Haftalık Bağımsız Gazete 13 Temmuz 2020

Ya da basitçe seks…


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 25 Haziran 2020, 13:00

memisbetul@gmail.com

“Kurumsal ırkçılık” mevzularına dair yaşananların tezahüründe paylaşım ve yorumlara eminim çoğunuz dikkat kesiliyordur. Görünen o ki; bu dünyanın fanisi olmak zor! Açıkçası, beynimde fosforun bittiği zamanlardayım ben. Halet-i ruhiyem ise; herhangi bir subliminal reklamının içinde ve ‘trend topic’lerin arasında (Lewis Carroll’un yazdığı) “Alice Harikalar Diyarında’ki “Ay! Ay! Geç kalacağım!” diyen Beyaz Tavşan gibi. Bilimkurgu romanları ile tanınan ABD’li roman yazarı (siberpunk akımının babası olarak bilinen, ilk romanı Neuromancer yayınlandığı 1984’ten bu yana, tüm dünyada 6.5 milyonun üzerinde okurla buluşan) William Gibson’ın 2003’te Economist’e verdiği röportajdaki meşhur sözünü hatırlayalım: “Gelecek çoktan gelmiştir ama yalnızca eşit dağıtılmamıştır.”

Ortalıkta dolanan prosaik konuşmaları geçip, varolanın dayanılmaz absürtlüğüne dalmak isterseniz de (Boğaziçi Üniv. yazar-editör) Gürkan Akçay’ın “Bilimsel Temelli Olmayan Bir Etiket: Irk” başlıklı “bilimfili”nde denk geldiğim yazısına göz atmanızı tavsiye ederim: “DNA’mızı biyolojik bilginin saklandığı basit bir hafıza kartı olarak düşünebilirsiniz. Yani içimizde 3 milyar harflik bireysel bir kod ya da 20.000 gen bulunuyor. Örneğin, ilk büyük dönüm noktası, 2009’da bir Neandertal kemiğinden DNA’nın çıkarılması oldu. İlk kez bizden farklı bir insan türünün genomuna sahip olduk ve bu bilgi paleontologlara önemli sorular sordurdu: Neandertallerle nasıl etkileşim içerisine girdik? Daha da özelde, türümüz ve neandertaller arasında bir çiftleşme meydana geldi mi? Cevap, oldukça açıktı: Evet. Çünkü yapılan analizler sonucunda Neandertal DNA’sının Homo sapiens DNA’sı, Homo sapiens DNA’sının ise Neandertal DNA’sı içerdiği görüldü. Avrupa toplumlarının DNA’sının ortalama %1-2’si Neandertal DNA’sı içerir. Gelişmiş istatistikler ve bilgisayar modelleri ile bu DNA’nın Neandertaller’den insanlara, insanlardan Neandertaller’e ne zaman geçtiğini belirleyebiliriz. Bu duruma da ‘gen aktarımı’ ya da basitçe seks diyoruz.” Ezcümle: Başka insan türlerinin izlerini içimizde taşıyoruz. Ve kabul edip bir rahatlayalım artık; insan teknolojik bir tür… Manidardır, şu an fonda “Utan utan utanmayan insan olur mu lan?” diyen Adamlar’ın “Utanmazsan Unutmam” şarkısı nidalanıyor. Sahi, bugünlerde paralel evren koordinatlarında, utanmak nereye, biz insanlar nereye düşüyoruz acaba? Malum, şu günlerde hepimiz ‘iletişim devrimi’ sayesinde farkındalık duvarlarımızda çığır açıyoruz, coştuk yani o derece! 

(Erken içimden geldi notu: 1996’da yayınlanan The End of The World (Dünyanın Sonu) adlı kitabıyla varoluşsal risk çalışmaları alanının kurulmasına yardımcı olan Kanadalı filozof John Leslie’ye göre, önümüzdeki beş yüzyıl içinde insanların soyunun tükenme ihtimali yüzde 30’muş. Buraya bir ‘mukadderat’ iyi gider gibi.)

Utananları buraya alalım!

