Haftalık Bağımsız Gazete 23 Temmuz 2018

Mekanda yakınlık, ruhta uzaklık; metrobüs

Metrobüs konulu tez yazan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Neşe Altınel, ‘’Birbirimize en yakın ama aslında en uzak durduğumuz nokta metrobüs. Kalabalık o denli yorucu ki, birbirimizi görmemek duymamak işimize geliyor. Orada öylece bir arada duruyoruz, aynı eylemi gerçekleştiriyoruz ama asla birlikte değil. Bir makinenin parçası gibi, makinenin çalışmasına hizmet ediyoruz yalnızca…’’ diyor

Mekanda yakınlık, ruhta uzaklık; metrobüs
Gökçe UYGUN

Metropolleşme ile hızlanan şehir hayatının gerekleri neticesinde doğmuş bir ulaşım aracı olan, İstanbullu’nun ‘sevmese de vazgeçemediği’ metrobüs, tez konusu oldu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi (MSGSÜ) Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencisi Neşe Altınel, ‘Metropoliten bireyin yaşadığı yabancılaşmanın metrobüs bağlamında incelenmesi’ başlıklı bir lisans tezi hazırladı. Detayları Altınel’e sorduk.

  • Neşe sizi tanıyalım önce.

1993 Bursa doğumluyum. 2012’de üniversite eğitimim için İstanbul’a gelene kadarki yaşantım da büyük çoğunlukla bu şehirde geçti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde okuyorum. 2014 yılından beri kentsel sorunlara alternatif çözümler üretmeyi ve bu sorunlara dair farkındalık oluşturmayı amaçlayan Sokak Bizim Derneği’nde aktif üyeyim.

  • Nerede yaşıyorsunuz? Metrobüs kullanan biri misiniz? Metrobüs bir fenomen oldu İstanbul hayatında. Bireysel ve toplumsal açıdan bu ulaşım aracına dair görüşleriniz neler?

Acıbadem’de yaşıyorum. Metrobüs, İstanbul’da yaşadığım yerler itibariyle hiçbir zaman zorunlu ya da düzenli kullanmam gereken bir ulaşım aracı olmadı. Ancak ihtiyaç durumlarında kullandım hep. Yani, şahsen bulunmaktan kaçındığım bir ulaşım aracı. Çoğu kişinin de benimle aynı hissiyatı paylaştığını düşünüyorum. Evet, trafiğe takılmadığı için, gideceğiniz yere hızlıca ulaşıyorsunuz ama son derece gergin ve konforsuz bir yolculuk geçirerek. Bazen son derece pozitif bir ruh hâli ile bindiğiniz metrobüsten sinir küpü olarak inebiliyorsunuz. Öte yandan birçok durak engelli erişimine uygun değil; yanı sıra ruhsuz ve renksiz… Metrobüsün kendisinin de olduğu gibi. Ulaşım ihtiyacımı gidermesinin karşılığında metrobüsle seyahat etmek, çoğu zaman ızdırap. Çoğu zaman ilk gelen otobüse binemiyorsunuz, binseniz bile balık istifi gibi yolculuk etmek zorunda kalıyorsunuz; onlarca insanın sıkış tepiş olduğu bir ortamdaki havasızlık, tacize uğrama tedirginliği de cabası… Kişisel alan ihlâlinin belki de en fazla olduğu yer.

  • Tez konusu olarak neden metrobüsü seçtiniz?

İnsanların giderek daha da fazla yüzeysel ilişkiler kurması, kalabalık içerisinde kendini yalnız hissetme gibi durumlar; uzun zamandır kafamı meşgul ediyordu. Bir gün otobüsle yolculuk ederken Göztepe Köprüsü durağındaki insan kalabalığı dikkatimi çekti. O kadar insan birbirlerine bir omuz mesafesinde duruyor ve birbirleri ile iletişime geçmemek için üstün bir çaba sarfediyordu. Kimi sigara yakmış uzak bir noktayı izliyor, kimi kulaklığını takmış etrafındaki insanlar ile göz göze gelmemek için çabalıyor, kimi de aynı amaçla kafasını telefonuna gömüyordu… Zorlama bir çabaydı ve hemen göze çarpıyordu. Şehir hayatında gün içinde bu sahnenin kim bilir kaç kez tekrarı yaşanıyor. Zaten bir aradayız, öyleyse birbirimize dokunmaktan neden bu kadar korkuyoruz? Bunu düşünerek yola çıktım. Metrobüs, kent mekânında insanların belki de birbirlerine en yakın durdukları yer ve ulaşım da gayet sosyal olabilecek bir aktivite. Tez çalışmamda metrobüsü bir kent mekânı olarak düşünüp yabancılaşma bağlamında ele almaya çalıştım.

