Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2019

“İstanbul’da yaşamanın bir bedeli var”

Twitter ve Medyascope üzerinden kültür, tarih, arkeoloji odaklı yayınlar yapan Cengiz Özdemir ile İstanbul’u ve Kadıköy’ü konuştuk

“İstanbul’da yaşamanın bir bedeli var”
Erhan DEMİRTAŞ

Cengiz Özdemir ve Ozan Sağgöz’ün internet televizyonu medyascope.tv’de hazırladığı Kültür ve Tarih Sohbetleri 100. yayını aştı. Kültür, tarih, arkeoloji içerikli sohbetlerin yapıldığı bu programlarda İstanbul’un, zaman zaman da Kadıköy’ün tarihsel ve kültürel geçmişine ışık tutuluyor. Ekim ayında Kadıköy’de İstanbul Seminerleri’ne başlayacak Cengiz Özdemir ile hem alternatif yayıncılığı hem de İstanbul ve Kadıköy’ün değişimini konuştuk.

YENİ ARAÇLARLA ESKİYİ ANLATMAK

- Öncelikle Medyascope üzerinden yayınladığınız “kültür tarih sohbetleri” programı üzerine konuşalım istiyorum. Böyle bir program yapma fikri nasıl oluştu?

Bundan 3 yıl kadar önce teyzezadem Ozan ile evde başladığımız bu yayınlar bugün 106. programa ulaştı. Böyle bir program yapma fikri Ozan’dan geldi. İlk 6-7 programı evde cep telefonu üzerinden, periscope uygulaması ile, gayet amatörce, kendi kendimize yaptık. O sırada Ruşen Çakır MedyascopeTV’yi kurma aşamasındaydı ve bizi de davet etti. Medyascope’da patronsuz, sponsorsuz 100 küsur yayın yaptık. Dünyada eşi benzeri az görülen bir örnektir bu proje. Devamında pek çok gazeteci, düşünür, yazar çizer bu mecraya yöneldi. Ana akım medyaya alternatif yeni bir mecra doğuyor. Bu değişimi yakalayan, fark eden yol alıyor. Biz de sanırım onlardan biri olduk.

- Programınızın izleyici kitlesini bir anlamda sosyal medya kullanıcıları oluşturuyor. Aslında tarihi anlatırken yeni araçları kullanma durumu söz konusu, ne dersiniz?

Artık internet bağlantınız varsa tüm dünya ile bilginizi, fikrinizi paylaşabilirsiniz. Biz ilk önce periscope ile başladık, sonra YouTube canlı yayın uygulamaları geldi, sonra Facebook...Şimdi çok daha farklı uygulamalar da var. Burada önemli olan yeniliğe açık olmak ve takip edebilmek. Ve her şeyden önce sebat etmek tabii. Bu programları 20 ya da 30. yayında bıraksaydık şimdiki kadar bilinmezdi. Biz sebat ve inatla yayınları sürdürme kararlılığındayız. Ama tabii yarın ne gösterir bilinmez. Burası Türkiye...

 -Sosyal medyanın gücünü de kullanıyorsunuz tabii.

Evet, sosyal medyanın etkisi çok güçlü. Benim twitter’da @kulturistan diye bir hesabım var. Bu hesap üzerinden üç yılda 510 bin takipçi edindim. Sadece bilgi paylaşarak bu sayıya ulaştım. İstanbul’un tarihi, kültürü çerçevesinde bilgiler paylaştım.

“ÇAĞIN RUHUNU YAŞAMALIYIZ”

-Yayınlarınızda hem İstanbul’daki kültürel ve tarihsel değişime odaklanıyorsunuz hem de uzmanlarla röportajlar yapıyorsunuz. Sizin İstanbul için gözleminiz nedir?

Yayınlarımızda sadece İstanbul odaklı söyleşiler yapmıyoruz. Sosyoloji, tarih, edebiyat, sanat tarihi, arkeoloji, etimoloji, her konuda program yapıyoruz. Programlarımızda tek kıstas alanında yeni ve bilimsel bir şeyler söylenmesi. İstanbul bu başlıklardan sadece biri. İstanbul için gözlemim bazılarını şaşırtabilir ama ben bu şehri hala seviyorum. Bende geçmişe bir güzelleme fikri yoktur. Çağın ruhu neyse onu yaşamak taraftarıyım. Yarım yüzyıldır bu şehirdeyim ve hiç geçmişe aşırı bir özlemim, saplantım olmadı.

Evet, bugün çok büyük problemler yaşıyoruz. Ama geçmişte yaşamıyor muyduk? İstanbul’da yaşamanın bir bedeli var, ama bunun bir de karşılığı var. Bir dünya başkenti olan bu şehirde anı yaşamak taraftarıyım. Ayrıca bugün yaşanan problemlerin çok daha farklı biçimlerde dünyanın başka metropollerinde yaşandığını da unutmamalı.

-Ekim ayında İthaki Akademi’de İstanbul Seminerleri’ne başlayacaksınız. Kapsamı nedir bu seminerlerin, neler anlatacaksınız?

İthaki Akademi’de 8 hafta sürecek İstanbul Kültür Tarihi seminerleri 13 Ekim’de başlayacak. Ben bu dersleri yıllardır veriyordum. 2 senedir ara vermiştim. Şimdi yeniden başlıyorum. Bu sekiz hafta boyunca İstanbul neresidir? İstanbullu kimdir? sorusundan başlayarak, bölge bölge İstanbul’un tarihi ve kültürü üzerine sohbet edeceğiz. Bol görselli sunumlarla İstanbul’un tarihi ve kültürü üzerine bildiklerimi anlatacağım. Burada temel hedef insanların İstanbul’u “bilmesini” sağlamak. Seminerlerde ayrıca Kadıköy başlığıyla bir sunum da yapacağım.

