Haftalık Bağımsız Gazete 15 Ağustos 2020

“Çirkin İstanbul, acı veriyor”

Yaşadığı şehrin çirkinleştirilmesinden rahatsız olduğu için ‘Çirkin İstanbul’ hesabını açan bir İstanbullu, “Bu kentin itina ile çirkinleştirilmesinden duyduğum acıyı başkalarıyla paylaşmak istedim” diyor

“Çirkin İstanbul, acı veriyor”
Gökçe UYGUN

İstanbul'u güzellemesi kolay zira eşsiz bi şehir burası. Ama peki ya çirkinlikleri? Onları da yok sayamayız, değil mi? Twitter'daki 'Çirkin İstanbul' hesabı da saymıyor. Şehrin tüm çirkinliklerini bir bir afişe ediyor. Peki niye?

Buyrun dinleyelim;

  • Sizi tanıyalım; kaç yaşındasınız, mesleğiniz?..

Kimliğimi saklı tutmayı tercih ediyorum. Siz de takdir edersiniz ki malum siyasi partinin icraatlarını eleştirenlerin hapse atıldığı, dükkân, restoran vb. mekân sahiplerinin kendilerini eleştirenleri tehdit ettiği bir ülkede bu tercihim ruh ve beden sağlığım açısından daha faydalı ve verimli olacaktır. İstanbulluyum. Birkaç sene hariç doğduğumdan beri burada yaşıyorum.

  • Bu hesabı ne zaman ve neden açtınız?

2017 yılının Eylül ayında Kadıköy’deki bir dişçinin bekleme odasındaki pencereden dışarı bakarken aklıma geldi bu hesabı açmak. Dışarıdaki beton kaplı gri manzara ufuk çizgisine doğru kentsel dönüşüm adı altında yapılan rezilliklerle taçlanıyordu.

Hesabı açmamın kabaca iki nedeni var. Birincisi, hem doğal hem de tarihi açıdan olağanüstü öneme sahip olan İstanbul’un itina ile çirkinleştirilmesinden duyduğum acıyı başkalarıyla paylaşmak. İkincisi ve daha önemlisi ise, çirkin veya yanlış bulduğum binaları, uygulamaları vb. şeyleri teşhir edip, dilim döndüğü kadarıyla neyin güzel, neyin çirkin olduğunu nedenleriyle birlikte açıklamak ve bu sayede bir farkındalık yaratıp uzun vadede olumlu bir değişim yaratmaya çalışmak.

  • 'Çirkin İstanbul' ismini nasıl seçtiniz? Yani insan ilk duyduğunda kulağında olumsuz tınlıyor, o yüzden soruyorum.

Demin bahsettiğim manzarayı gördüğümde birden aklıma geldi açıkçası. Uzun süre düşünüp karar verdiğim bir isim olmamakla birlikte çok memnunum isimden. Fazlasıyla olumsuz ve sevimsiz olduğu doğrudur ama hesapta paylaşılanlar da olumsuz ve sevimsiz olduğu için bence birlikte iyi gidiyorlar.

“KURU ŞİKAYET İŞE YARAMAZ”

  • Mızmızlanmak için değil, değiştirmek için...” diyorsunuz. Şikayete değil değiştirmeye geldiğinizi mi söylüyorsunuz?

Evet. Kuru şikâyet pek işe yaramadığı için genelde çözüme yönelik paylaşımlar yapmaya çalışıyorum. Eğer bahsettiğim meseleyle ilgili bir çözüm önerim yoksa, bu öneriyi getirmesi için para ödediğimiz, belediyeler, bakanlıklar gibi kurumların dikkatini çekmeye çalışıyorum.

  • Tabii bir yandan da güzellik ve çirkinlik hep tartışılan kavramlar... Sizce 'çirkin İstanbul' nedir?

Hesabın ismi Çirkin İstanbul olmakla birlikte aslında değindiğim birçok konu kişiden kişiye değişebilecek güzellik ve çirkinlik algısıyla doğrudan alakalı değil. Mesela adam 1000 senelik Zeyrek Camii'nin (eski Pantokrator manastır kilisesi) içine motosikletini park etmiş. Veya restore ediyorum diye Narmanlı Han’ı yıkıp yerine eskisinin bir benzerini yapmış, başka birisi Boğaz’ın en güzel yerine deniz kıyısına baz istasyonu dikmiş, Süleymaniye Külliyesi’nin duvarlarından kablolar sarkıyor falan. Genelde böyle vakalara değindiğim için güzel-çirkin tartışmasından ziyade aslında çok daha bariz sorunlar gündeme geliyor.

