Haftalık Bağımsız Gazete 20 Ekim 2020

Kadıköy SJ'de geçen 8 yıl

Akademisyen Fatma Gül Karagöz'ün kaleminden, Kadıköy'ün köklü eğitim kurumlarından Kadıköy Saint-Joseph'de yaşadığı 8 sene... Bu yazıda resmi tarihi değil, bir öğrencinin gözünden, içeriden bir bakışı bulacaksınız; okulda neden sigara yasağı yoktu? Öğrenciler nasıl uçuyordu? Okula neden berber gelirdi? Sınıfta oturmak neden yasaktı? 

Kadıköy SJ'de geçen 8 yıl
Gökçe UYGUN

Moda'da bulunan İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi'nin 150.yılındayız. Pandemi olmasaydı okul müdürü Paul Georges ile röportaj yapacaktık. Olamadı. Lakin tesadüf o ki internette bi yazıya denk geldim; okulun mezunlarından Fatma Gül Karagöz, okulunu anlatıyordu. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Tarihi Anabilim Dalı araştırma görevlisi olan Karagöz'e ulaştım. Yazısından yararlanarak haber yapmak istediğimi söyledim, kabul etti.

İlk olarak Kebikeç Dergi'nin 2014 basımı 37. sayısında yayınlanan bu yazı, “Her anını eksiksiz dün gibi  hatırlar mıyım? Kadıköy Saint Joseph Lisesi’ndeki  8 Yılım” başlığını taşıyor. “Buradaki bilgilerin bir kısmı öğrenciliğim sırasında aldığım duyumlardan, diğer bir kısmı ise Saint Joseph Lisesi’nin web sitesinden. Resmi tarihe çok girmek istemediğim için özet geçmeyi tercih ettim. Daha fazla bilgi için Moda Saint Joseph Lisesi’nin resmi web sitesini (http://sj.k12.tr/index.php/tr/saint-joseph-hakkindamenu/) ziyaret edebilirsiniz” notunu düşen Fatma  Gül Karagöz, yazısına yazar Sylvia Plath'tan şu alıntıyla başlıyor; “Bazı şeyler hakkında yazmak zordur. Başınıza bir şey geldikten sonra yazmaya çalışırsınız. Olanları ya dramatize eder ya önemsizleştirirsiniz. Yahut yanlış yerleri ön plana çıkarır, önemli yerleri atlarsınız. Her halükarda, olanı biteni asla istediğiniz gibi yazamazsınız.”

KADIKÖY SJ MAZİSİ

Lisede geçirdiği 8 yılın (1992-2000) özetini yapan, okul yaşamına dair ilginç detayları kaleme alan Karagöz, “Bu yazının amacı kendimi nostaljinin kucağına atmak değil, İstanbul’da bir Fransız lisesinde geçen bir hayattan bazı kesitler sunmak. Fakat neticede burada yazdıklarım anılarıma, kişisel tarihime dayanıyor, o sebepten duygusallığa kapılıp nesnel davranamazsam şimdiden affola.” diyor ve başlıyor anlatmaya...

Biz de sizi Fatma Gül Karagöz'ün rehberliğinde, Kadıköy SJ'nin mazisinde bir yolculuğa davet ediyoruz....

  • ÖN BAHÇE YASAĞI NEYDİ? 

“Okulun kurallarına göre, liselilerin ortaokul ve hazırlık kısmına; ortaokulların, lise ve hazırlık kısmına; hazırlıkların da ortaokul ve lise kısmına geçmeleri yasaktı. Ortaokul ve hazırlık öğrencileri aynı bahçeyi paylaşırlar, ancak teneffüse çıkarken farklı kapıları kullanırlardı. Hangi sınıfta olursak olalım, girmemizin yasak olduğu bir bahçe daha vardı ki orası da elbette ön bahçeydi. Hazırlıkta iken sabahları okula girerken mecburen ön kapıdan girer, ancak oradan hemen kendi bahçemize geçerdik. Dolayısıyla, biz okula başladığımızda sadece erkek öğrencilerin bulunduğu lise kısmı ve lise bahçesi, okula yeni kabul edilen kız öğrenciler için, ya da en azından benim için, içinde bir sürü bilinmeyen barındırıyordu.”  

  • OKULA NEDEN BERBER GELİRDİ?