  • Tez için bir anket hazırladınız. Bu ankette ne gibi sorular var?

Metrobüs kullanıcı profilini tanımaya, kullanıcıların yolculukları esnasındaki hissiyatlarını anlamaya ve yolculukları süresince davranışlarını tespit edebilmeye yönelik sorular var.

  • Anketi kaç kişi yanıtladı?

163 kişi. Katılımcıların %57’si 20 – 29, %27’si 30 – 39 yaş aralığında; daha genç kitleye erişebildim. Ve büyük oranda (%73,6) kadın kullanıcılara… Yine aynı şekilde katılımcıların çoğunluğu Kadıköy’de yaşıyor, Anadolu yakasından %55’lik bir katılım sağlandı.

  • Bu tez ile metrobüs ve metropoliten birey arasındaki nasıl bir ilişkiyi ortaya çıkarmayı amaçladınız?

Metropol hayatı, hızlı dinamikleri ve farklı tipte çok sayıda insanın bir arada bulunmasıyla insanı psikolojik olarak yalnızlaşma ve yabancılaşmaya itiyor. Hayatın bu denli hızlı oluşunun, sürekli bir yerlere yetişmek zorunda olmanın; çok fazla insanın bir arada bulunması ve her biri ile etkileşime geçmenin neredeyse imkânsız oluşunun kişi üzerinde belli sonuçları oluyor. Bazı şeyleri görmezden gelmeye başlıyorsunuz örneğin… Kendi deneyimimden yola çıkarak ifade edecek olursam, İstanbul’a ilk taşındığımda mendil satan bir çocuk gördüğümde kendimi çok kötü hissediyor, ağlamaklı oluyordum. Fakat bir noktadan sonra onları eskisi kadar görmemeye başladım. Yanımdan geçip gidiyorlardı, oradalardı işte ama yoktular. Tüm bunlar metropoliten hayatın bir yansıması. Çalışmamda temel aldığım Metropol ve Zihinsel Yaşam (The Metropolis and Mental Life) adlı makalesinde Georg Simmel, ‘metropoliten birey günlük hayatta karşısına çıkan her etkileşime cevap vermeye kalksa, atomlarına bölünürdü’ diyor. İnsan ilişkileri yüzeyselleşiyor, donuklaşıyor. Sosyal bağlar yapaylaşıyor. Kişi kendisine ve yaşadığı topluma yabancılaşıyor. Bu yabancılaşmayı metropolün her alanında görebilmek mümkün.

Ben çalışmamda, metropoldeki yabancılaşmanın metrobüs tezahürlerini okumaya çalıştım. Ulaşım sosyal olabilecek bir aktivite zira. Vapurda karşılaştığımız müzisyenleri alkışlıyoruz örneğin, değil mi? Mekânsal olarak bu denli yakınken sosyal olarak neden bu kadar uzak durmak için çabaladığımızı anlamaya çalıştım.

  • Peki hangi sonuçlara vardınız?

En çarpıcı nokta, insanların olumsuz bir uyaran olmadıkça birbirleri ile herhangi bir iletişime ve etkileşime geçmekten kaçınmaları çıktısı oldu. Ankette metrobüs yolculuklarındaki genel davranışı ölçmeye yönelik bir soru bulunuyor. Bu soru doğrultusunda yolculuk esnasında katılımcıların %24,85’i telefonu ile ilgilendiğini, %23,6’sı müzik dinlediğini, %19,46’sı insanları gözlemlediğini, %17,7’si dışarıyı izlediğini ve %14,1’i kitap okuduğunu söylemiş. Buna karşılık ‘yanımda bulunan yolcu ile sohbet ederim’ diyen yalnızca 1 (%0,29) kişi var. Genel davranış, kendini toplumdan izole edebilmeye yönelik.