(Boğaz manzaralı baz istasyonu!)

İSTANBUL'UN EN ÇİRKİN VE GÜZELLERİ

  • İstanbul'un en çirkin yeri-binası-semti neresi sizce? Neden?

Tek bir mahalle veya binadan en çirkin diye bahsetmek mümkün mü bilemedim açıkçası. Aklıma gelen ilk üç örnek: Süzer Plaza, çünkü o konumda böyle bir binanın olması bir utanç kaynağı, Fransız Geçidi, çünkü tarihi bir pasajın üzerine ‘restorasyon’ adı altında bir bina yerleştirilmiş ve Yassıada, çünkü açgözlülüğü ondan daha iyi anlatan bir proje zor bulunur.

  • Bir de bunun tam tersini sorayım. İstanbul'un en güzelleri nereler?

Bu çok kişisel bir soru. Benim şahsen en beğendiğim yer Adalar. Araba gürültüsüyle kirletilmemiş, doğaya savaş açılmamış, neredeyse her tarafından denize girebildiğin bir cennet. Sonrasında da Boğaz kıyılarının görece daha az bozulmuş mahalleleri ve korularla çevrili Boğaz’a bakan tepeler. Suriçi ve Haliç’te de nispeten iyi korunmuş özel yerler var.

(Kuzguncuk)

En beğendiğim binalar ve mekanlar arasında seçim yapmak imkânsız olurdu ama bir fikir vermesi için birkaç örnek verebilirim. Heybeliada Ruhban Okulu, müthiş bir mekân, özenle yapılmış çok güzel bir bahçesi, harika bir manzarası ve çok eski bir kütüphanesi var. Boğaziçi Üniversitesi, dünyanın en güzel kampüse sahip üniversitesi olabilir mi? Burası üniversiteyse benim okuduğum yer neydi dedirtiyor. Kuzguncuk Bostanı, mahallelilerle belediyenin birlikte çalışınca ne kadar güzel bir iş yapabileceğinin somut bir kanıtı. İstanbul’un kalan son bostanları da benzer bir model ile geleceğe taşınsa ne kadar harika olurdu. Mağlova Su Kemeri, İstanbul kırsalının gizli kalmış hazinelerinden sadece biri. Ali Bey Deresi'nin üzerinde devasa bir Mimar Sinan eseri. Üşenmezsen yakınlarda Güzelce Kemeri de var. Oradan yürüme mesafesinde de maalesef taş ocaklarıyla canı okunan tarihi Cebeci Köyü. Son zamanlarda yaptığım en şaşırtıcı keşiflerden biri de Kadıköy’deki Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’ydi. Çok güzel ahşap bir binanın içinde, küçük, ama özenli bir kütüphane ve harika bir etkinlik programları var.

“DOĞADAN KOPARILMIŞ İSTANBUL...”

  • Sizce İstanbul'u çirkin yapan şeyler neler?

Çirkin İstanbul nedir? Kabaca anlatmak gerekirse, doğadan koparılmış bir İstanbul’dur, Boğaz’a beton döküp gri meydanlar yaratmaktır, Yassıada’nın, Narmanlı’nın, Beyoğlu’nun başına gelenlerdir, Kuzey Ormanları’nın içinden vahşi hayatı ortadan ikiye bölen devasa bir otoyol geçirmektir, kentsel dönüşüm adı altında yaşadığımız mahallelerinin fiziki çehresini birbirinden vasıfsız ve açgözlü müteahhitler ile ev sahiplerinin insafına bırakmaktır, bütün şehrin kimliksiz bir Mecidiyeköy mimarisi tarafından yutulmasıdır, araba trafiğidir, trafikte çıldırıp birbirine hakaret eden insanlardır, geleneksel şehir hatları vapuru yerine konserve vapur tercih etmektir, tarihi ihya ediyoruz diye tarihi mahallelerde tarihle alakası olmayan inşaatlar yapmaktır, arabaya bağımlılıktır, Arnavutköy ve Bebek gibi mahallelerde oturanların valeler tarafından taciz edilmesidir, kaldırımda yürürken arkandan gelen motosikletlinin korna çalıp sana hakaret etmesidir, denizdeki pisliktir, tarihi eserleri yıkıp yerine ‘yenilerini’ yapmaktır, cami avlusundaki ağaçları kesmektir… Bu liste daha uzayıp gider maalesef.

