Haftalık Bağımsız Gazete 25 Haziran 2018

“Ve sonra bir bakarsınız ki bir anda değişmişsiniz”


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 02 Mart 2018, 08:57

Çin’in Sezuan eyaletinde geçen ve üç tanrının iyi bir insan aramak üzere dünyaya inmesiyle başlayan “Sezuan’ın İyi İnsanı”, epik tiyatronun öncüsü Bertolt Brecht’in 27. Denemesi... “Ben Bertolt Brecht, kara ormanlardan geliyorum / Anamın karnındaydım daha / Kentlere taşıdığında beni / Ölünceye dek kalacak bende ormanların soğuğu…” diyen Brecht, bu oyunu Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesinden sonra gittiği sürgünde, İkinci Dünya Savaşı öncesinde yazmış. 1938’de Danimarka’da yazmaya başladığı bu oyunu, 1940’ta İsveç’te bitirmiş. İlk kez 1943’te Zürih’te ve 1946’da da Viyana’da oynandıktan sonra, Almanya’da ancak 1952’de Frankfurt Tiyatrosu’nda sahnelenebilmiş. Türkiye tiyatrosunda ilk kez 1963’te seyircisiyle buluşan “Sezuan’ın İyi İnsanı”, aynı zamanda Türkiye’de profesyonel anlamda sahnelenen ilk Brecht oyunu olma özelliğini de taşıyor… Geçen yıllarda da hem devlet hem de özel tiyatrolarda izleme şansı bulduğumuz oyunda, Brecht şöyle ses verir: “İyi insan olacağınıza / öyle bir yere götürün ki dünyayı / iyilik beklenmesin!”.

Üstadın bizden cevaplamamızı istediği soru ise şudur: “Dünyayı mı değiştirmeli? İnsanı mı?”… 206 kemik insan yavrusu (bizlerin) mayasını ötelerde-berilerde aramak nafile; ‘öz’e en kestirme yoldan belki de aynaya bakmalı – bakabilmeli! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2017 istatistiklerine göre hak ihlallerinde, Rusya birinci, Türkiye ise ikinci sırada geliyor. Ne diyeyim, az kenara çekilip, utanma seanslarına iltifat mı edeyim… (Soru değildir, geçelim.)

“İnsanlar değişmek istemezler ama”

Bu hafta, fonu dinginleştirenlerin başında; 2010’da kurulan Hang Massive grubu var. Malum, müzik bizim oksijen hava sahamız, validemizin ak sütü gibi emmek lazım ki beşeri hemhalliklere tahammül edebilelim. Grubu internet ortamında dinleyip, takip edebilirsiniz. Hatta ilk çıktıklarında, albümlerine ödemek istediğiniz -0 TL de dahil olmak üzere- fiyatı siz belirliyordunuz. (Meraklısına not: ‘Pay what you want’ (ne istersen öde) sistemiymiş bu. Ki dünyada her şeyin böyle olduğunu bir düşünsenize -hayali bile güzel- aynı gökyüzü altı fanileri için nefeslenmek daha kolay olmaz mıydı?!) Gelelim, gruba adını da veren -değişik- vurmalı çalgıya; Hang, ilk kez 2000’de, İsviçre’de üretilen bir müzik aleti. Kadıköy sokak müzisyenlerinin de bir kaçında görmüş olabilirsiniz. Ses tonu ve etkisi nedeniyle ‘hipnotik bir çalgı’ olarak nitelendirilen hang, Bern dilinde ve Macarca’da ‘el’ anlamına gelmekte. Hang, ayrıca benzer seslerini veren başka bir müzik aleti olmamasından dolayı da müzik camiasında başka bir yerde.

 “İnsanlar değişmek istemezler / Ama değişmeliler / Bir gün öyle büyük bir felaket yaşarsınız ki / ve sonra bakarsınız ki / bir anda değişmişsiniz…” Nick Cave, son albümünde böyle bir yerden ses veriyor; ağıt gibi, iyileşme gibi, hüzün gibi… Memleket platformu rahat durursa Nick Cave & The Bad Seeds, Temmuz’da, İstanbul kitlesini mesut etmeye gelecek. (Haberi aldık ve nida üstüne nida…) Müziğinin ve hayata akışının hastasıyız, lakin geçenlerde “Skeleton Tree” son albümüne bakarken, insan hayatının hiç de göründüğü gibi olmadığının -bir kez daha- ayrımına vardım. Gerçi bu coğrafyada, her durakta biraz daha his ishali oluyor insan, o da ayrı ama! Cave, en son 2014’te, doğum günü şerefine dünya üzerindeki yirmi bininci gününü konu alan biyografik filmi ile dinleyenlerine ulaşmıştı. Ülke sınırlarına 2018 Temmuz’unda giriş yapacak Cave ama çok değil, 2015 Temmuz’u Cave’in belki de hayatının en kötü (başlangıç ya da bir dönem bitişi oldu, ne derseniz deyin) dönemiydi. (19 yaşında trafik kazasında kaybettiği babasının, hayatındaki etkisini yakından takibe düşenler bilecektir.) 59 yaşındaki müzisyenin, 15 yaşındaki oğlu Arthur Cave, Brighton yakınlarındaki bir uçurumdan düşerek hayatını kaybetti. Oysaki çok değil bir yıl önce Arthur, biyografik film olan “20,000 Days On Earth”te de rol almıştı. Grubun 16. albümü olan “Skeleton Tree”nin kayıtları, 2014’ün son aylarında başlamıştı. Fakat bu olayın ardından hem Cave’in hayatındaki her şey hem de albümün gidişatı değişti: “Ve sonra bir bakarsınız ki bir anda değişmişsiniz…” Kısaca; Hang Massive ile başlayan fon mesaisi, Nick Cave’in son albümüyle devam edebilir.

