott imzalı, 1991 yapımı) “Thelma ve Louise” filmine de selam çakmış adeta! Yönetmen Ergen’in sahneleme ve yorumlama biçimini ise ‘dağınık’ ve ‘mesaj kaygılı’ buldum. (İç ses notu: ‘Yastık Adam’, ‘Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi’ ve ‘Bir Halk Düşmanı’ gibi oyunlarıyla her daim beklentimi yükselten işlere imza atan ve ‘sanat algısını’ sahnede seyredalmaktan mesut olduğum Ergen’e bu yorumlayışı ‘olduramadım’ diyelim. Ayrıca, -üstat sizsiniz tabii de- finale, orijinalinde de olan (es notu: efsanede, timsahların kötü insanların reenkarnasyonu olduğu düşünülüyor ve topluluğu tehdit ettiğinde de, geleneksel ritüel onları avlayıp pişiriyorlar) o timsah (olabilirdi ama) o şekilde ol(a)mamıştı Hocam.)

Benim gibi ‘yılları, tiyatro seyirciliği mesaisinde geçenler’ için bu anlatımı, -naçizane fikrim- tiyatro cephesinde konumlandıramadım; hatta bir süre sonra detaylarda semantik doygunluk hasıl oldu o derece! Ama bu performansı, Zorlu PSM ve bu türevindeki mekânların seyircisi için yapıyoruz diyorsanız da cümlem bitti burada; zira haddim değil diyerek, içime kaçıp uzaklaşırım! Fakat benim ikinci sahnelenişinde oyunu seyrettiğimi es geçmeyiniz lütfen! Belki de birkaç sahneleme sonrası, bu ‘dağınık’ veyahut ‘mesaj’ hali, metinde ve oyunculuklarda kıvamında bir kaynaşma yaratıp, akışta seyri bozmayacak ve bitişte de meramına ulaşabilir olup, benim gibi kendi halinde, sade bir seyirciye bile geçebilecek! 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.