  • Sizce İstanbul'u güzel yapan şeyler neler?

Birkaç örnek: nispeten korunmuş tarihi mahalleler (bkz. Kuzguncuk – üstelik bostanı da var!), yüksek binalarla kirletilmemiş bir siluet, arabaların değil yayaların önceliğinin olduğu yaşam alanları, parklar, bahçeler, korular ve deniz kıyısına serbestçe ulaşım. İstanbul, iklimi, coğrafyası ve tarihiyle eşsiz bir şehir. Sadece Boğaz bile içinde yunusların cirit attığı başlı başına olağanüstü bir oluşum. Özetlemek gerekirse, araba ve beton yoğunluğunun az, ağacın ve denizin, yani doğanın bol olduğu mahalleler İstanbul’un en güzel yerleri.

(Mobese direkleri)

İSTANBUL NASIL GÜZELLEŞİR?

  • İstanbul'un çirkinlikleri, güzelliklere nasıl çevrilebilir sizce?

İstanbul’daki (ve aslında şehirlerimizin tamamındaki) berbat gidişatı durdurabilmek için halletmemiz gereken dört temel meseleden bahsetmek mümkün.

Birincisi, liyakat. İlçe belediyelerinden bakanlıklara kadar, yapılması gereken işi en iyi bilene değil de amca oğluna veya ait olduğun tarikatın mensuplarına verdiğin sürece sorunları düzeltmekten ziyade yeni sorunlar yaratma ihtimalin çok yüksek.

İkincisi, kurumlar. Şehirlerimizin doğal ve tarihi değerlerini, kimliğini ve hafızasını korumaya yönelik kurumlarımız var. Bu kurumların yolsuzluktan arındırılıp düzgün ve güçlü bir şekilde çalışması, kaçak faaliyet ve vasatlıkla mücadele etmesi gerekiyor.

Üçüncüsü, eğitim. Görsel kültür, yaratıcılık ve sanat tarihi gibi dersler milli eğitim müfredatında yer alsa ve çocuklar estetik üzerine düşünmeye küçük yaşlardan başlasalar fena mı olur? Kentsel dönüşüm kapsamında evini yıktırıp yeniden yaptıran daire sahipleri arasında evinin mimari özellikleriyle ilgilenen, taleplerde bulunan var mı? Metrekare hesabı dışında bu süreçle ilgilenen birine rastlamadım şahsen. Aslında azıcık akıllı olsak, iyi bir mimari ile inşa edilen bir yapı grubunun uzun vadede çok daha değerli olacağını bilirdik. Eğitim önemli çünkü kentsel dönüşüm örneğindeki gibi kurumların planlama anlamında tamamen yetersiz kaldığı yerde durumu kurtaracak bir insan kaynağına ihtiyacımız var ve bu bizde maalesef yok.

Dördüncü mesele de vizyon değişikliği. İstanbul’a altın yumurtlayan bir tavuk muamelesi yapmak yerine hem doğal hem de tarihi açıdan olağanüstü öneme sahip bir şehir olduğunu fark edip şehri koruma altına almamız gerekiyor. İstanbul’a daha fazla turist getirmek, şehrin nüfusunu arttıracak projelere girişmek (bkz. Kanal İstanbul – üstelik su kaynaklarını da tüketiyor), en az üç çocuk yapmak, Çekmeköy’de oturup Maslak’ta işe gitmek… Bunlar güzel ve huzurlu bir şehirle bir arada olabilecek şeyler değil. İstanbul’u büyütmek değil, mümkün olduğunca küçültmek gerekiyor.

(Narmanlı Han/yeni-eski halleri)

  • 3 yıldır bu hesabı yürütüyorsunuz. İstanbul'u 'güzelleştirecek' yöneticilerle iletişimde misiniz?