“Lise müdürü Ender Bey, arada sınıfları dolanıp gri hırka giyen varsa toplardı. Saçı sakalı uzamış öğrencileri berbere yollamak, bu sebeple sınıfta olmadıkları saatlerde yok yazmak söz konusuydu. Daha sonra sanırım öğrencileri berbere yollamaktansa berberi okula getirmek usulü benimsendi. Bu hikâyeyi bana anlatan, benden küçük bir öğrenci bu yeniliğin sebebini: “E biz tıraş bahanesiyle dersten kaçıyorduk, canımıza minnet! Ender Bey de onun üzerine böyle yaptı.” diye açıklamıştı.”  

  • UÇAN ÖĞRENCİLER!

“Başka okullarda yapılan su savaşı gibi oyunlar bizden de eksik olmazdı. Bizim okula özgü olduğunu düşündüğüm bazı eğlencelerin arasında “Süpermen”i anlatmazsam olmaz. Gerek ortaokul, gerek lise koridorlarında sınıf duvarının yarıya kadarı camdı. Süpermen oyunu,  4-5 kişinin bir diğerini yatay biçimde camın üzerinden gözükecek şekilde taşıyarak koşması olarak özetlenebilir. Böylece sınıftan koridora doğru bakıldığında sadece havada uçan biri görünürdü. Gerçi uçuran arkadaşların kafaları da görünürdü ama aldırmazdık. Havada tutulan arkadaş, Christopher Reeve’in Superman filmindeki uçuş pozunu taklit ederdi. Bu hareketin ders saatinde yapılması önem taşırdı. Koridorun boş olması ve sınıfların dolu olması gerekirdi.” 

  • ‘KAPICI KADIN’LAR KİMLERDİ?

“'Pipelette' kelimesi, Mösyö Malfroid’nın bize bir armağanıdır. “Kapıcı kadın” anlamına gelen bu kelimeyi, Mösyö Malfroid derste çok konuşan kız öğrenciler için kullanırdı. Rivayete göre, bir dönem evinde timsah beslemişliği olan bu hocamız da yıllardır Türkiye’ye yerleşmiş Fransız hocalardan biriydi.”

  • SINIFTA OTURMA YASAĞI

“Lisedeki kurallardan biri beş dakikalık kısa teneffüsler hariç, ders arasında sınıfta oturma yasağıydı. Uzun ara verildiği zaman bahçede olmak mecburiyeti vardı. Özellikle hazırlıkta ve ortaokulda öğrenciler sınıftan dışarı çıkartılır, sınıflar kilitlenirdi. Buna mukabil 5 dakikalık arada bahçeye çıkmak yasaktı, hatta mümkünse koridora bile çıkılmaması tercih edilirdi. Gerçi yasaklar çekicidir, kısa teneffüste beş dakikalığına da olsa bahçeye çıkmak veya tam tersi uzun teneffüste “Bu teneffüste de sınıfta oturalım” demek adettendi.”

  • ÖĞRETMENLER RAHAT YÜRÜSÜN DİYE!

“Eski mezunların hep anlattığı, öğrencilerin koridorda yürürken üç karoyu geçmeyecek şekilde sıra olma zorunluluğu eski düzenin bir parçasıydı ve çoktan kaybolmuştu. Sanırım bu düzenin amacı öğretmenlerin koridorda rahatça yürüyebilmelerini sağlamaktı. Biz hazırlık ikideyken, hazırlık kısmının müdürü olan Frère Michel, hocalarımıza yol vermediğimiz için bize kızmış ve sınıfta “Bundan böyle koridorda önüme çıkanı iteceğim haberiniz olsun” demişti. Dediğini de yapmıştı, zira söz konusu itilmişlerden biri bendim, oysa hocam karşıdan son hız gelip dosyasıyla beni karnımdan iki metre itmese rahatça yana çekilip kendisine yol verebilirdim. Yıllar sonra bu hikâyeyi kahkahalarla gülerek aileme anlatırken annem “E kızım niye söylemedin bana?” dedi, ne bileyim demek ki o kadar ezik hissetmemişim kendimi. Herhalde şimdi herhangi bir okulda böyle bir olay olsa, öğrenci velileri toplaşıp söz konusu öğretmeni okuldan attırırlardı. Yanlış anlaşılmasın, bence Frère’in davranışı son derece saçmaydı ama neticede gülüp geçtiğim bir olay oldu.”