Öte yandan, yolculuk esnasında bir yolcunun olumsuz bir sağlık durumu yaşaması halinde %89’luk kesim yardımcı olmaya çalışacağını, herhangi bir soygun ya da kapkaç olayına şahit olmaları durumunda %66,9’luk kesim müdahale edeceğini, tanık olunan olası bir taciz durumuna ise %94,2 oranla tepki göstereceklerini dile getiriyor. Yani birbirimizle etkileşime geçmek için illa birimizin düşüp bayılması ya da başına kötü bir şey gelmesi gerekiyor.

  • Fakat öte yandan insanların birbirini gözleriyle uzun uzun süzüyor olması da şahsi gözlemim. Ne dersiniz?

Evet, bu da enteresan bir diğer durum. Dışarıyı izlemek isteyen kesim, insanları gözlemlemek isteyen kesimden az! Birbirimizi görmüyor, duymuyor da değiliz yani. Sadece görmüyor, duymuyormuşuz gibi davranıyoruz. Karşılaştığımız insanlar bizde bir merak duygusu uyandırıyor; fakat bir ‘şey’ bizi harekete geçmekten alıkoyuyor. Ben bunu yaşadığımız yabancılaşmaya bağlıyorum.

METROBÜSÜ ‘MECBUREN’ KULLANIYORUZ

  • Peki tüm bunlara rağmen insanlar yine de metrobüsü kullanıyorlar. Bu konuda vardığınız sonuçlar ne? 

Ankete katılanlardan metrobüse biniş duraklarını 3 sıfat ile tanımlamalarını istedim. En çok tekrar eden ‘kalabalık’ oldu. Yorucu, soğuk, karanlık, sıkışık, bunaltıcı, ruhsuz, mutsuz, güvensiz, yetersiz, düzensiz, pis, kaotik, kimliksizleşmiş vs verilen diğer cevaplardan bazıları. Olumlu sayılabilecek 1 ya da 2 sıfat (örn.: geniş, merkez) ancak var.

Bu sorunun yanıtları ile gidilecek güzergâh üzerinde farklı bir ulaşım aracı olduğunda %80,9 oranında alternatif seçeneğin seçiliyor oluşu birlikte düşünüldüğünde, metrobüsün mecburi olarak kullanıldığı sonucuna varılabilir. Bu mecburiyet durumu da metrobüsün, yoğun tempoya ayak uydurabilecek nitelikte hızlı bir ulaşım aracı olmasından dolayı. Zira farklı bir ulaşım aracı tercih etmek istemeyen kullanıcıların gerekçeleri incelendiğinde %90,6 oranında hızlı bir ulaşım aracı oluşu sebebi ile metrobüsü diğer ulaşım araçlarına tercih ettikleri görülüyor.

“Gideceğiniz güzergâhta farklı bir ulaşım aracı olsaydı tercih eder miydiniz?” sorusuna ‘evet’ yanıtını veren metrobüs kullanıcılarının ana gerekçesi, metrobüs mekânının haddinden fazla kalabalık oluşu. “Metrobüs yolculuklarınızda sizi rahatsız eden durumlar nelerdir?” sorusuna da saygısızlık, taciz, fiziksel temas/kişisel alanın ihlâli ve kötü koku gibi yanıtlar verildi.

Metropoliten düzende yabancılaşmış ve yalnızlaşmış birey, yine birbiri ile etkileşime geçmemeyi tercih ediyor. En temel özgürlüklerden biri olan kişisel alan ihlâl ediliyor, özellikle kadınlar “Acaba tacize uğrar mıyım?” tedirginliği ile kilometreler kat ediyor. Durakların kaotikliğinin ve ruhsuzluğunun yarattığı olumsuz ruh hali bir yana, gelen otobüse binebilmek bile bir yarış halini alıyor. Kimi zaman gelen araca binebilmek için izdiham yaşanıyor, insanlar saygısızlaşıyor, diğerinin sırasını gasp ediyor. Bu denli rekabetçi ve hırçın iç dinamiklere sahip bir mekânda insanlık unutuluyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.