Doğrudan iletişimde olduğum bir yönetici yok. Bazen İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, bazen de Beyaz Masa, Üsküdar ve Beyoğlu Belediyeleri Twitter’daki paylaşımlarımla ilgili geri dönüş yapabiliyor.

  • Tweetleriniz sayesinde çirkinlikten güzelliğe geçen yerler oldu mu?

Evet. Hazopulo Pasajı’ndaki işletmeler pasajı muşambalar, şemsiyeler, sandalyeler ve masalarla işgal etmişlerdi. Bunu birkaç kez üst üste şikâyet ettikten sonra işgalin büyük çoğunluğuna müdahale edildi. Pasajdaki yapılar hâlâ utanç verici durumda ama en azından avlu tekrar görülebilir hale geldi. 2019 yazında da Üsküdar’daki Şemsi Paşa Külliyesi’nin denize açılan kapısının tam ortasındaki aydınlatma direği, şikâyet üzerine Coşkun Bey ve Üsküdar Belediyesi’nin girişimiyle kaldırıldı. Nadiren de olsa böyle ufak değişimler oluyor.

(Eski Maksim Gazinosu'nun şimdiki hali)

“ÇİRKİN'İ TAKİP EDEN ÇOK”

  • İnsanların/takipçilerinizin tepkileri nasıl? İstanbul güzellemesi mi sizce daha çok ilgi çekiyor yoksa çirkin İstanbul’u görmek isteyen de var mı?

Çirkin İstanbul’un yanı sıra İstanbul’un sevdiğim yerlerini paylaştığım Güzel İstanbul isimli bir hesabım da var. Fakat Çirkin’in takipçi sayısı Güzel İstanbul’dan kabaca iki kat daha fazla. Aradaki farkın nedeni bence insanların çirkinlik görmek istemesinden ziyade, İstanbul’un çirkinleşmesine engel olmak için takip edenlerden kaynaklanıyor. Öte yandan takipçilerin tepkileri karışık. Nefret eden de çok teşekkür eden de var.

  • Bir şehir güzel olmak zorunda mı? Onu çirkinliğiyle de sevemez miyiz?

Bir şehir kesinlikle güzel olmak zorunda değil. İçinde yaşayanların keyfi bilir. Şahsen ben çok güzel yerlerde yaşamak istiyorum ve İstanbul’da çok daha iyisine sahip olabileceğimiz bir potansiyel var. Öte yandan, evet, bir şehir çirkinlikleriyle de sevilebilir. İstanbul’u da bu yüzden seviyoruz herhalde. İçinde çok fazla çirkinlik barındıran ama aynı zamanda çok güzel bir şehir.

KADIKÖY GÜZEL Mİ ÇİRKİN Mİ?

  • Peki son olarak; sizce Kadıköy güzel mi çirkin mi sizce? Neden?

Kadıköy birçok açıdan İstanbul’un en yaşanabilir yerlerinden biri olmakla birlikte ilçe geneline baktığımızda fevkalade çirkin yerleri olduğunu söylemek mümkün. Moda, Yeldeğirmeni, Caferağa şahane yerler mesela. 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında yapılmış birbirinden ilginç ve çekici mimari örnekler var. Sahilleri,sokakları, mahalle kültürü ayrı güzel. Öte yandan Kadıköy-Bostancı hattı kentsel dönüşüm adı altında alakasız uzunlukta ve görüntüde binalar dikmek suretiyle mahvedildi. Bir zamanlar köşkleri ve bahçeleriyle sayfiye yeri olan bu bölge zaten yıllar içinde (sahil tarafındaki bazı güzel modernist istisnalar hariç) birbirinden çirkin apartmanlarla (Türkiye’deki şehirlerin tümünün başına geldiği gibi) bir beton tarlasına çevrilmişti. Ama en azından bu yapıların iyi kötü bir görsel ve fiziki bütünlüğü vardı. Renkleri birbirine benziyordu, yükseklikleri üç aşağı beş yukarı birbirine yakındı. Kentsel dönüşüm adı altında tamamen müteahhitlerin ve ev sahiplerinin insafına bırakılarak yeni apartmanlar yapıldığında ortaya utanç verici bir görüntü çıktı maalesef. 

https://twitter.com/CirkinIstanbul

https://twitter.com/GuzelIstanbul_


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.