  • OKULDA SİGARA İZNİ!

“Lise 1'den 2'ye geçtiğimizde, okul yine lise hayatında ilklerden birine imza atarak, 'sigara odası' adı altında, lise 2 ve 3 öğrencilerin sigara içebileceği bir mekân ayırdı. Buraya bahçeden merdivenle iniliyordu, dolayısıyla hem herkesin göremediği hem de herkesin kolaylıkla kontrol edebileceği bir yerdeydi. Sınıf arkadaşlarımın pek çoğu ortaokuldan itibaren sigaraya başlamışlardı. Okul tuvaletlerinin nasıl duman altı olduğunu hatırlarım. Okul yönetimi, yasakla bir yere varılmadığını veya “İçeceklerse de gözümüzün önünde içsinler” mantığının kontrol kolaylığı sağladığını düşünmüş olabilir.”  

FRERLER CEMİYETİ'NDEN LİSEYE: 336 YILLIK GELENEK

İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi tarihçesini, okulun resmi web sitesinden aldığımız bilgiler doğrultusunda derledik.

Okulun temelleri Saint Jean-Baptiste de la Salle tarafından 1684'te Fransa'nın Reims şehrinde atılmış olan “Institut des Frères des Ecoles Chrétiennes”e bağlı bir kuruma dayanıyor. Salle tarafından kurulan Frerler Cemiyeti (Lasalle Enstitüsü) Türkiye'ye ilk olarak 1841'de geldi, İzmir ve İstanbul'da birer okul açtı.

150 YILDIR MODA'DA

İstanbul'daki okulun temeli 1857'de Beyoğlu'nda, İmam Adnan Sokağı’nda “Pensionnat Saint-Joseph” adıyla atıldı. 1864'te yer darlığından Moda'ya geçildi, binanın sahipleri tarafından satılması üzerine Beyoğlu'na dönüldü. Mart 1864'te Sultan Abdulaziz'in zamanın Kadıköy Belediye Başkanı Emin Paşa'ya hitaben İrade-i Seniyesi'ni belirten fermanıyla, mektebin 3 hektarlık kendi arazisi üzerinde inşasına izin alındı. Bu fermanın kaybolması üzerine, 1870 tarihli, yine Sultan Abdülaziz'in vezir Hüsnü Paşa'ya hitaben yazılan İrade-i Seniyesi'ni belirten fermanla inşaata başlandı. 1870 Haziran'ındaki Beyoğlu yangınından sonra Kadıköy'deki şimdiki okul binasının ilk temel taşı Ağustos 1870'de kondu ve aynı yılın Kasım'ında, daha boyalar kurumadan derslere başlandı. 1885'te bugünkü Caporal Evi (eski fizik laboratuvarı) lojman olarak inşa edildi ve 1888'de güneydoğu kanadı Préau’ya kadar genişletildi. 1895'te, ana bina bir kat yükseltildi. 1900 yılında Saint-Joseph'te 300 yatılı öğrenci vardı.

LABORATUVARDA HASTA BAKILDI

1910'da Haydarpaşa'da Saint-Joseph'in bir şubesi olan Saint-Louis (daha sonra Yeldeğirmeni Kemâl Atatürk Ortaokulu oldu) açıldı. 1912'de Balkan Savaşı'nda, zamanın Okul Müdürü şimdiki Caporal Evi'ni cepheden gelen yaralıların tedavisi amacıyla Kızılay'a tahsis etti. Frère'ler ve Soeur'ler buraya kurulan hastanenin Başhekimi Doktor Süreyya Paşa'ya yardım ettiler. 25 Eylül 1914'ten 1919 Şubat'ına kadar savaş sebebiyle okul “Yüksek Eğitim Enstitüsü” olarak kullanıldı.

Kuruluşundan bugüne kadar okulda öğrenim gören öğrencilerin sayısını kesin olarak tespit etmek olanaksız, çünkü 1. Dünya Savaşı esnasında okul boşaltıldığından 1920'den önceki evrak kaybolmuş durumda. Günümüzde ise 1000 civarında öğrenci bu okulda okuyor.

(FOTOĞRAFLAR İNTERNETTEKİ ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDAN ALINMIŞTIR)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.