“KADIKÖY TARTIŞMASIZ EN GÜZEL SEMTLERDEN...”

- Bazı yayınlarınızda Kadıköy’ü de içeren konuları anlatmıştınız. Kadıköy özelinde konuşursak bu semti nasıl tanımlarsınız?

Kadıköy, İstanbul’un kentsel ölçekte en planlı semtlerinden birisi. Bunun sebebi daha 19.yy başından itibaren parselasyonun ızgara sistemle kurgulanıp hayata geçirilmesi. 19. yy ortalarından itibaren buradaki yerleşim daha da hızlanmış. Tabii bunda ulaşım imkanlarının iyileştirilmesinin de büyük payı var. Kadıköy pek çok açıdan öncü rolü üstlenmiş bir bölge. Sosyolojik olarak da İstanbul’un en kozmopolit bölgelerinden birisi olması burayı daha da ilginç hale getirmiş. İstanbul’un ve modern Türkiye’nin laboratuvarıdır diyebiliriz. Pek çok aydın ve entelektüelin de bu semtten yetiştiğini ayrıca vurgulamakta fayda var. Kadıköy tartışmasız İstanbul’un en güzel ilçelerinden ve yaşam merkezlerinden biri.

- Sizce İstanbul kadar Kadıköy de değişti mi?

Elbette değişti. Değişmeyen ne olabilir ki? Her şey değişiyor. Bu değişimden Kadıköy de nasibini aldı. Bu değişim biraz hızlı oluyor, temel problem de budur. Hayat o kadar hızlı hareket ediyor ki ruhlarımız bu hıza yetişemiyor. Bu açıdan büyük bir yabancılaşma var. Ben 10 yıl Feneryolu’nda oturdum. Oturduğum sokakta Eray Canberk komşumdu. Onun 1950’den itibaren o sokakta yaşadıklarını anlattığı bir kitabı var. ‘Fenere Giden Yol Feneryolu’ diye. O kitapta Eray abi 1950’lerden itibaren 3 kere sokağın ve oturduğu konağın yıkılıp yeniden yapıldığını yazıyor. Konak önce apartman, şimdi “rezidans” olmuş. 60 yılda üçüncü yıkım. Bu bence bir insan ömrü için çok fazla..! Fikirtepe, Bağdat Caddesi ve çeperlerindeki değişim baş döndürücü. Bu hızlı dönüşümün insanı rahatsız etmemesi mümkün değil. İnsanların 3-5 yılda yaşadığı bu değişim elbette bir melankoliye sebep oluyor. 1860’larda Paris’in komple yıkılıp yeni baştan yapılışına şahit olan Baudelaire’in Paris Sıkıntısı şiirlerini hatırlatmak lazım. İşte burada sanat en önemli sağaltıcı aparat olarak karşımıza çıkıyor. İnsanları sanata ve spora daha fazla davet etmek, bunun imkanlarını açmak gerekiyor.

NELERİ OKUMALI?

-Kadıköy ve İstanbul üzerine çokça kitap yayınlandı ama birçoğumuzun bilmediği, kıyıda köşede kalan yayınlar mevcut. Sizin de programınıza davet ettiğiniz bizim de röportaj yaptığımız Müsemma Sabancıoğlu’nun Pervititch Haritaları kitabı gibi. Okurlarımızın da ilgilenebileceği önereceğiniz yayınlar var mı?

Bizim yayınlarımızın bir zamanı yok. Güncel yayınlar yapmıyoruz. Yani 20-30 yıl sonra (belki biz öldükten sonra bile) insanların oturup izleyebilecekleri programlar yapmaya gayret ediyoruz. Güncel olanı değil, baki kalanı önemsiyoruz. Bu açıdan bu röportajı okuyanların YouTube’da www.youtube.com/kulturtarihi kanalına abone olmasını salık veririz. Önerebileceğim belli başlı yayınlarımız: İsmail Gezgin İle Gılgamış, Cemal Kafadar ile 17. Yy Çelebiler Çağı, Harun Küçük ile İbrahim Müteferrikanın Dünyası, İhsan Fazlıoğlu ile İslam Bilim Tarihi, Bilgin Saydam ile Deli Dumrul’un Bilinci, Yücel Bulut ile Oryantalizm, Mehmet Alkan ile 150. Yılında Das Kapital, Handan İnci ile 70. Yılında Beş Şehir ve Tanpınar, Saadet Özen ile Gündelik Hayatın Tarihi, Ali Şimşek ile 400. Yılında Don Kişot ve tabii sizin de röportajını yayınladığınız Müsemma Sabancıoğlu’nun kitabı. Kalanını da okurun merakına bırakalım.

Reklam almadan bir programı sürdürmek oldukça güç. Siz yayınınızı hangi bütçeyle devam ettirmeyi düşünüyorsunuz?

Bugüne kadar bu yayınları neredeyse sıfır destekle, bütçesiz ve tamamen gönüllülük esasına göre yaptığımızı hatırlatayım. Sadece bir patreon hesabımız var ve oradan gelen cüzi bağışlarla yayınlarımızı gerçekleştiriyoruz. Patreon hesabımız: www.patreon.com/kulturtarihi. Bağışta bulunmak isteyenler buradan küçük de olsa bağışta bulunabilirler.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.