Haftalık Bağımsız Gazete 20 Eylül 2017

İstasyonlar ve kent

Prof. Dr. Gülşen Özaydın ve Arş. Gör. Saadet Tuğçe Tezer’in hazırladığı “İstasyon Binalarının Kentteki Anlamı Üzerine Düşünceler” adlı araştırma yazısı Haydarpaşa-Bostancı arasındaki istasyon binalarının hem Kadıköy’ün hem de Anadolu Yakası’nın kentsel gelişiminde ve kent hafızasının oluşmasındaki rolünü açıklıyor

İstasyonlar ve kent
Erhan DEMİRTAŞ

Haydarpaşa-Gebze banliyö hattı dört yıldan uzun bir süredir kapalı. Marmaray projesi kapsamında yenilenen hat üzerinde yer alan tarihi köprüler sökülerek farklı yerlere taşınıyor. Şimdiye kadar iki tarihi köprü yıkıldı. Ulaştırma Bakanlığı’nın paylaştığı son bilgilere göre ise hat üzerinde yer alan istasyonların yerinde korunması planlanıyor. Ancak fiziksel olarak kötü durumda olan istasyon binalarının yerine yenileri yapılıyor.

İstasyon binaları sadece fiziksel bir yapı değil aynı zamanda kentin belleğini ve sosyal yapısını belirleyen ortak bir hafıza. Prof. Dr. Gülşen Özaydın ve Arş. Gör. Saadet Tuğçe Tezer’in “İstasyon Binalarının Kentteki Anlamı Üzerine Düşünceler” adlı yazısı da bu ifadeyi destekler nitelikte.

Özaydın ve Tezer’in bu araştırma yazısı Müfid Ekdal’dan Murat Belge’ye, Nezih Neyzi’den Haydar Karabey ve Mehmet Rıfat Akbulut’a birçok araştırmacı ve yazarın incelemelerinden faydalanarak oluşturulmuş. Yazıda tren istasyonlarının yer seçimi ve çevresel ilişkileri, tarihsel gelişimleri, mimari yapılarına dair değerlendirmelerin ele alındığı kısımlar, konuya dair en kapsamlı kaynak olan Yonca Kösebay Erkan’ın 2007 tarihli “Anadolu Demi̇ryolu Çevresi̇nde Geli̇şen Mi̇mari̇ ve Korunması” doktora tezinden faydalanılarak hazırlanmış. Yazı, Haydarpaşa-Bostancı arasındaki istasyon binalarını ele alarak Anadolu Yakası’nın kentsel gelişiminde ve kent hafızasının oluşmasındaki rolünü irdeliyor. Yazı aynı zamanda İstanbul gündeminde tartışılan ve ilk etapta değişime uğrayacak olan Haydarpaşa-Bostancı arasındaki istasyon binalarını, özellikle kolektif hafıza açısından taşıdıkları anlam üzerine yoğunlaşarak ele almayı ve Anadolu Yakası’nın kentsel gelişiminde ve kent hafızasının oluşmasındaki rolü üzerinde durmayı hedefliyor.

“ ‘Yer’ler ve ‘mekân’lar, kente ait hafızanın iç içe geçmiş taşıyıcısıdırlar.” ifadelerinin yer aldığı yazıda Haydarpaşa-Bostancı hattı arasındaki her istasyon binası mimari, kentsel ve sosyal açıdan ele alınıyor.

İstasyon yapıları Osmanlı modernleşme süreciyle eşzamanlı gelişim gösterir ve dönemin modern yapıları olarak İstanbul’un kent kimliğine katılır (Kösebay Erkan, 2007: 187). Yazıda söz konusu istasyon binalarının farklı dönemlerde kent dokusuyla kurduğu ilişkiler şöyle açıklanıyor:

