Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mart 2019

Fotoğraftan edebiyata 60 yıl

Fotoğraflarında insana ve doğaya dair yeni anlatımlar sunan İsa Çelik, TESAK’ta düzenlenen söyleşide 60 yıllık sanat yaşamından kısa hikayeler anlattı

Fotoğraftan edebiyata 60 yıl
Erhan DEMİRTAŞ

İlk fotoğraf makinesini eline aldığında 14 yaşında olan İsa Çelik, 60 yıldır deklanşöre basıyor. Çektiği fotoğraflarda ışık ve gölgenin gücüne odaklanan Çelik, yarım asırdan daha uzun süren fotoğrafçılık yaşamına seramik, heykel, çizgi film çalışmaları, sinema oyunculuğu, kitap illüstrasyonu gibi birçok faaliyeti de dahil etti. Ancak fotoğrafçılığına en fazla edebiyat eşlik etti. Öyle ki çizimleri usta yazarların kitap kapaklarının unutulmaz görselleri oldu. “İnsan” ve “çocuk” İsa Çelik’in yaşamındaki en önemli konuları oluşturdu. Çocuklar için yazdığı masallar birçok çocuk dergisinde yayınlandı.

“İNSANIN ANAVATANI ÇOCUKLUĞUDUR”

Sanatçının fotoğrafa ve edebiyata olan ilgisi ne zaman başladı? Doğduğu topraklar olan Toroslar onun sanatçı kişiliğini nasıl etkiledi? Kadıköy Belediyesi Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi’nde düzenlenen ve Turgut Çeviker’in moderatörlüğünü yaptığı “Görüntüden yazıya İsa Çelik’in renkli dünyası” adlı söyleşide Çelik, Turgut Çeviker’in sorularını cevapladı. Biz de bu söyleşiyi sizler için derledik.

Fotoğraf: İsa Çelik

İsa Çelik fotoğraf alanındaki çalışmalarının yanı sıra yazarlık ve kitap kapağı tasarımı yapıyor ve koleksiyonculuk tarafı da var. Fotoğraf makinesini, taş plaktan ağaç kabuklarına kadar koleksiyonlarını ofisinde görebilirsiniz. Doğu Akdeniz’de doğa ve birçok uygarlığın buluştuğu bir yerde doğup büyüyor. Sanata nasıl ilgi duyuyor? Bulunduğu doğa ve uygarlık kalıpları onu nasıl etkiliyor?  

Benim doğup büyüdüğüm yer Taşeli Platosu. Adı üstünde taştan başka hiçbir şey yok. Bazı toprak birikintileri arasında nohut ve mercimek yetiştirilirdi. Asfalt ve  elektriği küçükken bilmiyorduk. Radyoyla çok eskiden tanıştım. Bir gün babam geldi dedi ki “Aklını başına devşir, derslerin iyi olursa seni de Ankara’ya gönderecekler.” İlkokuldan başka bir şey yok bizim oralarda. Orada kalırsam ayakkabı tamircisi olacaktım. Çarem yoktu okul birincisi oldum ve beni Ankara'ya gönderdiler.

Yaşadığınız yerler sizi nasıl etkiledi?

Bizim köyümüzün adı İngedik köyüydü. Ama 5 -6 köyün birleşimiyle oluşan bir köydü bu. Orada doğal kayalardan yapılmış bir kale ve inler vardır. İngedik ismi de oradan gelir. Orada kaya resimleri vardı. Küçükken oraya gidip hayranlıkla onlara bakardım. Nenemle bir gün gezerken büyük bir taş üzerinde hayvan fosili gördüm. Bana dedi ki yaramazlık yaparsan o taş gibi olursun. Ben de orada o hayvan ne yaramazlık yaptı ki diye düşünmüştüm. 2000 yılında tekrar gittiğimde baktım köylüler onu kırıp su şebekesinin taşı yapmışlar. Ben de o zaman o taşlardan birkaç parça aldım.

Orada çok fazla uygarlığın kalıntıları bardı. Bazı merdivenler vardı oradan inerken 10 kadar kilise görürdüm. Toroslar’ın orada nereye giderseniz gidin fosillerle doludur. Hayvan ve bitki fosilleri. Beni köylüler götürdükleri zaman çok heyecanlanırım. Jorge Amado'nun dediği gibi “insanın anavatanı çocukluğudur.” Ben nereye gidersem orada bitkileri alırım koklarım tanıdığım bitkileri de incelerim.