“Bilal Erdoğan’ın yönettiği Okçular Vakfı’nın düzenlediği 1071 Malazgirt Anma Etkinlikleri’nin yapıldığı parka üç yılda 46 milyon TL. harcandı. Salgından etkilenen 300 tiyatroya 6 milyon ayrıldı!” Diyeceksiniz ki, karşımızda cep telefonlarımıza İBAN gönderen bir T.C. var, her şey halloldu da üstüne bir de sanatla mı yorulsunlar?! Haklısınız, en azından vergilerimizin ‘bir kısmı’nın nelere gittiğini görüyoruz; ‘ata sporumuz’ olan okçuluk gibi! Dünya ahalisinin kadrajından az biraz uzaklaşırsak da, yaşadığımız coğrafyanın sanatla hemhali - imtihanı ortada, tabii ki ‘erk -devlet’in pandemi sürecindeki vizyonu ve sanatla olan diyalogu ibretlik. Her şeye rağmen insanlıktan nasibini bir türlü alamayan ben, pandemiyle de birlikte şaşıran yerlerimi felçlemeyi başardığımdan -oksijen israfı da yapmamak adına- şuraya, yönetiminde Iraz Yöntem, Yeşim Özsoy, Ersin U. Güler, Mert Fırat, Muharrem Uğurlu ve Fisun Ekşi’nin yer aldığı Tiyatro Kooperatifi’ni ve kurucularının arasında Esen Çamurdan, Canan Arın, Boğos Çalgıcıoğlu ve Haldun Dormen gibi pek çok ismin yer aldığı Türkiye Tiyatro Vakfı’nı (yeniden-bir kez daha hatırlatmak için) iliştirmek isterim. Takibinde olanların aksine, gündemin yoğun ve yorgun hasbihalinden es geçenlere gelsin! Aslında tiyatroya dair pek çok bilgiyi öğrenebileceğiniz, hatta gündemin başlıklarını da dikize yatabileceğiniz Gazete Müstehak’ı takibinize alabilirseniz. Böylelikle kadim sanat tiyatrodan ata sporu olan okçuluğa geçişimiz gibi daha pek çok mevzuyu gözlemleme – okuma şansınız olabilir. (Es notu: Kesinlikle ‘oradakini buraya koymamaktayım’dır. Ortaya karışık dökülmeler volüme bilmem kaç diyelim.)

Bu arada, BGST Tiyatro, her hafta farklı bir oyuncunun seslendireceği “K’nın Sesi” adlı bir podcast serisi başlattı. Üç boyutlu ses tasarımı ile hazırlanan oyunlar, dinleyiciyi tiyatro izleme deneyimine yaklaştırarak hayal gücünü harekete geçirmeyi hedefliyor. İngiltere - York Üniversitesi’nin desteklediği, tiyatro mesaisinden aşina olduğumuz Duygu Dalyanoğlu ve akademisyen Özlem Aslan’ın yürüttüğü programda, karantina psikolojisi ve toplumsal cinsiyet, korona sürecinde LGBTİ+ deneyimleri, şiddet, kadın emeği, yaşlı hakları ve sağlığı, salgın tarihinde kadınlar gibi temalar ele alınacak. Oyunların ses tasarımı ve müziği Beril Sarıaltun’a, jenerik seslendirme Feryal Öney’e, görsel tasarımlar ise Dilek Şenyürek’e ait. Projeyi, BGST Tiyatro’nun sosyal medya kanallarından takip edebilirsiniz. 

Tiyatro measisine okuma seansıyla devam edersek de bu hafta, absürt tiyatronun üstadı (Fransız-Rumen) Eugène Ionesco’nun yazı, söyleşi ve yanıtlarının bir dökümü olan “Notlar ve Karşı-notlar” kitabını önereceğim. “Ayak parmaklarım, ayak parmaklarım, ne istiyorsunuz benden?” bu sorunun cevabına yaklaştığını düşünenlere Ionesco’nun kitabı takdimimdir; YKY’ndan çıkan, Hanife Güven’in Türkçeye çevirdiği kitap, iki temel konuyu çatısına alıyor: “Niçin yazıyorum? Niçin tiyatro yazıyorum?”… 

“Sözcüklere hiç söylemek istemedikleri şeyleri söyletmek isteyen bir yazardan her türlü anlam arayışına karşı bir tür ilkyardım çantası” olarak tanımlanan kitap, Ionesco’yu daha iyi anlamak isteyenlere...

Madem hayatın dublaj seslerinin arasında ‘evdekal’ çağrılarına, maskeleri çenelerinde ya da kol dirseklerinde el sallayanlar var; o vakit, sizlere üç farklı güzergâh daha vermek isterim: Sanat alanındaki farklı pratiklerin araştırma ve üretim süreçlerini kolaylaştırmak amacıyla kurulan, program direktörlüğünü Eda Aylin Genç, küratörlüğünü Beral Madra’nın üstlendiği, danışmanları arasında Dr. Selçuk Artut, Doç. Dr. Ahu Antmen ve Dr. Nazan Ölçer’in yer aldığı Gate27 (https://intro.gate-27.com) ; 500’e yakın sanatçıyı, 30’u aşkın galeri ve alternatif sanat alanını, yaklaşık 4000 sanat eserini dijital ortamda bir araya getiren Kolekta (https://www.kolekta.com.tr)ve İstanbul’u semt semt arşınlayıp literatürünüzü zenginleştirecek olan 10 Bin Adım (https://10binadimda.com/)...

Haziran vedasını da müsekkin görevi minvalinde, bu yıl 250. yıl dönümü kutlanan klasik çağın ve romantizmin önemli temsilcilerinden Friedrich Hölderlin’in bir sözüyle verip, dağılalım: “Zira fânilere utanma yakışır.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.