KIZILTOPRAK İSTASYONU

18. yy’ın ikinci yarısına kadar bugünkü çarşı çevresindeki küçük bir bölümü kapsayan Kadıköy yerleşimi, 19. yy’da önemli kamusal yapıların inşasıyla sınırlarını Altıyol’a kadar genişletir, 19. yy’ın ortalarında Osmanağa ve Caferağa ile Kızıltoprak’ta Tuğlacı ve İbrahimağa mahallelerinden oluşur hale gelir (Akbulut, 1994; akt. Kösebay Erkan, 2007: 48). İstasyonun kuzey kısmında, ayrı araziler içinde bulunan köşkler biçiminde konut alanları yer alır (Kösebay Erkan, 2007: 71). İstasyon binası, demiryolunun güney yakasında yolcu binası ve kuzey yakasında lojman olarak birbirine alt geçitle bağlanan iki yapıdan oluşur. TCDD 1. Bölge Müdürlüğü emlak beyannamesi kayıtlarına göre bu yapılar 1910 yılında inşa edildi. (Kösebay Erkan, 2007: 73). İstasyon çevresinin tarihsel gelişimi incelendiğinde; 1940’larda bölgede geniş bahçeler içindeki müstakil evlerden oluşan seyrek bir doku, 1960’larda apartmanlara dönüşen müstakil evler, 1980 sonrasındaysa sıkışık ve denizden cephe alan kısımlar hariç boşluksuz bir konut alanı gözleniyor.

FENERYOLU İSTASYONU

Kadıköy bölgesindeki ilk istasyonlar Haydarpaşa, Kızıltoprak, Feneryolu, Göztepe ve Erenköy istasyonlarıydı (Karabey, 1983). “Feneryolu İstasyonu yolcu binası, demiryolunun güney yakasında yer almakta olup, TCDD 1. Bölge Müdürlüğü emlak beyannameleri kayıtlarına göre 1910 yılında inşa edildi. Kâgir olarak yapılan bu bina, bu hat üzerindeki diğer yolcu binalarında da görülen “üçlü plan” düzeni ile yapılır. Bu yapının farkı, ahşap süsleme öğelerinin bulunmaması ve iç dekorasyonunda neoklasik bir üslubun benimsenmiş olmasıdır.” (Kösebay Erkan, 2007: 75). İstasyon çevresinde önceki dönemlerde bahçe içinde müstakil evlerin bulunduğu bir yerleşme dokusu varken, sonraki dönemde apartmanlaşmış, sıkışık bir yerleşme dokusu söz konusu.

GÖZTEPE İSTASYONU

“19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan Anadolu Yakası-Avrupa Yakası vapur seferleri sonrasında bir yazlık yerleşim yeri görünümünü almış olan Göztepe, 1873 yılında demiryolunun bu bölgeden geçmesi ile yaz-kış ikamet edilen bir yerleşim yeri halini alır” (Kösebay Erkan, 2007: 76, 77). Bu bölge uzun bir müddet, ileri gelen devlet adamlarının konut edinmek için tercih ettiği bir bölge olur (Şehsuvaroğlu, 1969; akt. Kösebay Erkan, 2007: 77). Göztepe İstasyonu, güzergâhın diğer istasyonlarına göre kuzeyde konumlanır. Demiryolu güzergâhı bu istasyona kadar Bağdat Caddesi’ne paralel devam eder, bu noktada denizden ve Bağdat Caddesi’nden uzaklaşır. İstasyonun çevresinde hat boyunca neredeyse hiç yapılaşmanın gözlemlenmediği 1940’lı yıllardan sonra 1960’lı yıllarda yerleşmenin gitgide sıkışık bir dokuya sahip olmaya başlar, 1980 sonrasında ise doku nefessiz bir hal alır.

ERENKÖY İSTASYONU

Erenköy mahallesinin yerleşme olarak tarihi 14. yy’a dayanmakta olup (Hür, 1994; akt. Kösebay Erkan, 2007: 80, 81), önceleri sadece yaz aylarında kullanılan bir sayfiye yeri iken, demiryolu yapımından sonra yaz-kış kullanılan bir konut alanı halini alır 19. yy’da bağlık bir alanken, daha sonra devlet ileri gelenlerinin tercih ettiği bir konut alanı olur (Kösebay Erkan, 2007: 80). TCDD 1. Bölge Müdürlüğü’nün emlâk beyannameleri kayıtlarına göre Erenköy İstasyonu’nun yapım tarihi 1910’dur. (Hür, 1994; akt. Kösebay Erkan, 2007: 82) İstasyon binası; bekleme salonu, gişe ve lojman işlevlerine sahip üçlü bir kurgu ile inşa edilir. (Kösebay Erkan, 2007: 82). İstasyon çevresinde 1930’larda az sayıda konuttan oluşan seyrek doku, 1960’tan sonra sıkışık hale gelmeye başlar; 2010 sonrasında tümüyle apartmanlardan oluşan sıkışık bir düzen gözlemlenir.

