Haftalık Bağımsız Gazete 20 Temmuz 2017

Şehrin ortasında bir “ekmekçi”

Film ve reklam setlerinde uzun yıllar dekor tasarımı yapan heykeltıraş Murat Demirtaş, kimyasal malzemeler kullanıldığı için bu işini bırakarak yaklaşık 4 yıldır ev usulü ekmek yapıyor

Şehrin ortasında bir “ekmekçi”
Erhan DEMİRTAŞ

Sağlıklı yaşam ve sağlıklı ürünlerin tüketilmesi konusu her geçen gün daha tartışılır hale geliyor. Yediğimiz ürünler organik mi, kimyasal madde içeriyor mu, genetiği değiştirilmiş mi? Şehrin koşturmacısında yiyip içtiklerimizi kontrol edemesek de bu sorular aklımızın bir köşesinde duruyor. Sofralardan her öğün eksik olmayan ekmek ise bunların başında geliyor. Beyaz ekmek, mayalı ekmek, tam buğdaylı ekmek…

Türkiye Fırıncılar Konfederasyonu’nun paylaştığı rakamlara göre Türkiye’de her gün 6 milyon ekmek israf ediliyor. Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu Murat Demirtaş, kendi elleriyle yaptığı ekmek ile tek başına da olsa bu israfa karşı çıkıyor. 2013 yılında maya takasından aldığı ekşi maya ile ekmek yapmaya başlayan Demirtaş, ilk denemelerinde başarısız olsa da hiçbir ekmeği çöpe atmamış. “İçinde ne olduğunu bildiğim için ekmeği tükettik” diyen Demirtaş, yaklaşık 4 yıldır kendi ekmeğini kendi yapıyor.

“İÇİNE NE KOYDUĞUMUZU BİLİYORUZ”

Kadıköy’de bir kafede ekmek pişiren Murat Demirtaş’tan hem kendisinin hem de ekmeğinin hikâyesini dinledik. 5 yıl önce çocuğunun doğmasıyla oğluna kendi bakmaya karar veren Demirtaş, kendi deyimiyle ‘ev beyi’ olmayı tercih etmiş. Demirtaş, evde çocuk bakarken diğer yandan da sosyal medyada ‘Fırınımdan Ekmekler’ sayfası açarak oradan aldığı siparişlerle ekmek yapıp satmaya başlamış. Kendisini “Özüne kıymadan, insanlığının en saf halini yaşamaya çalışan her türlü hırstan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışan biriyim” diye tanımlayan Demirtaş, ekmek yapma sürecini şöyle anlatıyor: “2010 yılına kadar film ve reklam dekor ekiplerinde çalıştım. Hem düzensiz, hem de oldukça fazla kimyasal malzemeler kullanılıyordu. Koşulları çok zorlayıcı olabiliyordu. Tek keyifli tarafı sevdiğim ekip arkadaşlarıyla çalışmaktı. 2010-2013 arasında bir kafe işlettik. Aynı zamanda film setlerinde de çalıştım. Kentsel dönüşüm sebebi ile kafemizin bulunduğu binaya yıkılma kararı çıktı ve biz de yatırımımızı kaybettik. 3 yaşındaki oğlumun evdeki bakımını üstlenmeye karar verdim. Gıda güvenilirliği konusuna o zamanlarda odaklandık. Evdeki temizlik maddeleri ve eve giren gıda ürünlerine daha çok dikkat etmeye başladık. En temelinden ekmeğimizi yapmaya başladık. Ekmeğin içerisine ne koyacağımızı kendimiz belirledik.”

YÜRÜYEREK DAĞITIYOR

Murat Demirtaş her gün yaptığı ekmekleri yüklenip kilometrelerce yol yürüyor. “Ekmekler sadece yürüyebileceğim yerlere ya da bize ulaşanlara gidiyor” diyen Demirtaş neden yürüyerek ekmek dağıttığını ise şöyle anlatıyor: “ Daha az enerji tüketmek, daha fazla karbon salınımına sebep olmamak için, iklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın farkına varmamız için yürüyor ve toplu taşıma kullanıyoruz. Örneğin yeni bir dükkân açmamak için direniyorum. Yeni bir yer açmak daha fazla tüketmek, yeni çöpler üretilmesine katkıda bulunmak demek. Su anda kurulu bir düzenin içerisinde, Kadıköy’de bir kafede ekmek yapıyorum. Ekmek taleplerinin büyük kısmı da Kadıköy’de olduğu için yerelliği desteklemiş oluyoruz. Az sayıda ekmek pişiyor. Olduğu kadar.”

Murat Demirtaş, sadece ekmek pişirmiyor aynı zamanda “atalık” tohum konusu hakkında bildiklerini de merak edenlerle paylaşıyor. “Atalık” tohumların korunması gerektiğini söyleyen Demirtaş, “Kentler, köyler, yaşam alanları talan ediliyor, insanların bellekleri siliniyor. Tohumda da öyle yüzlerce binlerce yıldır ayni topraklarda yeşeren tohumlar yerine hibrit ve genetiği değiştirilmiş tohumlar topraklarımızı ele geçiriyor. Bu tohumlar bu toprakları tanımıyor, havasını suyunu bilmiyor. Şirketler toprak ağalığı yapıyorlar, köylüler de maraba. Biz de şehirde önümüze ne koyarlarsa onu yiyoruz. Biz diyoruz ki yediğimiz, içtiğimiz ürünlerin içinde ne var bakalım .Biz bir yola çıktık. Kendi çocuğumuz, kendi evimiz dedik. Sonra yolda fark ettik ki ev, etrafını duvarlarla çevirdiğimiz beton kutular değil. Dünya bizim evimiz ve elimizden geldiğince ev halkına derdimizi, niyetimizi anlatmaya çalışıyoruz. İşin ucundan bir kişi daha tutmaya başlayınca gerçekten mutlu oluyoruz. Gelin iklim için bir adım da siz atın” diyor.

UN NEREDEN GELİYOR?

Düzenlediği atölyeler ile evde sağlıklı ekmek pişirme yöntemlerini katılımcılarla paylaşan Demirtaş,“Fırıncılara soru sormaya başlayın. Ekşi maya yok mu? Un nereden geliyor? Fırıncılık çok önemli bir meslek, sadece rakamlarla telaffuz edilemez” diyerek bir de okurlar için ekmek tarifi paylaşıyor:

Gerekli malzemeler: 1100 gr organik tam buğday unu, 850 gr su, 20 gr kaya tuzu, 20 gr ekşi maya.

“100 gr un, 100 gr su, 20 gr ekşi mayayı geceden karıştırıp üstünü kapatıp bir gece bekletin. 1000 gr un ve 650 gr suyu yavaş yavaş karıştırın ve bir süre sonra hazırladığınız ekşi mayalı karışımı ekleyerek karıştırmaya devam edin. Kalan 100 gr suyun içerisine 20 gr tuzu ekleyip bu karışımı da daha sonra hamura ilave edin. İyice karışan hamurumuzu oda sıcaklığında üzeri nemli bezle örtüp 4 saat bekleterek yarım saatte bir alttan üste doğru, hamuru ezmeden bir kere çevirin. Dört saatin sonunda hamura ekmek şeklini verin. 1-2 saatlik son mayalamayı da yaptıktan sonra 240 derece sıcak fırında 40 dakika kadar ya da kabuğu iyice sertleşinceye kadar pişirin.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.