Tiyatroadam usulü İntiharın Genel Provası

Bu hafta tiyatro mesaisinde; kurulduğu 2007’den bu yana başarılı performanslara imza atan Tiyatroadam’ın  “İntiharın Genel Provası” oyunu var… Baştan es’imizi verelim: Muazzam bir kara mizah oyunu karşımızdaki… Dozunda ve derin bir sistem eleştirisi… Oyunun yazarı pek çoğumuzun yakından filtresine aldığı bir isim: 10 parmağında 10 marifet dedikleri türden, (1948) Sırbistan doğumlu Duşan Kovaçeviç. (Es notu: “İntiharın Genel Provası”, Türkiye seyircisine Kovaçeviç’i tanıtan ilk piyes.)

1973’ten günümüze pek çok oyun yazmış, sahnelemiş ve aralarında Emir Kusturica’nın “Underground”u da olan, çoğu kendi oyunlarından uyarladığı dokuz senaryo yazmış. Bununla da yetinmeyip, iki oyunundan senaryolaştırdığı “Balkan Casusu” ve “Profesyonel” filmlerini yönetmiş. Sırp Bilim ve Sanat Akademisi üyesi ve Belgrad’daki Zvezdara Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni. Bir süre de Lizbon’da Sırbistan Büyükelçisi olarak görev yapmış.

(Üşenmez de hatırlarsak: 2010’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatroları’nda, Işıl Kasapoğlu rejisi, Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler oyunculuğunda kapalı gişe oynayan “Profesyonel”; 2009’da, M. Nurullah Tuncer’in yönetiminde, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Bora Seçkin, Serhat Mustafa Kılıç, İbrahim Can ve Bennu Yıldırımlar’ın rol aldığı “Bir İntiharın Genel Provası”; 2010’da, yine Tuncer’in sahnelediği “Dar Ayakkabıyla Yaşamak” ve 2011’de, yine Tuncer’in Devlet Tiyatroları için sahnelediği “Buluşma Yeri” adlı oyunları, tiyatro dimağlarında Kovaçeviç’le ilgili tebessüm yaratan işlerden.)

İntiharın Genel Provası üzerine dikize yatarsak da: Yazar, sosyalizm sonrası kabuk değiştiren Yugoslavya’nın ‘çaresiz’ ve ‘yoksun’ insanlarının yaşama tutunma çabasını, sinematografik kadrajda muazzam işlemiş. Tiyatroadam’ın yorumlaması da temiz ve seyrini aşağı çekmeyen türden. Yazarın kalemi ortada, çok güçlü ve metin de bıçak sırtı algıya çok açık. Bu bakımdan, Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun (Es notu: İnci Aral’ın Maraş Katliamı’ndan bir yıl sonra bizzat Maraş’a giderek oradaki tanıklıklardan yola çıkarak yazdığı öykü kitabı) ödüllü “Kıran Resimleri”nin rejisiyle hatırlayacağımız Emrah Eren’in yönetimini bir kez daha takdir ettim. Barış Dinçel’in işlevsel sahne ve kostüm tasarımı ise dikkat çekici… Dört ayrı rolle, kılıktan kılığa girerek enseyi serin tutan oyunculuğuyla (ki tiyatro sahnesinde izlemeyi özlemişim) Erdem Akakçe ve enerjisini her daim seyircisine ayna kıvamında yansıtmasını bilen Fatih Koyuncuoğlu’ya özellikle alkış… İkisinin de performansları, adeta bir zen ustalığı kıvamındaydı. Oyunun diğer oyunculuklarında ise Kadir Çermik ve Selen Öztürk yer alıyor. Açıkçası sinemada yarattığı karakterlerde ve (2010) “Generaller, Savaş ve Barbekü” ve (2016) “Bütün Kadınların Kafası Karışıktır”da seyrine daldığım doğal yaratımıyla Kadir Çermik’in ve (2014) “Bakarsın Bulutlar Gider”deki Selen Öztürk’ün performansının etkisi hâlâ dimağımdayken; bu defa ne yazık ki Akakçe ve Koyuncuoğlu’nun yamacında, karakterlerinin bana geçmediğini söyleyebilirim. Ki belki o güne yahut döneme ait bir durum da olabilir. Herkes(ler) bu kadar alkış kıyamet olduğuna göre… Ezcümle; Tiyatroadam, enseyi serin, algıyı derin tutan işlerine bir yenisini daha eklemiş, takibe devam! O vakit; sürç-i lisan ettiysek affola diyerek, huzurlarınızdan yavaştan uzarım. Malum, fanilik mesaisi beklemez. Şimdilik eyvallah!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.