SUADİYE İSTASYONU

1920’li yıllarda mısır tarlalarının bulunduğu bir yer olan Suadiye, dinamitlerle açılarak düzeltilir ve burada bulunan arsalar parsellenir (Karabey, 1983). “Suadiye İstasyonu, demiryolunun büyük bir “S” şeklinde kavis yaparak ulaştığı bir istasyon olup, demiryolu hattının kuzeyinde konumlanır. Demiryolu hattının inşa edildiği ilk yıllarda bu istasyon mevcut olmayıp, Suadiye bölgesinin 1907-1908 yıllarında yapılmış olan Suadiye Camii’nin yapımından sonra geliştiği biliniyor. Bölgenin parselasyonu demiryolunun gelişinden sonra yapılmış olup; demiryolunun kuzeyi deniz tarafına göre daha çok yapılaşmış durumdadır” (Kösebay Erkan, 2007: 84). İstasyon, TCDD 1. Bölge Müdürlüğü emlâk beyannameleri kayıtlarına göre 1910 yılında yapıldı.  (Kösebay Erkan, 2007: 85). 1930’larda bahçe içinde sayılı müstakil konuttan oluşan istasyonun çevresindeki doku, 1960’lı yıllarda apartman düzenine dönüşmekte; 2014 itibariyle boşluksuz bir düzen görülüyor.

BOSTANCI İSTASYONU

Demiryolu öncesinde birkaç küçük yapıdan ibaret bir yerleşim düzeni olan Bağdat Caddesi’nde, demiryolunun yapıldıktan sonra hattın her iki yanında geniş bahçeler içinde köşkler yapılmaya başlanmış, 1912-1913 yıllarında Bostancı’ya bir vapur iskelesi yapıldı.  (Eyice, 1994; akt. Kösebay Erkan, 2007: 85). Bağdat demiryolu yapıldıktan sonra daha ulaşılır hale gelen Bostancı’da 1960’lardan sonra eski doku, yerini apartmanlara bıraktı.  (Belge, 1993). “Cephe özellikleri açısından ise bu yapı, güzergâh üzerindeki diğer yapılardan tümüyle farklı olup, dik çatısı ve çatı feneri ile Haydarpaşa Garı ile benzerlikler gösterir.  Lojman Binası’nın TCDD Taşınmaz Mallar Müdürlüğü’nden elde edilen yapım yılı verisi, 1874 yılına işaret eder” (Kösebay Erkan, 2007: 87). İstasyon ve çevresindeki kent dokusunun 1980 ve 2010 yılındaki durumları arasında büyük bir fark gözlenmezken, demiryolu hattı açıldıktan sonra müstakil konutlardan oluşan yerleşme dokusu, apartman düzeninde sıkışık bir doku halini alır.

HAFIZA MEKÂNLARI

“Dünün sayfiye mekânları, bugünün sürekli ikamet edilen yerleşim alanlarına dönüşmüş olmasına rağmen, istasyon binaları gerek ulaşım işlevleri, gerek özgün mimari nitelikleri, gerekse kent dokusunda oluşturdukları anlam değerleri açısından varlıklarını sürdürdüler. Somut olarak istasyon binalarının bizatihi kendisi, simgesel değer olarak yerleşim alanlarına erişim sağlayan noktalar olması ve işlevsel olarak da günümüz metropolünün ulaşım sistemi içinde demiryolu banliyö hattı alternatifi oluşturması, istasyon binalarının kent içindeki anlamını pekiştirmekteydi. Kentte belli bir yer üzerinde bulunan bu somut mekânlar; her zaman üretilen yaşantılarla birlikte varlıklarını sürdürmekte ve sürekli şimdiki zamanla yaşanan geçmiş arasında bir bağ kurmaktaydı. Somuta, uzama, harekete, imgeye ve nesneye kök salmıştı. Bu nedenle istasyon binaları kolektif hafızaya kaydedilmiş olan önemli birer hafıza mekânı ve yerleridirler.”

Haber kapsamında özetine yer verilen 5 Ağustos 2014 tarihli yazının tamamına ve referans listesine aşağıdaki bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz: http://www.arkitera.com/gorus/533/istasyon-binalarinin-kentteki-anlami-uzerine-dusunceler

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.