Fotoğraf: İsa Çelik

FOTOĞRAFLA İLK TANIŞMA

İsa Çelik’in  fotoğraflarında insanın olmadığı yerde bile insanla doğa ilişkisini gösterdiğini görüyoruz. Onun hakkında bilmediğim şeyleri kitabından öğrenebiliyorum. Fotoğraflarına yansıyan bir çocukluğu var onu görüyorum. Kasabadan Ankara’ya gelince nelerle karşılaştınız?

Ankara’ya 1950’li yıllarda geldim.  Bir rampanın arkasında bir ışık denizi gördüm, inanamadım. O zaman elektrik yok gaz lambaları var tabii. Herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra kalkar sabaha kadar oradan geçen arabaları sayardım. Bizim köyde 2 -3 tane araba vardı. Öyle bir yerden gelince her şey çok zor. Kitap okumak istiyorum ama bankanın verdiği harçlık çok azdı. Bir arkadaşımın babası oğluna Almanya’dan bir makine getirmiş o da sürekli fotoğraflar çekiyor.

Fotoğraf: İsa Çelik

İlk defa o zaman mı karşılaştınız fotoğraf makinesiyle?

Hayır, bu ikinci karşılaşmamdı. Birincisi köydeydi. Köyde resimler yapıyorum ama annem bana  kızıyor bazen de  kovalıyordu. Masanın altını keşfedip oraya yaparken azar yemiştim. Bir gün babam geldi “resimci geliyor hazırlanın” dedi.  “Benden daha mı güzel resim yapıyor niye hazırlanıyoruz” diye düşündüm. Babam bizi bağın içine götürdü. Babam, anam ben ve kardeşim yeşilliğin içindeyiz ama fotoğraf siyah beyaz olacak. Adam bize bakacağımız yeri söyledi “hiçbir şekilde kıkırdamayacaksanız” dedi. O zamana kadar hiç makine görmemiştim.

Fotoğraf: İsa Çelik

Basılı fotoğrafta mı görmediniz?

Bizim oraya ilk radyoyu babam almıştı. Gördüğüm ilk basılı fotoğraf onunla gelen Hamiyet Yüceses resmiydi.

Ankara’daki hikayeye dönmek istiyorum. Arkadaşımın makinesini istedim, sadece düğmeye basmak istiyordum ama o izin vermedi. Ben de harçlıklarını biriktirdim aylarca. Kendime bir fotoğraf makinesi aldım bakalitten. Sonra fotoğraflar çekmeye başladım. Ulus’a gidiyordum Erol Atar’ın babası Nevzat abi orada fotoğrafçılık yapıyordu. Çektiğim fotoğrafları düzelterek basıyor ama beğenmiyordu. Ben de beğenmiyordum. “Sen bunları düzeltmeden bas ben ne hata yaptığımı göreyim” dedim. Notlar alarak fotoğrafın nasıl çekileceğini öğreniyordum. Çocuklar bana mızmızlanıyordu ama Güvenpark’taki heykellerden ses çıkmıyordu. Orada karlar içinde detay almayı öğrendim. Fakat o zamanlar fotoğrafı bir sanatsal eylem olarak görmüyordum.

Aslında böyle düşünmeniz için de bir sebebiniz de yok. Yaşınız o zamanlar küçük.

Evet, bir gün kolejden çıktığımda Öğretici Bilimler Merkezi’nin binasını gördüm. Daha sonraları okuldan kaçıp saatlerce fotoğraflara bakıyordum. Şinasi Barutçu’nun fotoğrafı siyah beyaz 18-24 boyutunda orada asılıydı. Bizim gördüğümüz fotoğraflara benzemiyordu. Renkleri, ara tonları çok iyi bir baskıydı. Yıllar sonra bir söyleşide yan yana geldik ve ellerimi koyacak yer bulamadım. Çocukken idolüm olan insanla birlikteydim.

Köyünüzü özlüyor muydunuz? Bir yanınız sanki hep oradaymış gibi.

İstediği kadar güzel olsun bir yer tek başına güzel değildir. Bir yeri var edenler orada yaşayan insanlardır. Aslında bir dağ ama kendi coğrafyasında güzel bir yer.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.