Haftalık Bağımsız Gazete 26 Haziran 2019

Kadınlar, mutfağı nasıl özgürleştirir?

Moda ve Pendik Soroptimist kulüplerinin ortak düzenlediği “Kadının iktidar alanından tutsaklığına: Mutfak” adlı söyleşi, toplumsal cinsiyet rollerindeki farklılığın mutfağa nasıl yansıdığını gözler önüne serdi

Kadınlar, mutfağı nasıl özgürleştirir?
Fırat Fıstık

Moda Soroptimist Kulübü ve Pendik Soroptimist Kulübü üyelerini biraraya getiren buluşma, 13 Nisan Cumartesi 10.30’daki kahvaltıda gerçekleşti. Etkinlik, tüm üyelerin kendini tanıtmasıyla başlarken, ilk açılış konuşmasını Moda Kulübü adına yönetim kurulu başkanı Ahu Rubacı yaptı: “Umarım bu etkinliğimiz güzel bir dostluğun başlangıcı olsun. Derneğimiz oldukça eski ve köklü bir dernek. Hepimizin bildiği bir şey var; Türkiye’de rol model kadınlar azaldı. Soroptimistler aynı zamanda bilgileri ve zarafetleriyle toplumdaki öncülüğü de üstleniyorlar. Buradaki kadınlar ‘topluma nasıl faydalı olunur, kadın olarak nasıl ayakta kalınır?’ sorularını sorgulayarak kendilerine yol çiziyorlar. Bu yaptığımız işler ve birliktelikleri çok önemli görüyorum.” 

Rubacı’nın ardından Pendik Kulübü adına dönem başkanı Nilgün Kıvırcık da bir konuşma yaptı. Moda’nın kendisi için öneminden bahseden Kıvırcık şunları söyledi: “Moda’da vicdan duygumu geliştirdim, adalet duygumun gelişmesinde rol oynadı burası, çok farklı insanların birarada yaşadığını görmek, göstermek için mihenk taşı oldu. Ermeniler, Kürtler, Türkler, Fransızlar burada barış içinde yaşıyorlar. Burası genç dinamik ve kreatif. Bizim de kulüp olarak en kıdemli üyelerimiz bile çok genç. Çok şanslı hissediyorum bu kulüpte dönem başkanlığı yaptığım için.”

ET DE KISIR DA BİRER SEMBOL

Tanışmanın ardından Beykent Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. İlkay Kanık’ın sunumu başladı. Sunum boyunca farklı filmlerden örneklerle, kadının mutfaktaki yeri ve toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl iktidar alanını paylaştığına yönelik tespitler yapan Kanık, konuşmasına şöyle başladı: “Ben buraya geldiğimde, bir restoranda çalışmaya başladım. Orada fark ettim ki; mutfak bir taraftan da kadınların hapsoldukları bir alan. Hemen bu konunun arkasını araştırmaya başladım. Bizde erkekler yemek yapıyorlar ama mesela et yapıyorlar. Et bu anlamda önemli bir sembol. Mutfakta, toplumsal eşitsizlikleri o kadar net görebiliyoruz ki; her bayramda biz kadınlar mutfakta çalışıyoruz, erkekler salonda sohbet ediyor. Sanki bizim birincil görevimiz bu gibi.”

MUTFAK NASIL ÖZGÜRLEŞİR?

Dünyada bu konuda feminist teoriler üretildiğinden bahseden Kanık, mutfağın nasıl özgürleştirici bir alana dönüştürüleceğiyle ilgili tespitleri paylaştı: “Feminist tartışmalarda, ‘kadın mutfağı bırakmak istiyor mu?’ sorusu da önemli bir yer tutuyor. Biz iktidar alanımızdan vazgeçmeyi gerçekten istiyor muyuz? Bazı araştırmalarda kadınların bu alanı erkeklere bırakmak istemediğini de görüyoruz. Ancak mutlaka mutfağın nasıl kadınları özgürleştiren bir alana dönüşebileceğini tartışmak zorundayız.”

Toplumsal cinsiyet rollerinin yenen yemeklere bile sirayet ettiğini anlatan Kanık, “Kadınlar buluştuklarında ne yer? Kısır. Erkek ne yer? Kesinlikle et. Yani kimin ne yiyeceğinde ve bu varsayımda bile bir değer farkı var. Kısır daha ucuz, basit bir yiyecek, erkeğinki ise daha değerli.” dedi.

“KAMUSAL ALANDA BARINAMIYORLAR”

Kanık, üniversitede ders verdiği öğrencilerinin 3’te 2’sinin kız olduğunu söyledi ve ekledi: “Öğrencilerim bir yerlerde çalışırken o kadar zorlukla karşılaşıyorlar ki. Erkekler hep dışarıda, kadınlar özel alanın içinde. Kamusal alanı erkekler nasıl elde ediyorlar? Kamusal alana bakarsak ev dışı alanda erkekler kadınları istemiyorlar. Çoğu öğrencim restorancılığı bırakıyor, akademisyen olmak istiyor. Çünkü barınamıyorlar bu alanda. Bu net bir gerçek.”

2. Dünya Savaşı’nın ardından kadınlara özel ‘eve geri dönüş kampanyası’ yapıldığını örnek veren Kanık, sözlerini şöyle noktaladı: “Filmlerde de böyle. Hep kocanızı mutlu etmeniz temel göreviniz gibi öne çıkartılıyor. Erkekler genelde kadınlara ‘siz anlamazsınız’ tavrıyla bakıyor. Şef olma olgusunda bile bu ayrımcılık ortaya çıkıyor. No Reservations ve Mostly Martha gibi filmler, kadın şefin profesyonel alana girmeye çalıştığı ancak erkeğin egemen olduğunun sergilendiği örnek filmler. Kadın hep şef olmak için mücadele etmek zorunda, kadınsan o kadar şeyden feragat edeceksin ki; sonunda kendine ‘bunu gerçekten istiyor musun?’ sorusunu sordurtuyor. Örneğin; Burnt filminde de kadın aslında yetenekli olan ama yine de erkek karakter önde.”

Filmlerden örneklerle desteklenen sunumun sonunda ‘Kadın, birçok kez hapsolduğu mutfağı nasıl özgürleştirir?’ konusu tartışıldı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.